HuliandelEzgi Pajecki

Özellikle oyunların hikayeleri açısından bakıldığında tam bir RPG ve MMORPG tutkunu. Gururla taşıdığı N7 dövmesiyle tam bir Mass Effect hastası ve iflah olmaz bir World of Warcraft bağımlısı.

Bu yazarın tüm yazıları : Huliandel

 

Artefakt Öyküleri: Warrior


Okumaya devam...  

Artefakt Öyküleri: Shaman


Okumaya devam...  

Artefakt Öyküleri: Priest


Okumaya devam...  

Artefakt Öyküleri: Monk


Okumaya devam...  

Warcraft Tarihçeleri – Bölüm 16: Muhafız Aegwynn, Gezgin Ada ve Üç Çekiçler Savaşı

Kadimler Savaşı ve ardından yaşanan Büyük Bölünme’nin üzerinden dokuz bin yılı aşkın bir süre geçmişti. Azeroth toprakları bu süre içerisinde gerçekleşen olaylar yüzünden Titanlar’ın bir zamanlar yapmak için uğraştıkları o huzurlu ortama bir türlü kavuşamamıştı. Vrykul atalarından evrimleşen insanlar, zaman içerisinde ’na yayılmışlar ve güç sahibi olmuşlardı. Ancak özellikle Dalaran şehir devletinin serbest büyü kullanımı konusundaki politikası sebebiyle iblislerin dikkati tekrar Azeroth’a dönmüştü. Bu durum kontrolden çıkmaya öylesine müsaitti ki insanlar, kuzeydeki komşuları asil elflerden yardım istemek zorunda kalmış ve adıyla anılan bir topluluk oluşturmuşlardı. Aralarından bir kişiyi “” olarak seçen bu topluluk, güçlerini kalıcı olarak bu kişiye aktarmanın yolunu da bulmuştu.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Illidan Stormrage

“Hain… İhanete uğrayan asıl bendim! Yine de peşimden koşuluyor. Yine de benden nefret ediliyor. Ancak şimdi gözlerim diğerlerinin göremediklerini görüyor. Bazen kaderin eline hükmetmek gerektiğini biliyorum!” Illidan Stormrage, ikiz kardeşi Malfurion ile birlikte on bin yıldan uzun bir süre önce -yani Azeroth henüz tek bir kıtadan oluşuyorken- Val’Sharah bölgesindeki Lorlathil kasabasında dünyaya geldi. Malfurion’un aksine Illidan, gece elfleri arasında gelecekte büyük işler başarılacağına işaret olduğuna inanılan altın rengi gözlere sahipti; doğumunu ilan eden Elune Rahibesi’ne göre şanlı ve refah dolu bir geleceğe sahip olacaktı. Fakat Illidan’ın geleceği aslında beklendiği gibi huzur ve şan dolu olmayacaktı.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Zul’jin

“Burası bizim topraklarımızdı… Trol topraklarıydı. Biz Amaniler HERKESTEN önce buradaydık! Elfler ve onların İttifak’ı bizi buradan sürmek için geldiler. Ama vazgeçmedik. Unutmadık. Elfler benden gözümü çaldılar. Onlardan kaçmak için kendi kolumu kestim! Ve şimdi Güruh’un yanında mı savaşıyorlar?! Güruhunuza tüküreyim! Nefret ediyorum… Hepinizden nefret ediyorum.” – Zul’jin
Okumaya devam...  

Warcraft Tarihçeleri – Bölüm 15: Maraudon ve Kayan Kumlar Savaşı

Kadimler Savaşı sonrasında yaşanan Büyük Bölünme’nin ardından Azeroth ırkları, kendi iç sorunlarıyla yüzleşmek zorunda kalmışlardı. Elfler, troller, insanlar, cüceler, gnomlar… Hepsinin kendi iç karmaşaları vardı ve zorluklarla baş etmek durumundalardı. Nispeten daha sakin bir hayat süren taurenler ise ne tür bir olaya sebebiyet vereceklerinden habersizlerdi.
Okumaya devam...  

Warcraft Tarihçeleri – Bölüm 14: Gurubashi Sivil Savaşı, Eldre’Thalas ve Arathor’un Dağılışı

İnsanlar, cüceler ve gnomlar Azeroth topraklarında kendi imparatorluklarını kurup gelişmeye devam ederken dünyanın geri kalanındaki diğer ırklar için sıkıntılar sürmeye devam ediyordu. birçok Azeroth ırkı için ciddi sorunlara sebep olmuş, altından kalkması zor problemlere yol açmıştı. Bu ırklar arasında troller ve elfler en zor durumda olanların başında geliyorlardı.
Okumaya devam...  

