MonthiusCan Arabacı

cRPG, MMORPG ve masaüstü FRP tutkunu, 3 kedi babası video oyunları tarihçisi. Türk oyun basınındaki birçok yayında çalıştıktan sonra oyunların tarihini anlatmak istediğine karar vererek Lorekeeper'ı kurdu; ancak birkaç yıllık aradan sonra geri döndüğü Oyungezer dergisine de her ay bir şeyler yazmayı ihmal etmiyor.

Bu yazarın tüm yazıları : Monthius

 

Heroes of the Storm Rehberi – Stukov

Amiral Stukov, oldukça aktif ve savaşın ortasında yer alan bir destek karakteridir. Ana mekaniği olan patojenler dostlarını iyileştirirken düşmanlarına ise çıbanlarla hasar verip onları yavaşlatır; Bio-Kill Switch özelliğiyle bu özelliklerinin etkisini artırabilir. Aynı zamanda sol koluyla rakibin yeteneklerini kullanmasını bloklamasıyla da doğru kullanıldığında rakibe kök söktürebilecek bir karakterdir. Bu rehberde Stukov’un Lurking Arm (E) ve Weighted Pustule (W) özelliklerine yoğunlaşan iki build’e yer vereceğiz.
Okumaya devam...  

Zindan Günceleri #1 – Deadmines

’ın altından başlayıp ’nin kuzeybatısına kadar uzanan labirentimsi tünellerde bir hazine yatıyordu. İnsan topraklarındaki en muazzam altın rezervine sahip olan madenler, zaman içerisinde Deadmines adıyla bilinir olmuştu. ’ın öncesinde Stormwind krallığının en büyük geçim kaynaklarından birini sağlayan bu madenlerde toplam hazinenin üçte birine eş değer bir altın rezervi yattığı söylenirdi. Ancak krallık için fazlasıyla kıymetli olan bu maden ve civarındaki bölge, ’un Azeroth’u istilası sırasında terk edilmek zorunda kalınmıştı.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Malthael

“Başmelek Malthael’i büyük bir kararsızlık çevreliyor. Bir zamanlar bilgeliğin o sakin ve yönlendiren eli olan melek, Dünyataşı yok olduğu anda ortadan kayboldu. Gerçekleşen bu felaketin boyutunu anlamak için Cennet’i terk etti. Gidişi Konsey’de devasa bir çatlak yarattı ve bu çatlak bugün bile onarılabilmiş değildir.” –Selathiel, Angiris Kâtibi Angiris Konseyi içerisindeki melekler arasında bile Malthael diğerlerine kıyasla ketumdu, gizemliydi. ’in şarkısının hâlâ Cennet’in salonlarında yankılandığı günlerde her türlü yaşama büyük kıymet verirdi. Çeşitli duyguları tecrübe etmeyi, evreni birbirine bağlayan sayısız noktayı gözlemleyip onları zihninde bir araya getirmeyi severdi. Zekiydi ve meraklıydı.
Okumaya devam...  

Assassin’s Creed: Origins – Tahminler ve Teoriler

“Biz ilktik. Tanrıları ilk görenler, onların hayvanlarını ilk evcilleştirenler, ruhu kötülükten ilk koruyanlardık. Bu toprakları fethettik ve bir imparatorluk kurduk.” Assassin’s Creed serisinin hikâyesini ne kadar yakından takip ediyorsunuz bilmiyorum. Ubisoft’un bir ara senelik seri basıma geçirterek çoğu oyuncuyu usandırdığı serinin altında çok ciddi bir arka plan, üzerine ciddi kafa yorulmuş bir hikâye var. Muhtemelen tam olarak da bu yüzden oynanışı ve karakterleri ne kadar inişli çıkışlı olursa olsun bir sonraki adımın ne olacağını merak eder ve araştırırken buluyorum kendimi. Hâliyle sizi bilmiyorum ama yukarıda yazdığım repliği duymak bile benim tüylerimi diken diken etmeye etti doğrusu. Neden mi?
Okumaya devam...  

