ghost-recon-wildlands

Nasıl Bulduk? – Ghost Recon: Wildlands

Siz ne düşünüyorsunuz bilmem ama, 2017’de karşımıza çıkan oyunlardan şimdilik oldukça memnunum. Yeni yılın ilk haftalarında satışa sunulan Resident Evil 7, Gravity Rush 2, Yakuza 0 olsun, ardından For Honor, Horizon: Zero Dawn olsun, özellikle de NieR: Automata olsun hep beni doyurabilen yapımlarla karşılaştım. Ardından elime geçen Switch ile The Legend of Zelda: Breath of the Wild ile rengarenk bir dünyaya atılmış olsam da, siz de fark edecek olacaksınız ki For Honor dışında oynadığım tüm bu oyunlar tek başıma oynayabileceğim yapımlardı. Çoklu oyuncu tabanlı bir oyun olarak For Honor’ı ilk çıktığı zamanlarda oldukça oynamış olsam da, bu heyecan günler geçtikçe yok olmaya başlamış hatta yerini başka oyunlara bırakmıştı. Tam da o anda ilgimi çeken ve bana ‘acaba bir ekip halinde oynansa eğlenceli olur mu?’ dedirten Ghost Recon: Wildlands kendisini göstermişti.

Okumaya devam…

lorekeeper-nier-automata-felsefesi

NieR: Automata Felsefesi

Beni tanıyanlar, ürettiğim içerikleri takip edenler Japon Rol Yapma Oyunları’na ve bu oyunların evrenlerine, hikâyelerine ve karakterlerine oldukça ilgi duyduğumu bilirler. Daha çocuk yaşlarda bu türe gönül vermiş ve her karakterin hikâyesini, geçmişini öğrenmeye çalışmış, oyunların evrenlerini ve hikâyelerini benimsemek için de vaktimi diyaloglar ile raporlar karşısında harcamıştım. Bu açıdan hikâyesi derin, işlenişini etkileyici, hatta çarpıcı oyunlar her zaman dikkatimi çekmiş ve beni etkilemişti. 2004 senesinden beri ilgilendiğim Drakengard – NieR evreni de bende aynı etkiyi çıkar çıkmaz koşarak aldığım NieR: Automata ile yaratmıştı. Bu yazımda siz okuyucularımıza NieR: Automata evreninde işlenen konuyu, karakterleri ve dünyayı felsefi ve psikolojik yandan sunmayı hedefliyorum. Bu yüzden de incelemeye başlamadan önce sizleri *spoiler*lar konusunda uyarmam gerekiyor zira birçok karakteri, içeriği ve karşılaştığımız düşmanları açık açık ele alacağım.

Okumaya devam…

lorekeeper-torment-ton-04

Torment: Tides of Numenera Nasıl Olmuş?

Canın çok sıkılıyor; oynayacak yeni bir şeylere ihtiyacın var. Ekranın aşağısındaki kontrol çubuğunun sağ altındaki simgeye seri bir şekilde iki kere tıklıyorsun. Ekranı dolduran programın ihtiyacını karşılayabilecek cevaplara sahip olduğundan eminsin. Son çıkan oyunları şöyle bir tarıyorsun. Birbirinin kopyası, sıkıcı onlarca oyun ismi ekranda kayarken gözün bir tanesine takılıyor. Adı “Torment: Tides of Numenera”. İsmi tanıdık geliyor ancak tam çıkartamıyorsun. Hatırlamak için hafızanı biraz zorladığında oyunla ilgili bildiklerin gözünün önünde canlanmaya başlıyor.

Okumaya devam…

lorekeeper-blog-berserk-souls-serisi-benzerlikleri

Berserk & Souls Serisi Benzerlikleri

Günlük yaşamımızın monotonluğu ve yaptıklarımızla birlikte renklendirmeye çalıştığımız bitmeyen bir döngü içindeki günler… Yaşadığımız bu monotonluğun içerisinde biz, iyiliğin ve kötülüğün kimi zaman ayırt edemediğimiz buğulu çizgileri içerisinde yaşarken döngünün nasıl şekilleneceğini, nasıl biteceğini düşünürüz. Bu düşünce, insanlığın doğuşundan beri yer almış, gitmeyen, hatta bitmek bilmeyen bir histir. Sözünü ettiğim bu hisse en yakın başka bir kavram ise Tanrı’nın varlığı ve erdemliğidir. Bahsettiğim bu kavramları birbirleriyle harmanlayan ve başarılı bir şekilde bizlere sunan serileri düşündüğümüzde aklımıza Berserk ve Souls serileri gelir. Zaten Souls serisinin ve Bloodborne’un yaratıcısı olan Hidetaka Miyazaki’nin koyu bir Berserk hayranı olduğunu öğrendiğiniz vakit, karşınızdaki şaheserin tüm dikkat çekici yerlerini de görmeye başlıyorsunuz. Berserk isimli manga ve anime serisinde kaderi, bitmek bilmeyen bir döngüyü, insanı ve kötülük kavramını ustaca ele alan Kentaro Miura, Souls serisinin yaratıcısını o kadar çok etkilemiş ki bu seri arasındaki benzerlikleri fark etmemek neredeyse mümkün değil. Eğer bu iki seriyi de merak ediyor ve aralarındaki benzerlikleri, referansları öğrenmek istiyorsanız sizleri arka odamıza alalım.