Warcraft Tarihçeleri – Bölüm 13: Tirisfal Konseyi, İlk Muhafız ve Cücelerin Uyanışı

Doğu Krallıkları topraklarında yaşayan ve vrykulların soyundan gelen insan kavimleri, kral olarak seçtikleri Thoradin’in sancağı altında birleşmiş, Arathor İmparatorluğu’nu oluşturmuşlardı. Asil elflerle güçlerini birleştiren insanlar, böylece bölgede hüküm süren trol tehdidini de alt etmeyi başarmışlardı. Elflerle yapılan anlaşma sonucunda insanlar da büyü kullanımını öğrenmiş, zaman içerisinde ise bu büyücüler kendi şehir devletlerini kurmuşlardı: Dalaran. Ancak Azeroth topraklarında sorunlar bitecek gibi gözükmüyordu.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Varian Wrynn

“Oğlum… Korkunç bir karanlık dünyamıza geri döndü. Daha önce de olduğu gibi değer verdiğimiz her şeyi yok etmeyi amaçlıyor. Bununla yüzleşmeye geri dönemeyeceğimi bilerek gidiyorum. Bütün hayatım boyunca elimde kılıçla yaşadım. Krallıkların yandığını gördüm ve cesur kahramanların beyhude yere ölüşünü izledim. Benim için güvenmek zordu, özellikle de bu kadar çok şey kaybetmişken. Ama senden sabretmeyi öğrendim; hoşgörüyü ve inanmayı. Anduin… Artık ben de senin gibi barışın en asil amaç olduğuna inanıyorum. Ama o barışı korumak için savaşmayı göze almalısın! AZEROTH İÇİN!”
Okumaya devam...  

Warcraft Tarihçeleri – Bölüm 12: Arathor İmparatorluğu ve Trol Savaşları

Asil doğanların sayısız yıllar boyunca devam eden sürgünleri sonunda bitmiş ve kendilerine yuva kurabilecekleri yeni topraklara ulaşmışlardı. Quel’Thalas İmparatorluğu’nun kurulduğu ve ’nın kuzeyinde yer alan ’na varana kadar birçok zorlukla yüzleşen elflere ellerinden geldiğince yardımcı olanlar ise onların “ilkel varlıklar” olarak gördüğü insanlardı. Kadim zamanlarda Eski Tanrı Yogg-Saron’un titan-yapımlarını etkileyecek şekilde saldığı yüzünden değişim geçiren, zayıflayan ve fiziksel anlamda deforme olan vrykul çocuklarından gelen bu ırkın gelecekte Azeroth’un kaderini ne kadar değiştirecekleri ise henüz bilinmiyordu.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Zarya

“Kimbilir belki de bir insanın yüz farklı duyusu vardır. Öldüğünde sadece bizim bildiğimiz beş duyusu yok oluyordur ve geriye kalan doksan beşi varlığını sürdürmeye devam ediyordur.” Henüz bir çocukken omnik saldırılarının geride bıraktığı yıkımını birinci elden görmüş, kendini vücut geliştirmeye adayıp ulusal atletizm şampiyonalarında rekorlar kırmış, Rus Savunma Kuvvetleri’ne katılarak halkını omniklere karşı korumuş dünyadaki belki de en güçlü kadın… Aleksandra Zaryanova… Ya da dünyanın onu en iyi bildiği ismiyle Zarya.
Okumaya devam...  

Warcraft Tarihçeleri – Bölüm 11: Quel’Thalas’ın Kuruluşu, Andrassil ve Büyük Göç

sona ererken Ebediyet Pınarı’nın yok oluşuyla parçalanan Azeroth toprakları artık birkaç kıtadan oluşuyordu. Batıdaki Kalimdor kıtası üzerinde yaşayan gece elfleri de hem geride kalan iblisler, hem satirler hem de büyüye karşı duydukları açlığı bastıramayan kendi ırklarının üyeleri ile baş etmek zorunda kalmışlardı. Illidan Stormrage tarafından yaratılan ikinci Ebediyet Pınarı’nı korumak isteyen ejdersürüsü liderlerinin Nordrassil ismini verdikleri ulu ağaca kendi güçlerinden bahşetmelerinin ardından, büyü kullanımı konusunda gece elfleriyle anlaşmazlık yaşayan Dath’Remar Sunstrider önderliğindeki bir grup topraklarından sürgün edildi.
Okumaya devam...  

