lorekeeper-malthael-rehber

Heroes of the Storm Rehberi – Malthael

Bundan sonra Heroes of the Storm kahramanlarının hikâyelerini sunmanın yanında oyunda da işinize yarayabilecek talent dizilimleri ve taktikler de sunacağız. İlk rehberimiz Ölüm’ün Vekili Malthael için geliyor!

Malthael, yakın mesafe ve yüksek canlı düşmanlar başta olmak üzere birçok rakibi alt edebilecek kapasitede bir suikastçıdır. Fakat kontrol, ani hasar ve dürtme yeteneklerine sahip rakiplerine karşı da bir o kadar zayıftır.

Okumaya devam…

lorekeeper-ac-origins-teoriler-01

Assassin’s Creed: Origins – Tahminler ve Teoriler

“Biz ilktik. Tanrıları ilk görenler, onların hayvanlarını ilk evcilleştirenler, ruhu kötülükten ilk koruyanlardık. Bu toprakları fethettik ve bir imparatorluk kurduk.”

Assassin’s Creed serisinin hikâyesini ne kadar yakından takip ediyorsunuz bilmiyorum. Ubisoft’un bir ara senelik seri basıma geçirterek çoğu oyuncuyu usandırdığı serinin altında çok ciddi bir arka plan, üzerine ciddi kafa yorulmuş bir hikâye var. Muhtemelen tam olarak da bu yüzden oynanışı ve karakterleri ne kadar inişli çıkışlı olursa olsun bir sonraki adımın ne olacağını merak eder ve araştırırken buluyorum kendimi. Hâliyle sizi bilmiyorum ama yukarıda yazdığım repliği duymak bile benim tüylerimi diken diken etmeye etti doğrusu. Neden mi?

Okumaya devam…

lorekeeper-isimsiz-hikayeler-03

İsimsiz Hikâyeler: Yeniden Doğuş

“Anne, Argus nasıl bir yerdi?”

Yemek masasında yemeğin hazırlanmasını bekleyen kızına arkası dönük bir şekilde tezgâhta salata hazırlamakta olan annesinin yüzünde bir gülümseme oluştu.

“Benim minik kızım ne kadar da meraklı olmuş böyle.”

“Minik değilim ben tam beş yaşındayım artık! Ama evet anne, çok merak ediyorum. Anlatsana lütfen. Hep babamla konuştuğunuzu duyuyorum. Biz oradan gelmişiz değil mi? Nasıl bir yerdi? Buradaki gibi ormanlar var mıydı ya da büyük dev gibi yaratıklar?” Heyecandan sandalyede yere değmeyen ayaklarını hızlıca sallamaya başladı. “Lütfen, lütfen…”

“Tamam, tamam anlatırım.” Arkasını dönüp hazırladığı salatayı masaya koydu. “Ama önce yemeğini yiyeceksin. Bu gece seni uyuturken masal yerine Argus’u anlatacağım tamam mı?”

Okumaya devam…

lorekeeper-horizon-zero-dawn

Horizon: Zero Dawn: Neler Hissettim?

Bu sıralar kıyamet sonrası bilimkurgu – fantezi konseptli senaryolarda bir artış var sanki. İyi ki de var. Zira insanlığın neden yok olduğunun gizemlerini çözmek beni elflerle barış yapıp ejderha dövmeye gitmekten çok daha fazla kendine çekiyor son zamanlarda. Lost’un Lost olduğu ve her şeyi bilimsel açıklamalara bağlamaya çalışan çılgın teoriler kasılan zamanları hatırlarsınız. İşte onun gibi bir keşif ve araştırma duygusundan bahsediyorum.

Okumaya devam…

lorekeeper-mass-effect-andromeda-1

Mass Effect: Andromeda – Neler Hissettim?

Mass Effect: Andromeda uzun bir bekleyişten sonra nihayet 23 Mart’ta Avrupa’da piyasaya sürüldü. Bir Mass Effect hayranı olarak beklentim yüksek değildi zira hem oyun çıkmadan önce Bioware tarafından dövüş mekanikleri ve ekibimizdekilerle ilgili birkaç bilgi dışında pek bir detay sunulmamıştı hem de Amerika’da 21 Mart’ta piyasaya sürüldüğü ve Origin Early Access’te bulunduğundan elime geçmeden önce gördüğüm yorumlar pek hoş değildi. O yüzden olabildiğince ihtiyatlı, biraz da hayal kırıklığıyla yaklaşmıştım. Şimdi ise oyunu tam anlamıyla bitirmiş olarak fikirlerimi sunmayı bir borç bilirim.