Overwatch Arşivleri: Yükseliş ve Düşüş

Bundan yaklaşık 30 yıl kadar önce dünya büyük ve köklü bir değişimin kıyısında duruyordu. Omnica adındaki çok uluslu bir şirket robotikler konusunda yeni bir çağ başlatmıştı. Dünya çapında ekonomik eşitliği sağlamak ve üretimi artırmak adına omnium adı verilen devasa fabrikalarda, tamamen otonom şekilde çalışan makineler ve kendi kendini geliştiren yapay zeka algoritmalarıyla üretilen robotların patentini almışlardı. Omnikler olarak bilinen bu robotlar gerçekten de dünyayı ekonomik açıdan altın bir çağa doğru götürmeyi vaat ediyordu. Bir süre için her şey tasarlandığı ve Omnica’nın söz verdiği gibi gitti. Omnium fabrikaları başta Avustralya, Nijerya, Rusya ve Amerika olmak üzere dünyanın her yerine yayıldı; üretim maliyetleri azaldı, kalite ve miktarıysa arttı. Ancak bu altın çağ, artık bilinmeyen bir sebepten dolayı başladığı gibi ani bir şekilde sona erdi.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: D.Va

Yaklaşık 20 yıl kadar önce, Omnik Krizi sırasında, Güney Kore’nin kıyı bölgeleri Doğu Çin Denizi’nin derinliklerinden yükselen devasa bir omnik tarafından yerle bir edilmişti. Hem yükselen dalgaların hem de omnik canavarın vurduğu bu kıyı şehirlerindeki kayıplar muazzamdı. Bu tehdide karşılık vermek isteyen Güney Kore hükümeti, bu yüzden mekanize bir zırhlı dron ünitesi geliştirdi. MEKA (Mobile Exo-Force of the Korean Army) adını verdikleri bu dronlarla omniklere karşı gelmeyi amaçlıyorlardı. Nitekim omnikler tekrar saldırdığında bu MEKA dronları sayesinde kıyı bölgelerini savunup, omnikleri geri püskürtmeye başladılar. Ancak omnikler bu kadar kolay pes etmeye niyetli değildi. Her birkaç yılda bir Çin Denizi’nin derinliklerinden gelen bir omnik canavar Güney Kore kıyılarına ve komşularına periyodik şekilde saldırıyordu; omnikler her saldırıda bir önceki karşılaşmadan elde ettikleri bilgilerle daha yeni ve tehlikeli taktikler deniyorlardı. İki güç arasındaki bu yenişememe durumu bu şekilde uzun bir süre devam etti.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Genji

Shimada klanı Japonya’nın önde gelen aile şirketleri ve suç organizasyonlarından biriydi. Bir zamanlar dövüş sanatları, kılıç ustalığı ve okçulukla nam salmış klanın gücü ve etkisi arttıkça zaman içinde bir suç imparatorluğuna evrildi. Tokyo yakınlarındaki Hanamura şehrinde konuşlanmış olan Shimada’ların çöküşüyse klanın günümüzdeki lideri olan Sojiro Shimada’nın ani ölümüyle başladı.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Cassia

’nın güneyinde bulunan süsleyen Skovos Adaları dört parçadan oluşur: Philios, Skovos, Lycander ve Skartara. Bu adaların bütünü, Askari adında bir uygarlığa ev sahipliği yapmaktadır. Anaerkil yönetime sahip olmasıyla nam salmış olan bu uygarlık kadim zamanlardan beri iki ayrı kast tarafından yönetilmektedir: Savaşçı amazonlar ve mistik kahinler. İki kast da birer kraliçe tarafından yönetilir ve bu iki kraliçe Skovos Adaları’nın kaderini belirleyecek seçimleri birlikte yapardı.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Orisa

Omnik Krizi öncesi zamanlarda OR14 “Idina” kod adlı omnik robotlar, güvenliğin bel kemiğiydi. Omnik Krizi patlak verip de tüm dünyayı etkisi altına aldığındaysa savaşın ön saflarında insanlığa karşı savaşan piyonlar hâline geldiler. Derken savaş sona erdi ve dünya bambaşka bir hâl aldı. Yirmi yılın ardından bir zamanlar insanlara karşı savaşan OR14 programı, insanlar ve omniklerin artık birlikte yaşadığı “Ahengin Şehri” Numbani’de tekrar hayata geçti. Daha gelişmiş olan ve artık OR15 olarak anılan bu savunma botları, şehri olası saldırılara karşı korumakla yükümlülerdi. OR15 serisinden ilk robotlar piyasaya sürüldükten kısa bir süre sonraysa Numbani’nin gerçekten de ne kadar korunmaya ihtiyacı olduğu ortaya çıktı.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Probius

Protoss ırkı genellikle ölümcül psi bıçakları ve muazzam saldırıları püskürten plazma kalkanlarına sahip amansız savaşçılarıyla bilinir ve anılırlar. Ancak savaşın o keşmekeşinin içinde daha ufak ve gözlerden genellikle kaçan bir kahraman birimleri daha vardır: Probelar.
Okumaya devam...  