Warcraft Tarihçeleri – Bölüm 10: Nordrassil, Satirler Savaşı, Worgen Laneti ve Asil Elflerin Sürgünü

Asil doğanlar ve kraliçeleri Azshara’nın Azeroth üzerinde tam hakimiyet kurma hayalleri ve bu hayallerine ulaşmak için açgözlülükle yaptıkları hareketlerin sonucunda yaşanan Kadimler Savaşı sonrasında Kalimdor parçalanarak birçok kıtaya bölünmüştü. Kraliçe Azshara ve takipçileri, ’nın kendi içine çökmesiyle birlikte dünyanın ortasında oluşan ’ın içine çekilmiş ve okyanusun dibini boylamışlardı. Sargeras ve ’un Azeroth’a gelişini engelleyen diğer ırklar ise ağır kayıplar vermiş ve sonucunda da evleri bildikleri bu toprakların iyileşmeyecek bir şekilde yaralanışına şahit olmuşlardı. Bu yeni düzende yaşayabilecekleri uygun diyarları aramaktan başka çaresi kalmayan ırkların birbirleriyle ve kendi içlerinde yaşadıkları çatışmalar ise son bulacak gibi gözükmüyordu.
Okumaya devam...  

Warcraft Tarihçeleri – Bölüm 9: Kadimler Savaşı ve Azeroth’un Bölünüşü

Asil doğanların üzerinde çalışarak elde ettikleri olağanüstü büyü güçlerini yoğun bir şekilde kullanmaları, ’de yaşayan kadim düşmanların dikkatlerini üzerlerine çekecek dalgalanmalara sebep olmuştu. Karanlık Titan Sargeras, Panteon’dan varlığını öğrendiği Azeroth’u nihayet bu şekilde bulmuş ve onu yok edebilmek için kendilerini tüm gece elfi ırkından üstün sayıp uzak tutan bu büyücü topluluğunu ve onların kraliçelerini kullanacak bir planı hayata geçirmişti. Kibirli Azshara ile temas kuran Sargeras, ona hayal bile edemeyeceği güçler vadetmiş ve bu sözünü yerine getirebilmesi için kendisinin Azeroth’a gelmesi gerektiği konusunda hem baş danışman Xavius’u hem de Kraliçe’yi kandırmıştı. Tüm Yaşamın Düşmanı‘nın dehşet verici planlarının farkında olmayıp ağına düşen asil doğanlar ise nasıl bir felakete sebep olacaklarını bilmeden Sargeras’ı ve ordusunu Kalimdor topraklarına sokacak geçidin açılması için ritüellerine başlamışlardı.
Okumaya devam...  

Sargeras’ın Kabri – Bölüm 1: Bir Başkasının Kaderi

Geminin neredeyse tamamı gitmişti. Yanıp kül olmuştu. Gövdenin uzun zaman önce Lordaeron’da dövülmüş metal kaburgaları okyanusun dibini boylamıştı. Aynı geminin yolcuları ve tayfası gibi… Yüzeyde sadece yanmış tahta ve kumaş parçaları akıntıyla sürükleniyordu. Hâlâ parıldıyorlardı; yeşil korları dalgaların altında cızırdıyordu. Saatler boyunca için için yanacaklardı. Fel alevler sadece su ile söndürülemezdi.
Okumaya devam...  

Warcraft Tarihçeleri – Bölüm 8: Gece Elfleri ve Ebediyet Pınarı

Azeroth’un ana karası olan Kalimdor üzerinde düzenin sağlanmasından sonra beklenen huzur ve barış ortamı bir türlü gelmiyordu. , bir “hastalık” olarak gördükleri yüzünden bir bir ölümlü olmaya başlarken Azeroth’un yerli ırkları da evrim geçiriyorlardı. Kimi zaman savaşlarla kimi zamansa düpedüz katliamlarla çalkalanan Azeroth üzerinde farklı bir ırkın evriminin baş göstermesi ise an meseleseydi: Kıtanın ortasında yer alan ’nın yakınına yerleşecek olan bir grup kara trol, tüm dünyanın kaderini değiştirmek üzereydi.
Okumaya devam...  

Warcraft Tarihçeleri – Bölüm 7: Mogu & Trol İttifakı, Uldum, Pandaren İhtilali ve Zandalari İstilası

Azeroth üzerindeki titan-yapımları kendi sorunlarıyla boğuşurken yerli ırklar da zaman içerisinde evrim geçirip değişmeye devam ediyorlardı. Hem mistik konularda ustalaşan hem de iş savaşa gelince oldukça marifetli oldukları ortaya çıkan troller, Eski Tanrılar’ın bedenlerinden hayat bulan aqir ırkını yerle bir etmiş ve saklanmaya zorlamışlardı. Bu sırada sonraki dönemlerde Pandarya adını alacak olan topraklarda yaşayan mogular ise hem akıl hocaları hem de yol göstericileri olarak gördükleri Bekçi Ra’nın yokluğunda Tenin Laneti’ni tadıp iç kargaşaya sürüklenmiş ve savaşlarla çalkalanmaya başlamıştı; ta ki Lei Shen adındaki bir mogu Ra’nın yerini bulup hem Bekçi’nin kudretini hem de Aman’Thul’dan geriye kalan gücü elde edene kadar.
Okumaya devam...  