Okumaya devam…

ghost-recon-wildlands

Nasıl Bulduk? – Ghost Recon: Wildlands

Siz ne düşünüyorsunuz bilmem ama, 2017’de karşımıza çıkan oyunlardan şimdilik oldukça memnunum. Yeni yılın ilk haftalarında satışa sunulan Resident Evil 7, Gravity Rush 2, Yakuza 0 olsun, ardından For Honor, Horizon: Zero Dawn olsun, özellikle de NieR: Automata olsun hep beni doyurabilen yapımlarla karşılaştım. Ardından elime geçen Switch ile The Legend of Zelda: Breath of the Wild ile rengarenk bir dünyaya atılmış olsam da, siz de fark edecek olacaksınız ki For Honor dışında oynadığım tüm bu oyunlar tek başıma oynayabileceğim yapımlardı. Çoklu oyuncu tabanlı bir oyun olarak For Honor’ı ilk çıktığı zamanlarda oldukça oynamış olsam da, bu heyecan günler geçtikçe yok olmaya başlamış hatta yerini başka oyunlara bırakmıştı. Tam da o anda ilgimi çeken ve bana ‘acaba bir ekip halinde oynansa eğlenceli olur mu?’ dedirten Ghost Recon: Wildlands kendisini göstermişti.

Okumaya devam…

lorekeeper-nier-automata-felsefesi

NieR: Automata Felsefesi

Beni tanıyanlar, ürettiğim içerikleri takip edenler Japon Rol Yapma Oyunları’na ve bu oyunların evrenlerine, hikâyelerine ve karakterlerine oldukça ilgi duyduğumu bilirler. Daha çocuk yaşlarda bu türe gönül vermiş ve her karakterin hikâyesini, geçmişini öğrenmeye çalışmış, oyunların evrenlerini ve hikâyelerini benimsemek için de vaktimi diyaloglar ile raporlar karşısında harcamıştım. Bu açıdan hikâyesi derin, işlenişini etkileyici, hatta çarpıcı oyunlar her zaman dikkatimi çekmiş ve beni etkilemişti. 2004 senesinden beri ilgilendiğim Drakengard – NieR evreni de bende aynı etkiyi çıkar çıkmaz koşarak aldığım NieR: Automata ile yaratmıştı. Bu yazımda siz okuyucularımıza NieR: Automata evreninde işlenen konuyu, karakterleri ve dünyayı felsefi ve psikolojik yandan sunmayı hedefliyorum. Bu yüzden de incelemeye başlamadan önce sizleri *spoiler*lar konusunda uyarmam gerekiyor zira birçok karakteri, içeriği ve karşılaştığımız düşmanları açık açık ele alacağım.

Okumaya devam…

lorekeeper-torment-ton-04

Torment: Tides of Numenera Nasıl Olmuş?

Canın çok sıkılıyor; oynayacak yeni bir şeylere ihtiyacın var. Ekranın aşağısındaki kontrol çubuğunun sağ altındaki simgeye seri bir şekilde iki kere tıklıyorsun. Ekranı dolduran programın ihtiyacını karşılayabilecek cevaplara sahip olduğundan eminsin. Son çıkan oyunları şöyle bir tarıyorsun. Birbirinin kopyası, sıkıcı onlarca oyun ismi ekranda kayarken gözün bir tanesine takılıyor. Adı “Torment: Tides of Numenera”. İsmi tanıdık geliyor ancak tam çıkartamıyorsun. Hatırlamak için hafızanı biraz zorladığında oyunla ilgili bildiklerin gözünün önünde canlanmaya başlıyor.

Okumaya devam…

lorekeeper-blog-berserk-souls-serisi-benzerlikleri

Berserk & Souls Serisi Benzerlikleri

Günlük yaşamımızın monotonluğu ve yaptıklarımızla birlikte renklendirmeye çalıştığımız bitmeyen bir döngü içindeki günler… Yaşadığımız bu monotonluğun içerisinde biz, iyiliğin ve kötülüğün kimi zaman ayırt edemediğimiz buğulu çizgileri içerisinde yaşarken döngünün nasıl şekilleneceğini, nasıl biteceğini düşünürüz. Bu düşünce, insanlığın doğuşundan beri yer almış, gitmeyen, hatta bitmek bilmeyen bir histir. Sözünü ettiğim bu hisse en yakın başka bir kavram ise Tanrı’nın varlığı ve erdemliğidir. Bahsettiğim bu kavramları birbirleriyle harmanlayan ve başarılı bir şekilde bizlere sunan serileri düşündüğümüzde aklımıza Berserk ve Souls serileri gelir. Zaten Souls serisinin ve Bloodborne’un yaratıcısı olan Hidetaka Miyazaki’nin koyu bir Berserk hayranı olduğunu öğrendiğiniz vakit, karşınızdaki şaheserin tüm dikkat çekici yerlerini de görmeye başlıyorsunuz. Berserk isimli manga ve anime serisinde kaderi, bitmek bilmeyen bir döngüyü, insanı ve kötülük kavramını ustaca ele alan Kentaro Miura, Souls serisinin yaratıcısını o kadar çok etkilemiş ki bu seri arasındaki benzerlikleri fark etmemek neredeyse mümkün değil. Eğer bu iki seriyi de merak ediyor ve aralarındaki benzerlikleri, referansları öğrenmek istiyorsanız sizleri arka odamıza alalım.

Okumaya devam…