Torment: Tides of Numenera Nasıl Olmuş?

Canın çok sıkılıyor; oynayacak yeni bir şeylere ihtiyacın var. Ekranın aşağısındaki kontrol çubuğunun sağ altındaki simgeye seri bir şekilde iki kere tıklıyorsun. Ekranı dolduran programın ihtiyacını karşılayabilecek cevaplara sahip olduğundan eminsin. Son çıkan oyunları şöyle bir tarıyorsun. Birbirinin kopyası, sıkıcı onlarca oyun ismi ekranda kayarken gözün bir tanesine takılıyor. Adı “Torment: Tides of Numenera”. İsmi tanıdık geliyor ancak tam çıkartamıyorsun. Hatırlamak için hafızanı biraz zorladığında oyunla ilgili bildiklerin gözünün önünde canlanmaya başlıyor.
Okumaya devam...  

Artefakt Öyküleri: Druid


Okumaya devam...  

Numenera 101: Dokuzuncu Dünya’ya Hoş Geldiniz!

“Yaşlı adam ateşi canlandırdı; közleri karıştırdı ve bir kısmının gece göğüne doğru uçmasına sebep oldu. Genç kızın bakışları yıldız takımlarına karışan kıvılcımları izledi. “Dünyamız çok genç,” dedi adam. Budaklı ahşaptan asasına abanıp parçalanmış pelerinini tek eliyle düzeltti. “Ancak çok daha yaşlı başka bir dünyanın kemiklerinin üzerine inşa edilmiş.” Kız başıyla onayladı. “Birçok dünyanın aslında. Çoğu kişi sekiz tane olduğunu söyler ama dahası da olabilir. Genelde sekiz derler ki bizimkine de Dokuzuncu Dünya diyebilsinler.” Kız bir kez daha onayladı ancak adam gerçekte anlamadığını görebiliyordu. Kendisi anlıyor muydu ki zaten? Herhangi biri zamanın bu muazzam akışını idrak edebilir miydi? Dünya o kadar çok değişmişti ki… Yıldızlar bile değişen çağların etkisinden kurtulamamıştı. “Bizden önce gelen insanlar -tabii eğer insansalar- büyük güçlere hükmettiler.” Deri kesesinden metal ve ışıktan yapılmış bir şey çıkarttı; sent adındaki pürüzsüz bir materyaldendi. Baş parmağını panele iyi çalışılmış (ancak ne yaptığını tam anlamayan) bir hareketle dokundurdu. Aletin etrafı ikisine de bir şey ifade etmeyen ancak dans eden ışıklarla hareket eden semboller ve resimlerle doldu. Kızın soluğu kesildi ve ardından neşeyle güldü. “İnsanlar artık gitmiş olsalar da kadim güçlerinden bazıları hâlâ burada,” diye anlatmaya devam etti. “Kimisi harikalar ve güzellikler yaratıyor, kimisiyse ismi bile olmayanlara ölüm getiriyor. Geçmiş uygarlıkların mirası aynı anda
Okumaya devam...  

Artefakt Öyküleri: Demon Hunter


Okumaya devam...  

Artefakt Öyküleri: Death Knight


Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Lúcio

Lúcio Correia dos Santos, Rio de Janeiro’nun ’nde büyük bir finansal darbe alan fakir ve kalabalık varoş semtlerinden birinde büyüdü. Hiçbir zaman Overwatch’un bir parçası haline gelmemiş olsa da organizasyonun ve uğruna savaştığı değerlerin daima destekçisi oldu; içerisinde bulunduğu zor koşullara rağmen hem kendini hem de çevresindekileri hep pozitif tuttu. Bunu yaparken de en büyük yardımcısı müziği oldu. Elektronik müzik ve DJ’lik konusundaki maharetlerini insanları bir araya getirmek ve kısa süreliğine de olsa dertlerinden uzaklaştırmak, onlara umut vermek için kullandı. Sokak aralarında ve partilerde başlayan bu kariyeri kısa zamanda tahminlerinin çok ötesine ulaştı ve çok geçmeden muazzam yer altı şovları düzenleyecek imkâna ulaştı.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Valeera Sanguinar