Warcraft Tarihçeleri – Bölüm 6: Troller, Aqirlerin Parçalanışı ve Lei Shen’in Yükselişi

Titanlar Azeroth’u şekillendirmeleri ve korumaları için taştan ve metalden canlılar yaratmış olsalar da bu dünyanın kadim zamanlardan beri var olan yerlileri de bulunmaktaydı. Loken’ın ihaneti, titan-yapımları ise ile uğraşadursunlar bu diğer yerli ırklar zaman içerisinde kendilerini geliştirip kıta üzerinde yayılmayı başarmışlardı. Yaratımlarından ve getirdikleri düzenden memnun olan Titanlar Azeroth’u terk ederlerken bu dünya üzerinde yaşayan varlıkların da arzu ettikleri huzura sahip olacaklarına inanmışlardı. Ancak savaş, bu topraklara hiç umulmadık bir şekilde geri dönecekti.
Okumaya devam...  

Warcraft Tarihçeleri – Bölüm 5: Bekçiler, Tenin Laneti ve Tyr’in Düşüşü

Hiçlik Efendileri’nin planlarını öğrenip ilk defa gerçek anlamda korkunun ne demek olduğunu hissetmiş olan Sargeras, bu karanlığın gerçek anlamda önüne geçebilmenin tek yolunun evrendeki tüm yaşamın tamamen yok edilip baştan düzenlenmesi olduğuna inanmıştı. Bu amaca ulaşabilmek adına bir orduya ihtiyaç duyan Kara Titan, sayısız yıllar boyunca bizzat avladığı ve kendi yarattığı Mardum gezegenine hapsettiği iblisleri serbest bırakarak Yakan Lejyon’u kurmuş, hatta kendisini dinlemek istemeyen üyelerinin bedenlerini de fel fırtınalar kullanarak kül etmişti. Ordusunu düzgün şekilde komuta edebilecek varlıklar arayan Sargeras, Argus gezegeninde yaşayan eredar isimli ırkın liderlerinden Kil’jaeden ve Archimonde’u da saflarına katmayı başarmıştı. Ölmeden önce Azeroth hakkında bilgi veren titanlar sayesinde henüz doğmamış olan nü barındıran gezegenden de haberdar olan Sargeras için geriye bu dünyayı bulmak kalmıştı. Ancak tüm bunlar olurken Azeroth’taki canlılar da yaşamlarına devam ediyorlardı.
Okumaya devam...  

Warcraft Tarihçeleri – Bölüm 4: Sargeras’ın İhaneti, Yakan Lejyon ve Argus

Aggramar’ın Azeroth’u bulmasının ardından titanlar, henüz olgunlaşmamış nü evrene gözlerini açacağı vakte kadar hazır etmek amacıyla ’i yaratmış ve onların gezegene düzeni sağlamalarını izlemişlerdi. Elementler ve Eski Tanrılar alt edilmiş, huzur ve barış ortamı nihayet sağlanmış gözüküyordu. Azeroth üzerinde hakim olan düzenden memnun kalan titanlar, en sonunda ırkdaşlarının uyanacağı günün gelmesini beklemek ve olası diğer dünya-özü barındıran dünyaları keşfetmek amacıyla evrendeki arayışlarına geri dönmüşlerdi. Aralarındaki en bilge ve güçlü savaşçının kendilerine nasıl büyük bir darbe vuracağından ise habersizlerdi.
Okumaya devam...  

Warcraft Tarihçeleri – Bölüm 3: Azeroth’ta Düzenin Sağlanması, İlk Ejderhalar ve Valarjar

Panteon’un çağlar boyunca kendi ırklarından henüz doğmamış bireylerin nü barındıran gezegenleri bulma arayışı, her seferinde hüsranla sonuçlanıyordu; ta ki titanlardan Aggramar, Azeroth’un huzur dolu rüyalarının evrende yarattığı titreşimi hissedene kadar. Zaman kaybetmeden Panteon’a haber veren ve onların desteğini de arkasına alan Aggramar sayesinde Azeroth, uzun ve şiddetli çarpışmalar sonucunda topraklarını kasıp kavuran elementallerden ve kendisini yozlaştırmaya çalışan ’dan nihayet temizlenmişti. Ancak ilk titan ve Panteon’un efendisi olan Aman’Thul’un bu savaşta kendi eliyle Azeroth topraklarından çekip çıkardığı Eski Tanrı Y’Shaarj, gelişmekte olan titanın yüzeyinde kanayan büyük bir yara açılmasına sebep oldu.
Okumaya devam...  

