lorekeeper-savasla-gecen-bin-yil-bolum-3

Savaşla Geçen Bin Yıl – Bölüm 3: Gölge & Işık

“Uzlaşmaya varmaya çalıştığın şeyi anlıyorum, Alleria Windrunner. Ancak sormak durumundayım: Sen anlıyor musun?”

Alleria gözünü bile kırpmadı. “Ne önemi var ki?”

“Benim için bir önemi yok.”

Alleria uzlaşmaya çalıştığı şeyin ne olduğunu çok iyi anlıyordu. Ancak ya bunun sonuçları… ödemesi gereken bedel…

Eh. Onların da vakti elbet gelecekti. Ancak Yakan Lejyon’u alt etmeden önce ondan nasıl kaçabileceğini öğrenmesi gerekiyordu. Yakalanmak pek de planının bir parçası değildi ancak içinde bulundukları durum biraz da doğaçlama yapmalarını gerektirmişti. Her şeyi bir kenara bırakacak olursa yakalanışı sayesinde ödülüne bir adım daha yaklaşmıştı. Beş yüz yıl süren araştırmaları geride kalmıştı. Hedefi artık kolaylıkla erişebileceği yerdeydi. “Kısa süre sonra harekete geçmemiz gerekecek. Bana karşı olan sabırlarını yitirdiklerini düşünüyorum. Hazır ol, Diyar-Gezen.”

Hemen üstünde süzülen kafesin içinden bir kahkaha yükseldi. “Senden çok daha uzun bir süredir buradayım, Windrunner. Sonunda buradan ayrılmak için hazırım demek az bile kalır.”

“Pekâlâ.” Alleria, Lejyon’un sorgulayıcılarını dikkatle izlemişti. Geçen birkaç gün boyunca iradesini kıramamış oldukları için gözle görülür bir biçimde sinirlenmişlerdi. Vakit daralmıştı. “Nahoş bir iş olacak gibi.”

Diğer varlığın bulunduğu kafeste mor ışıklar titreşti. “O hâlde ilk dersimiz şu an başlıyor. Basit bir teknik. Ve gerçekten oldukça da nahoş. İyi dinle.”

Alleria gözlerini kapadı ve zihnini açtı. Xe’ra’nın uyarıları düşüncelerinde yankılanıyordu. Onları görmezden geldi. Kendini bu yola adayalı uzun zaman olmuştu.

Yalnızca yeterince tahammül edebilmeyi umdu.

***

Argus’taki savaş bir anlığına durdu. Ancak uzun sürmeyecekti.

Yüce Eksarh Turalyon, çarpışma hattının gerisinde kalan holü arşınladı. “Hazır olun! İlk saldırı dalgasını hatta tutun, sonra geri çekilin. Onların tamamen içeri çekmeliyiz!”

Lothraxion’un yanından geçti. Nathrezim dönüp ona baktı. “Yoldaşlarımıza yeterince zaman tanıyabilecek miyiz?” Turalyon hiçbir şey söylemedi ve bu sessizliği durumu açıklamaya yeterliydi. Lothraxion homurdandı. “Eh, en azından Lejyon’un gururunu incitebiliriz.”

Holün girişinde bir gümbürtü patlak verdi. Ağır adımların ve çarpışan silahların sesleri havayı doldurdu. Gittikçe yükseliyordu. Turalyon kılıcını sıkıca tuttu. Işık aşkına, Alleria’nın hâlâ yanında olmasını nasıl da istiyordu. “İşte, geliyorlar!”

Hırıldayan iblisler dar girişten akın akın girmeye başladılar. Üç dehşet efendisi tarafından öncülük ediliyorlardı. Lothraxion onları kahkahalarla karşıladı; silahları çarpıştı. “Sizi tekrar görmek ne güzel, kardeşlerim!” Işık ve fel, olağanüstü bir hiddetle birbirlerine karıştılar.

Dar bir koridorda çarpışıyorlardı. Burası bir ara geçitti. Işık o an için sayıca daha üstün olan düşmanlara karşı hattını koruyabiliyordu. Bir iblis savunma hattını kırdı ancak Turalyon’un kılıcı hızlıca işini gördü. Yüce Eksarh ardına baktı. Zanaatkârları hâlâ büyük bir hiddetle ana bölmedeki geçit yarığı yapılarıyla uğraşıyorlardı. “Bitti mi?” diye seslendi.

Zanaatkârlardan biri, sesi sinirden çatlamış bir şekilde bağırdı. “Neredeyse! Sadece biraz… çok az zamana daha ihtiyacımız var…”

“Vaktimiz kalmadı. Geri çekilin ve yarığı açın!” Turalyon ordusuna döndü ve haykırdı. “Geri çekilin! Geri çekilin!”

Askerleri emrine sakince itaat ettiler; tek başına saldıracak kadar ahmak olan iblislerin üstesinden gelerek hep birlikte geri çekilmeye başladılar. Hol girişinden gerileyerek Yakan Lejyon’un geçit yarığı bariyerlerini tuttuğu geniş, yüksek tavanlı odaya adım attılar. Yüzyıllar boyunca çeşitli akınlara maruz kalan Yakan Lejyon, en sonunda Işık’ın Ordusu’nun Argus’a geçitler açarak vur-kaç saldırıları gerçekleştirmesini nasıl engelleyeceğini bulmuştu. Bu bariyerler orduyu durdurmuştu.