“Duyduğuma göre Güruh da Kuzeyyarı’na gitmek için kendi ordusunu topluyormuş. UMARIM İttifakınız ve Güruh bu sefer gerçek tehdide odaklanabilirler. Bilirsin ya, birbirlerinin gırtlağına çökmek yerine… Gerçi geçmiş tecrübelerim bana bunun pek de olası olmadığını düşündürtüyor. Bana bile ne biçim kucak açtığınız düşünülürse.” Valeera Sanguinar’ın daha çocuk yaşta keşfettiği çok önemli bir yeteneği vardı: Hayatta kalmak. Ailesinin haydutların elindeki ölümü, Lich Kral’ın peşinde diriölülerle Quel’thalas’a saldırısı ve onun bu yeteneğini sınayan nice olaydan sağ çıkmayı başardı. Hayatını başkalarından çalarak sürdürmeyi öğrenen Valeera, çaldığı parşömenlerden birinde ailesinin ’yla olan bağını öğrendi.
Okumaya devam...  

Diablo’nun 20 Yıllık Tarihi

Diablo’nun bende çok özel bir yeri var. Hatta o kadar ki bugün çeşitli oyunlar hakkında yazılar yazıyor olmamı ve kariyerimi dolaylı da olsa Diablo’ya borçluyum diyebilirim. Zira Diablo’yla hiç tanışmamış olsam belki de ne Blizzard oyunlarına bu kadar meraklı olacaktım ne de tutup da Diablo için rehber yazma bahanesiyle yazarlık kariyerine atılacaktım. İşte o söz konusu Diablo’nun üzerinden tamı tamına 20 yıl geçmiş durumda an itibariyle. İnanabiliyor musunuz? 20 yıl. Ben yüksek sesle söyledikçe inanmakta biraz zorlanıyorum zira Diablo 1 daha dün oynamışım gibi zihnime kazınmış durumda başından sonuna kadar.   Şu gitar tınısını duyduğunuzda eğer içinizde bir şeyler ürperiyorsa muhtemelen siz de benimle benzer bir yoldan geçmişsinizdir. Diablo serisi benim hayatıma bu kadar dokunmuşken serinin 20. yılını kutluyor oluşunu boş geçmek istemedim doğrusu. O yüzden de Diablo serisinin tarihini anlatacak bu yazıyı hazırlamaya koyuldum.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Sombra

Sombra kim mi? Hah… Benim hayat hikâyemi ben izin vermeden elinizi kolunuzu sallayarak yazabileceğinizi mi sandınız? Çok safsınız. Eh, izin verdiğim kadarını bilmenizde sakınca yok ama tabii. Gerçekte kim olduğumu asla bilemeyeceksiniz ne de olsa… Adios! 
Okumaya devam...  

Starcraft Tarihçeleri – Bölüm 4: Korhal’ın Evlatları

Konfederasyon, Kel-Moria ile Lonca Savaşları’nda mücadele ederken bir diğer yanda da Angus Mengsk gizli bir isyanın temellerini atıyordu. Kendisi de Nagglfar’ın kumandanlarının varislerinden oluşan “”in üyelerinden biri ve Korhal Senatosu’nda senatör olan Angus Mengsk, Terran Konfederasyonu’na ve Eski Aileler’e politik olarak saldırılarda bulunup onların yozlaşmış olduğunu göstermek ve gezegenlerini Konfederasyon’un pençesinden kurtarmak gerektiğine inanıyordu. Bu noktada Konfederasyon’a yönelik düşüncelerini fazlasıyla sesli bir şekilde dile getiren Angus, kendine Umoja gibi güçlü müttefikler edindiyse de Konfederasyon’un düşmanlığını kazandı.
Okumaya devam...  