Warcraft Tarihçeleri – Bölüm 2: Elementler, Eski Tanrılar ve İlkel Azeroth

Titanlardan oluşan Panteon, çağlar boyunca evrende dolaşıp henüz doğmamış diğer titanların dünya-özlerini barındıran gezegenleri bulma arayışlarına devam etti. Bu arayışları sırasında karşılarına çıkan her dünyaya da (dünya-özü barındırsın veya barındırmasın) yaşam ve düzen getirmeyi sürdürdüler. Ancak zaman içerisinde kendi ırklarından başka bir bireyin varlığına işaret eden herhangi bir gezegenle karşılaşmadıklarının farkına vardılar. Umudunu yitirmeyen Panteon üyeleri, henüz evrenin çok küçük bir bölümünü keşfettiklerini biliyor ve bir gün karşılarına başka bir titanın varlığının çıkacağını düşünüyorlardı. Bilmedikleri şey ise gayet haklı olduklarıydı: Evrenin uzak bir köşesinde daha önce görülmemiş bir güç barındıran, asil bir titan ruhunun dünya-özünü taşıyan bir gezegen vardı. Bu gezegen çok sonraları Azeroth ismiyle bilinecekti.
Okumaya devam...  

Warcraft Tarihçeleri – Bölüm 1: Evrenin Oluşumu, Titanlar, İblisler ve Hiçlik Efendileri

Her şeyden önce vardı. Evrendeki sayısız dünya oluşmadan, ilk hayatın nefes almaya başlamasından çok daha önceleri var olan Işık, uçsuz bucaksız kâinat boyunca yayıldı ve beraberinde yaşamın oluşması için gereken enerjileri de taşıdı. Ancak Işık her ne kadar hareketli ve hayat dolu olsa da yayıldıkça ve daha uzak köşelere doğru ilerledikçe taşıdığı enerjinin bir kısmı sönmeye başladı. Işık’ın zayıfladığı ve arkasında karanlık bir boşluk bıraktığı noktalar ise yeni bir gücün doğmasına sebep oldu: .
Okumaya devam...  

Warcraft: Ana Hikâye ile Film Arasındaki Farklar

10 yıllık beklentimizin ve göstermiş olduğumuz sonsuz sabrın ardından nihayet kavuştuk Warcraft filmine. Duncan Jones tarafından yönetilen ve ön gösterimine de gitme şansı bulduğum filmi vizyona girdiği gün bir daha izledim, muhtemelen daha sonra tekrar izleyeceğim; ne de olsa Warcraft bu. Orkların Azeroth’a gelişi ve İlk Savaş dönemini anlatan filmde bazı sahneleri izlerken hafiften gerildiğimi, “Bunu neden böyle yapmışlar ki?” diye sorguladığımı ve orijinal hikâyede yaşananların daha güzel anlatılabileceği noktalarda yüzümü buruşturduğumu itiraf etmeliyim. Peki neydi bu farklılıklar? Orijinal hikâye ile film arasında hangi sahnelerde ve olaylarda değişiklik yapmışlardı? Gelin, beraber inceleyelim.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Vereesa Windrunner

“Quel’Thalas, sizin olduğu kadar benim de yuvam. Ve yurdumun kadim düşmanlarımızın eline geçmesine izin vermeyeceğim.” Windrunner kız kardeşlerin en küçüğü olan Vereesa, ablaları Alleria ve Sylvanas gibi bir ydu ancak yaşının nispeten küçük olması sebebiyle İlk Savaş sırasında henüz çıraklık eğitimini geçememişti. İkinci Savaş başlamadan yaklaşık bir sene önce saflarına kabul edilen Vereesa, savaşma şekli ve pervasız hareketleri yüzünden üstleri tarafından azarlanmaktan ve bir insan kadar sabırsız olmakla suçlanmaktan kurtulamıyordu.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Chromie

“Geçmiş her şekilde kendi yolunu çizmiştir ama gelecek sürekli değişir. Bulunduğun zamanda aldığın kararlar da bu değişime yön verecektir.” Azeroth’un kadim zamanlarında büyük bir tehdit olmaya başlamış olan Galakrond’un alt edilmesine önderlik eden beş ya, dünyayı şekillendirmeleri ve gözetmeleri için bırakılan tarafından titan güçleri bahşedilmişti. Kendilerine verilen güçlerle bedenleri değişen ve günümüzde bilinen renklerini alan bu beş büyük ejderha, beraberlerinde beş ne de liderlik etmeye başladılar. Kendilerine “zamanın örgüsünü koruma” görevi verilen bronz ejdersürüsü, var oldukları sürece zamanın gelgitlerini ve yaşananları kontrol altında tutmakla yükümlüydü. Ancak aralarından biri vardı ki belki de en sevilen ve en bilinen isimlerden biriydi: Chronormu, diğer bir deyişle dişi bir gnom olarak görünmeyi tercih eden bronz ejderha Chromie…
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Alleria Windrunner