Saldırıyı gerçekleştirmek umutsuz bir girişim olmuştu. Turalyon’un ordusundaki hiç kimse bariyerlerin nasıl çalıştığını veya onları nasıl yok edebileceklerini bilmiyordu. Ancak yine de hepsinin almaya razı olduğu bir riskti. Başarırlarsa Argus’un yolu tekrar onlara açılacaktı. Dünya-özünü ele geçirme tehdidiyle Yakan Lejyon saflarında paniğe yol açabilirlerdi. Hatta Lejyon’u Azeroth işgalini durdurmaya zorlayabilirlerdi.

Ancak başaramamışlardı. Ve şu anda da Argus üzerindeki tüm iblisler tepelerine binmek üzereydi.

Lothraxion haklıydı. Artık yapabilecekleri tek şey Lejyon’un gururunu incitmekti. Ancak Argus, Çarpık Düzlem’deydi. Burada mağlup ettikleri her düşmandan sonsuza kadar kurtulmuş olacaklardı.

Ordu, geniş odanın daha da içlerine geriliyormuşçasına hareket etti. İblisler Turalyon’un kuvvetlerini takip etmeye o kadar heveslilerdi ki koridorlardan çıkıp aceleyle odayı doldurmaya başladılar ve bu yüzden kapının iki yanında gizlenen paladinleri görmediler. Turalyon girişi kaplayan iblislerden başka bir şey göremez olduğunda emrini verdi.

“Şimdi!”

Ordu geri çekilmeyi bıraktı. Gizlenen iki paladin, kolları iki yana açık bir şekilde girişe adım attılar. Kutsal güç bir yanardağ gibi patladı. Önlerinde duran iblisler, Işık’ın gazabı onları yok ederken feryat ettiler.

Çoktan odaya girmiş olan iblisler şaşkınlıkla döndülerse de Turalyon ve ekibinin saldırısıyla karşılaştılar. Çarpışma kısa sürdü. Aynı Turalyon’un planladığı gibi.

Paladinlerden biri -ki adı Rosallas olan bir kumandandı- holün girişinden sendeleyerek odaya girdi. Diğer paladinse ortada yoktu. Turalyon kaybettikleri paladin için bir dua mırıldandı ve diğerlerine döndü. “Gitme vakti geldi,” dedi yüksek sesle.

Paladinlerin aracı hâlâ aktifti. Argus’a fiziksel güç kullanılarak düşürülmesi gerekmişti ancak buradan Xenedar’a zorlukla bir geçit açabilirdi. Ordu dar geçitten eğilerek geçti ve kısa sürede aradaki uzun mesafeyi katederek güvende olacakları yere adım attı. Turalyon, Xenedar’a varan son kişiydi. Ancak aracın açtığı geçit kapanmamıştı. İblisler hızla yarığa varmaya çalışıyorlardı. “Kapat şunu,” dedi Turalyon Rosallas’a.

“Kapatamıyorum. Bir şey var…” Kuvvetli bir rüzgâr Xenedar’ın içine doğru esti ve yarık sonunda kapandı. Paladin bir anlığına şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı ve omuz silkti. “Kusura bakmayın, Yüce Eksarh. Bir şey kapanmasını engelliyordu.”

“Hiç şaşırmadım. Lejyon burayı istila etmeye can atıyordur,” dedi Turalyon içi buruk bir şekilde.

Hiç şüphe yoktu ki Argus’a gizlice girdikleri son sefer olmuştu. Lejyon bir daha Xenedar’ın araçlarıyla gafil avlanmayacaktı.

Şimdi ise Işık’ın Ordusu bulunduğu yerde hapis kalmıştı; Çarpık Düzlem’in kaosu içerisinde saklanıyordu.

Lothraxion liderinin omzuna hafifçe vurdu. “İyi bir savaştı, Turalyon. Bugün bizi iyi yönettin.”

Turalyon yoldaşının elini sıktı. “Fevkalade savaştın. Diğer herkes de öyle. Bu dediğimi onlara ilet.”

“Tabii ki, Yüce Eksarh.”

Turalyon, Lothraxion’un gidişini izledi. Evet, ordu göğüs gerdiği ezici üstünlüğe karşı yalnızca bir kişiyi kaybetmişti. Ancak Lejyon kazanmıştı.

Lejyon’a karşı verilen savaş çok şey başarmalarını sağlamıştı. Mahkumları ölümlerden daha kötü kaderlerden kurtardı. İblislerin Azeroth istilasını onlarca yıl boyunca erteledi. Ve şimdi sona ermişti; muzaffer bir son savunmayla değil, küçük bir çatışma ve Işık’ın Ordusu’nun aşamadığı bir duvarla bitmişti.

Turalyon, Xe’ra’yı bulmak için bitkin bir hâlde Xenedar’ın daha iç kısımlarına doğru ilerledi. Başarısızlığını ona anlatacaktı. Ve karşılığında hiçbir cevap alamayacaktı. Xe’ra, Yakan Lejyon’u yenebilme umutlarının Azeroth üzerinde çarpışan kahramanlar olduğunu ön görmüştü. Zihni tamamen işgali geri püskürtmeye çalışan bu kahramanlara yardım etmeye odaklanmıştı.

Bu durum Turalyon’u diğer her şeyden daha çok incitiyordu. Xe’ra onun başarısız olacağını biliyordu ve bu yazgının üstesinden gelebilmesi için ona yardım etmeye çalışmamıştı.

Işık aşkına, naarunun başarıya ulaşmasını diliyordu. O gerçekleşene kadar Turalyon’un yapabileceği hiçbir şey yoktu.