Lorekeeper – Gamescom 2016: Kaeo Milker Röportajı

Geçen sene Heroes of the Storm röportajında Fenix’in gelip gelmeyeceğini sorduğumuzu belki hatırlıyorsunuzdur. Eh, bu seneki röportajımıza da aynı soruyu yineleme kararlılığıyla girdik. Dustin Browder artık bizim sorumuzdan bunaldığından mı yoksa tatilde olduğundan mıdır bilinmez, ortalarda yoktu. Onun yerine Heroes of the Storm’un Yapım Yönetmeni olan Kaeo Milker’a ilettik sorularımızı. Bizim bizzat sorduklarımıza ek olarak diğer yayınlar tarafından sorulan güzel sorulardan bazılarını da yazımıza dahil ettik. Buyrun bakalım, Nexus’ta bizi neler bekliyormuş?
Okumaya devam...  

Legion’da Hayatta Kalma Rehberi

Legion’a artık sayılı saatler kaldı. Biz de muhtemelen birçoğunuz gibi kısa bir süreliğine kendimizi Broken Shore’un kıyılarına vurup ufak bir tatile çıkacağız. Ama önce sizlere Legion’la ilgili bazı minik tavsiyelerde ve hatırlatmalarda bulunalım dedik.
Okumaya devam...  

Lorekeeper – Gamescom 2016: Tom Chilton Röportajı

Gamescom 2016 bitti; ancak Lorekeeper olarak fuardan alıp getirdiklerimizi size sunmayı henüz bitirmiş değiliz. (Hatta yeni başlıyoruz desek yeridir.) Eh, takipçilerimizin çok ciddi bir kısmı Warcraft hayranlarından oluştuğu için ta Almanya’ya kadar gitmişken Blizzard’ın kapısını çalıp “Sorularımız var!” demeden de dönemezdik. Haliyle Blizzard’ın bize ayarladığı grup röportajında aklımızdakileri Tom Chilton’a yönelttik. Sadece kendimizinkileri değil, basından başka insanların da sorduğu bazı önemli soruları derlediğimiz röportajı hemen aşağıdan okuyabilirsiniz.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Auriel

Umudun gücünün yaratılışın bünyesine akışı Başmelek Auriel sayesinde gerçekleşir. Onun sonsuz ışığı en karanlık ruhları bile aydınlatabilir. Malthael’in ortadan kayboluşuyla Angiris Konseyi’ni bir arada tutma görevi de Auriel’e kalmıştır. Eğer onun ışığı sönecek olursa bütün Cennet ümitsizliğin pençesine düşecektir… Evrendeki her şeyde uyum arayan Auriel, aynı zamanda bir ara bulucu, bir akıl danışmanı ve durum onu gerektirdiğinde de korkusuz bir savaşçıdır.                                                          -Selathiel, Angiris Kâtibi Başlangıçta umut, Anu’nun elmas bedenindeki sayısız parlak yüzden yansıyan erdemlerden birisiydi sadece. Ejderha Tathamet ile asırlar boyunca süren mücadeleleri iki savaşçının da sonunu getirince bu erdem de diğerleriyle birlikte Elmas Savaşçı’nın parçalanmış omurgasından oluşan Kristal Kemer’den doğan meleklere geçti. Daha doğrusu özellikle bir tanesine… Cennet’te söylenene göre melekler, Kristal Kemer’den yayılan şarkının en pürüzsüz ve en kusursuz notalara ulaştığı anlarda doğardı. Bu müzikten doğan nice melek arasından en sevilen, en el üstünde tutulan ise Anu’nun umudunu ışımaya devam ettiren Umudun Başmeleği Auriel’di.
Okumaya devam...  

Sargeras’ın Kabri – Bölüm 4: Tek Başına

Khadgar yavaşça ve titreyerek ayağa kalktı. Vücudunun her yanı ağrıyordu. Erimekte olan buz parçaları üzerinden kaydı ve tangırdayarak yere düştü. Ölüm böyle bir şey miydi? Uyuşturan soğuk ve başarısızlığın getirdiği perişanlık hissiyle mi gelirdi? Koridor karanlıktı. Khadgar kayıtsız bir şekilde bir ışık küresi çağırdı ve devasa odanın girişini kapatan çökmüş duvarı gözler önüne serdi. Gul’dan diğer taraftaydı ve Azeroth’un felaketi olacak gücü elinde tutuyordu. Khadgar bütün korkusunu bir kenara itti. Gul’dan henüz Lejyon için yolu açmamıştı. Belki de başbüyücünün tarih dersi işe yaramıştı. Başka bir mistik sarkıt çağırdı, taş yığınına doğru savurdu ve yığını biraz çentmeyi başardı. Hâlâ umut vardı. Her zaman bir umut olacaktı. Buna inanmak zorundaydı.
Okumaya devam...  