“Sorun değil. İttifak bütün orkların ölmesini istiyor. Ve ben de. Bunu başarmak için birlikte çalışabiliriz.” Windrunner kardeşlerin en büyüğü… Hem Quel’Thalas hem de İttifak kuvvetleri adına gerçekleştirdiği kahramanlıklarla bilinen, Sylvanas’ın bile asil elflerin korucu birliğinin en parlak üyesi olduğunu söylediği büyük kız kardeşi… Sadece Stormwind’in girişindeki ’ne heykelinin dikilmesiyle yetinilmeyecek, daha sonraları İttifak’ın Terokkar’daki komuta merkezine de adı verilecek olan isim… Alleria Windrunner.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Lirath Windrunner

Lirath Windrunner… Windrunner ailesinin en küçük ve tek erkek çocuğu. Ablaları Alleria, Sylvanas ve Vereesa gibi korucu olmak isteyen Lirath, küçüklüğünden itibaren bu isteğini başarabilmenin hayalini kurdu. Alleria gibi altın rengi saçları sebebiyle ablasıyla birlikte “ailenin güneşleri” olarak adlandırılan Lirath’ın Windrunner hanedanlığının düzenlediği ziyafetlerde tambur çaldığı ve ablaları ile birlikte şarkılar söylediği bilinirdi.
Okumaya devam...  

Warcraft Tarihçeleri – Özel Bölüm: Bildiğimiz Her Şey Yalanmış!

Belki biliyorsunuz belki bilmiyorsunuz ama Warcraft evreni ve tarihiyle ilgili tüm detayları barındıracak olan yepyeni kitap serisinin ilk bölümü yakın zamanda raflarda yerini alacak: . Amerika’da 15 Mart, Avrupa’da ise 17 Mart tarihinde çıkacak kitapla ilgili olarak şimdiden çeşitli internet siteleri üzerinden yayınlanan bilgiler ise Lorekeeper ekibi olarak aklımızın başımızdan gitmesine, ufak çapta kalp krizleri geçirmemize ve kendimizden geçmemize sebep olmuş olabilir. Bugüne kadar Warcraft evreni, Titanlar, Sargeras ve Burning Legion ile ilgili her ne varsa hepsine hiç de farkında olmadığımız oldukça farklı bilgiler ekleyecek olan kitabın içeriği hakkında okuduklarımızdan sonra ancak şunu söyleyebilirim: Bildiklerinizi unutun! Her şey yalanmış! Evet, bizler de “Nas— Nasıl ya?!” şeklinde bir tepki verdik bu yazıda paylaşacaklarımızı okurken. Ancak bu hayal kırıklığı veya tatminsizlik değil, daha çok Warcraft hikâyesinin tutkunları olarak tatlı bir inanmazlık, şaşkınlık ve tabiri caizse şoka girmişlik ifadesiydi.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: World of Warcraft – Artefakt Silahlar

“Kahraman… Sana böyle hitap ediyorlar. Azeroth’un Kahramanı… Son umudu…” Yaşlı bilge yavaşça yerinden kalktı ve peşi sıra gelen kahramana bakma gereği bile hissetmeden bulunduğu yapıdan dışarıya adım attı. “Seni en son gördüğümden beri değişmişsin. Güçlenmişsin,” dedi gözlerini gökteki uğursuz yeşil ışığın yarattığı yarıktan ayırmadan. “Bu iyi, ümidimizin ateşini körüklüyor; ama Yakan Lejyon’a ve onun meşum iblislerine karşı ne kadar ayakta durabileceksin? Daha da önemlisi: Durabilecek misin?” Sorusuna bir cevap verilmesini bile beklemeden arkasında duran kahramana döndü ve taşıdığı silahı yaşından hiç beklenmedik bir çeviklikle elinden kaptı. Kahraman bir anlığına karşı çıkacak gibi olup ellerini istemdışı uzattıysa da yaşlı bilgenin delici bakışları onu yerine mıhlamış gibiydi. “Şuna bir bak!” dedi silahı hayava kaldırarak. “Bir efsaneye sahipsin, evlat. Eğer gerçekten hak etmeseydin, eğer yüzleştiğimiz tehdide karşı koyacak gücün olduğundan bir an bile tereddüt etseydin, bu yüce silah şu anda senin olmazdı.” Elindekini yavaşça indirip karşısında duran kahramana geri verdi. “Ama yine de sana şunu sormak istiyorum: Gerçekten neye sahip olduğunun farkında mısın? Bu artefaktı bu kadar özel yapan şey nedir, biliyor musun?” Ne diyeceğinden emin olamayan birinin bakışlarıyla karşılaşan yaşlı bilge, cevabını almıştı. Başını iki yana yavaşça sallarken belli belirsiz bir iç çekti. “Gel bakalım, evlat,” dedi karşısındaki kahramanın omzuna hafifçe vurup beraber
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Genn Greymane