Okumaya devam…

Fallout 4: Neler Hissettim?

Evet, sonunda Fallout 4’ü %100 bitirmiş bulunmaktayım. Esasen üstünden birkaç ay geçti ve bu yüzden oyunu (tamamen) bitirir bitirmez taze bir hafızayla böyle bir yazıya girişmemin daha akla yatkın ve mantıklı olduğunu savunmanız bir hayli makul. Lakin inanın Fallout 4‘ün, içerisinde kelimenin tam anlamıyla yapacak hiçbir şeyim kalmadıktan sonra bile aklımdan çıkmadığını söylesem sanırım abartı olmaz. O yüzden neler yazacağım üstüne düşünecek daha fazla vaktim oldu.

Okumaya devam…

lorekeeper-isimsiz-hikayeler-bir-samanin-dogusu01

İsimsiz Hikâyeler: Bir Şamanın Doğuşu

“Egzothar… Adı Egzothar olsun.”

Doğumunun hemen ardından bitkin düşmüş annesinin ölmeden önce dudaklarından dökülen son cümleydi bu. Hamileliği boyunca maruz kaldığı hastalığından bir türlü iyileşememiş, klanının önde gelen büyüklerinin tavsiyelerine rağmen çocuğunu doğurmaya karar vermiş güçlü bir anneydi. “Damarlarımızda Ayazkurdu kanı var. O bana güç ve cesaret verecek,” diyordu hep. Fakat olmadı. Torunu ellerine doğan büyükanne, gelininin yaşadığı bu acıyı o masum yüze bakarak yüreğine gömecekti.

Okumaya devam…

lorekeeper_writers-blog-5

Writer’s Blog #5 – 2017’de Dört Gözle Beklediklerimiz

Lorekeeper ekibi olarak bir araya gelerek hazırladığımız Writer’s Blog serimizin beşinci, 2016 senesinin ise son bölümüyle karşınızdayız!

Ve bu sefer sizlere Lorekeeper yazarları olarak 2017 yılında piyasaya sürülecek, merakla beklediğimiz oyunlar ile bir adet konsol sistemi üzerine hazırladığımız yazımızı sunuyoruz. Her zamanki gibi bunların kişisel görüşlerimiz olduğunu da hatırlatmak isteriz.

Sizlerin beklediği ancak listemizde yer almayanlar varsa yorumlara bekleriz! Lafı daha fazla uzatmadan buyrun “2017’de Dört Gözle Beklediklerimiz” yazımıza!

Okumaya devam…

lorekeeper-isimsiz-hikayeler-1-01

İsimsiz Hikâyeler: Zor Nöbet

“Aynı martı, aynı yerden üçüncü kez havalandı” diye içinden geçirdi. “Kulenin üzerinde bir yuvası olmalı.”

Öğle vakti güneş tam tepedeyken nöbet tuttuğu nokta çok sıcak oluyordu. Üzerindeki demir zırh, kavurucu güneşin altında daha bir ağır geliyor, daha bir çekilmez oluyordu. Stormwind Katedrali’nin gölgesi yarım saat sonra durduğu noktaya vuracak, rahat bir nefes alabilecekti. Şu an kapının diğer köşesinde duran arkadaşı faydalanıyordu gölgesinden. Stormwind Kalesi muhafızlığı görevine kabul edildiğinden beri İttifak’a ve krala olan bağlılığını her ne olursa olsun hiç aksatmadan gösterdiğini düşünüyordu.

Okumaya devam…

lorekeeper-writers-blog-4

Writer’s Blog #4: Yeniden Yapılmasını İstediğimiz Oyunlar

Lorekeeper ekibi olarak bir araya gelip hazırladığımız yazı dizimizin yeni bölümüyle karşınızdayız.

Geçtiğimiz bölümde devamının gelmesini istediğimiz oyunları konu almıştık. Hazır böyle bir konuya girişmişken bu sefer de yıllar içerisinde gelişen teknolojilerden faydalanılarak yeniden yapılmasını istediğimiz oyunlar üzerine yazdık. Zamanında çok sevdiğimiz, belki de saatlerce başından kalkamadığımız ve en son geliştirilen oyun motorları ile tekrar yapılsa yine bilgisayar başına gömüleceğimiz oyunları listeledik.

Kendi şahsi fikirlerimizden yola çıkarak hazırladığımız bu yazıda atladığımız ve yer alsaydı güzel olacağını düşündüğünüz oyunlar var ise onları da yorumlara bekleriz!

Lafı daha fazla uzatmadan sizleri yazımıza alalım. İyi okumalar.

Okumaya devam…