Gilneas’ın geri alınamayacağını iddia edenler vardı. İmkansız olduğunu söylüyorlardı. Ben ise korkularımızın bizi daha fazla yönetmesine izin vermememiz gerektiğini söylüyorum! Çok uzun bir süre boyunca korkularımın benliğimi alt etmesine izin verdim… Hep yanlış kararlar almış olabileceğimin korkusu… Ulusumuzun kimliğini kaybedeceği korkusu… Eğer gerçeği tam anlamıyla öğrenirseniz benim liderliğimi reddedeceğiniz korkusu. Ama artık korkularıma teslim olmayacağım. Bana bakın ve sakladığım gerçeği görün. Şimdi sırrımı bildiğinize göre hepinize sorarım… Kim benim yanımda olacak? Kim benimle birlikte savaşacak? Aranızdan kimler korkularını bir kenara bırakacak?
Okumaya devam...  

Warcraft – Kısa Hikâye: Kayan Kumlar Savaşı

Öğlen güneşi sonu gelmez yakıcı bakışlarını Silithus’un kumlarından ayırmıyor, ’nın dışında toplanıp hizaya giren kalabalığı sessizce gözlemliyordu. Güneş, aşağıda toplanmış kalabalığın üzerinden geçişine devam etti; alevden küre bir an için açıkta kalan uçsuz bucaksız ordular amansız sıcak dalgalarına maruz kalarak çöksün diye tepede asılı kalmış gibiydi. Rahatsız topluluğun arasında bir dişi elf, düşüncelere dalmış bir şekilde sessizce duruyordu. Yoldaşları ona hayranlıkla, bir kısmı ise açıkça hürmet göstererek bakıyorlardı. Dünyaları üzerinde yaşayan her ırktan gelen diğer temsilciler ise kendilerine has bir önyargı ile yaklaşıyorlardı. Ne de olsa elflerin troller ve taurenler ile olan kan davası yüzyıllar öncesine dayanıyordu. Bağlılıkları her neye veya her kime olursa olsun o gün orada savaşmak için toplanan herkesin bu elfe karşı paylaştığı tek bir ortak his vardı: Saygı. Shiromar da gökteki güneş gibiydi — ifadesiz, sarsılmaz ve yılmaz. Bu özellikleri son birkaç aydır ayakta kalabilmesine yardımcı olmuştu; her şeyi kaybettiklerini sandıkları, görevlerinin asla bitmeyeceğini düşündükleri ve yoldaşlarının ümitsizliğe kapılıp pes ettikleri anlarda devam edebilmesini sağlayan gücü vermişti.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Lunara

Nexus’un dur durak bilmeyen ebedi mücadele döngüsünü çevreleyen birbirinden ilginç hikâyeleri dinlemiş miydiniz? Birdenbire ortadan kaybolan kudretli kahramanların başına ne geldiğini anlatan sayısız hikâye mevcut aslında. Kimisinde devasa bir iblisin yalnız yakaladığı kahramanları bir kasap edasıyla parçaladığını, kimisindeyse görünmez olabilen bir cadının elinde can veren kahramanları anlatır bu hikâyeler. Yeni yeni popüler olmaya başlamış bir başkası savaşın ortasında, göz ucuyla gördükleri geyiğin peşinde ormanın derinliklerine girip bir daha asla görülmeyen zavallılardan bahseder mesela. Tabii o geyik sandıkları şeyin aslında zeki ve ölümcül bir dryad olduğunu da ancak ölümlerinden saniyeler önce fark edebilirlermiş söylediklerine göre… Azeroth’un iki yüce varlığı olan gece elflerinin tanrıçası Elune ve Kadim Muhafız Malorne’un birlikteliği sonucu yarı-elf, yarı-geyik görünümlü Cenarius dünyaya geldi. Cenarius, doğaya ve ‘ya karşı gizemli bir bağ taşıyordu; aynı zamanda Azeroth üzerinde yaşayan canlılara da büyük sevgi duyuyordu. Yeşil endersürüsü lideri Ysera tarafından büyütülen Cenarius’un ise zaman içerisinde kendi çocukları olması uzun sürmedi: Kendisi gibi yarı-elf, yarı-geyik vücutlara sahip oğulları ile kızları Dryadlar.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Cho’Gall

Cho: Bu diyarın acınası zavallıları benden korkmaya başladılar bile. Gall: Korkmalılar da! Ele geçirebileceğim bir sürü ruh var… Cho: Nexus ve tüm gücü… Hepsi BENİM olacak! Gall: Bana karşı çıkanlar yalnızca kendi sonlarını getiriyorlar! Cho: Daha önce bunlar gibi aptallarla savaşırken öğrendiğimiz bir şey varsa… Gall: … o da beraberken HİÇ KİMSENİN BİZE KARŞI KOYAMAYACAĞIDIR! Cho’Gall: İşte bu biziz… CHO’GALL! Cho: Ya Nexus’u ele geçireceğiz… Gall: … ya da onu yok edeceğiz! Gorian İmparatorluğu’na nesiller sonra iki kafalı -ve çift kişilikli- doğan ilk ogre olan Cho’Gall, ırkının diğer bireylerinden üstündü -zira zekası, gücü ve büyüye olan yatkınlığı sebebiyle hepsinden bir adım öndeydi. Öyle ki kendi ırkı arasından bu üstün özellikleri ile sıyrılan Cho’Gall’ın Gul’dan tarafından keşfedilmesi uzun sürmedi. Henüz genç bir ogre iken Gul’dan tarafından eğitilmeye başlanan Cho’Gall, Twisting Nether’ın kendine has büyü güçlerini kullanabilmeyi öğrendi ve kısa zamanda Güruh içerisinde hem korkulan hem de saygı duyulan üyelerinden biri haline geldi.
Okumaya devam...  

Warcraft: İki Dünya. Tek Yuva.

Geçtiğimiz sene boyunca Blizzard öyle şeyler açıkladı ki, bu seneki BlizzCon’a fiziksel olarak gidemesem de canlı yayında izlememi sağlayacak sanal biletlerden almaya karar vermem çok uzun sürmedi. Hem Warcraft filminin hem de World of Warcraft’ın yeni ek paketi Legion’ın fragmanlarını yayınlayacakları bu etkinliği kaçıramazdım. 6-7 Kasım tarihlerinde Anaheim, Kaliforniya’da gerçekleşen BlizzCon 2015’in üzerinden birkaç gün geçti ancak şahsım adına söyleyebilirim ki üzerimde bıraktığı etki öyle kolayca geçebilecek türden değil, zira bir Warcraft hayranı ve World of Warcraft oyuncusu olarak bu kadar sevdiğim bir evrenin film fragmanını izlerken attığım küçük sevinç çığlıkları hâlâ evde yankılanıyor. Peki bize neler gösterdiler? Warcraft fragmanında ne gibi sahneler sundular? Bu sahnelerde yer alan mekanların hikâyedeki önemi nedir? Orijinal hikâyeye ne kadar sadık kalınmış görünüyor veya neleri değiştirmişler? Bunlara ve benzer daha birçok soruya cevap arayalım diyerek normal formatımızın biraz dışında olan bu blog yazısını hazırladık.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: İmparator Shaohao

Azeroth’un en kadim ırklarından biri olan pandarenler, zorluklarla dolu yaşamları boyunca huzur bulabilmek için durmadan kendilerini savunmak zorunda kalmış bir halktı. Önce köle sistemiyle kendilerine büyük acılar çektiren mogulara, sonrasında ise topraklarına saldıran trollere karşı amansız savaşlar veren bu ırkın tarihi, birçok efsane isme ev sahipliği yapar hale gemişti. Ancak muazzam mücadeleler sonucunda özgürlüğünü kazanmış bu ırkın içinden yükselecek biri vardı ki sadece pandaren halkının değil, tüm Pandaria’nın kaderini değiştirecekti: İmparator Shaohao.
Okumaya devam...  

Dragon Age 101: Çağlara Bakış

Tarihi boyunca birçok savaşla yaralar almış, ırkların ve dinlerin anlaşmazlıklarıyla kavrulmuş, büyünün en acımasız sonuçlarıyla yüzleşmiş topraklar… Yüzyıllar süren çalkantılarla sarsılmış yaşayanlarıyla bir şekilde ayakta kalan diyarlar… Burası birçok kültürün, tanrının ve ırkın parçalanmışlıkları ile boğuşan bir dünya. Burası Thedas. 
Okumaya devam...