Sargeras’ın Kabri – Bölüm 3: Kabrin Gazabı

Muazzam enerji dalgaları çarpıştı; gittikçe kabaran bir büyü ve fel girdabı haline geldi. Devasa oda bir alev seliyle dalgalanırken sarsıldı ve sallandı ancak ne Khadgar ne de Gul’dan duraksamadı, geri çekilmedi ve hatta gözlerini bile kırpmadı. Onun yerine Khadgar gülümseyerek dişlerini gösterdi. Kolları ileriye doğru açılmış, çenesiyse yukarı doğru bakıyordu. Artık hilelere gerek yoktu, sadece saf ve ham büyü gücünün sonsuz akını vardı. Gazaplarının çarpıştığı noktada alevler patladı. Havanın kendisi bile her an alev alabilecek gibiydi. Ve eğer alsaydı, kabrin içindeki her şeyi de yok ederdi. Khadgar dahil. Gul’dan da. Ve ikisi de geri çekilmeye niyetli değildi.
Okumaya devam...  

Sargeras’ın Kabri – Bölüm 2: Eski Dostlar

Maiev Shadowsong’un sesi buz gibiydi. “Bitirdin mi, Başbüyücü?” diye sordu. “Neredeyse.” Zaman kısıtlıydı. Khadgar son elementali de basit talimatlarla yolladı: “Gul’dan’ı bul.” Damla şekilli ve tamamen mistik enerjiden oluşan yaratık süzülerek uzaklaştı. Onun gibi başka yaratılar da adayı karış karış geziyor ve gölgeleri araştırıyordu. Gerçek anlamda bir dövüş için yeterince güçlü olmamaları üzücüydü ancak en azından yok edildikleri anda Khadgar’ın haberi olacaktı.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Manus

Hâlâ Hiçlik’ten çıkıp üzerime çullanan o yaratık hakkında düşünüyorum. Duyularım berrak olmaktan çok uzaktı ancak yine de bazı duyguları çok net hissedebiliyordum. Burkulmuş bir nostalji hissi, kaybedilmiş bir neşe, saplantı haline gelmiş bir obje ve o objeyi geri almaya yönelik samimi bir ümit… Bütün bu duygular Hiçlik’ten gelen o yaratığa ait olabilir miydi? Eğer öyleyse, böylesine duygulara sahip olan şey aslen bir yaratık mıdır o zaman?                                                                                                            -Oolacile Prensesi Dusk Tarihçilerin Manus hakkında kesin olarak bildiği çok az şey vardır. Mesela ’in yaratıcısı ve babası olduğu konusunda bütün tarihçiler hemfikirdir. Birçoğu Manus’un bir zamanlar muhtemelen bir insan, hatta ilk insanlardan biri olduğu konusunda da anlaşmaktadır. Manus’un Oolacile’de yaptıkları zaten ortada kanıtlarıyla birlikte mevcut olduğundan o konuda da farklı görüş sunan pek çıkmaz. Ama bunun ötesine geçtiğimiz zaman Manus’un kim olduğu, ne olduğu tamamen bir bilinmezliğe girmektedir. Tarihçilerin bugün bile çözmeye uğraştığı oldukça zorlu bir bilmecedir adeta. Ancak burada
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Ana Amari

patlak verdiğinde ve makineler insanlığa karşı savaş açtığında bir çok ülke gibi Mısır da hazırlıksız yakalanmıştı. Kaynaklarının birçoğunu omniklerle savaşmaya adayan Mısır, personel yetersizliğini de güvenlik güçlerini elit bir keskin nişancı takımıyla destekleyerek bertaraf etti. Bu efsanevi nişancılar arasından bir tanesi vardı ki neredeyse herkes tarafından dünyanın en iyi nişancısı olarak kabul ediliyordu: Ana Amari. Birleşmiş Milletler omniklerle savaşmak için dünyanın en iyi askerlerini toplamaya başladığında ilk saldırı timi olan Overwatch’a katılanlardan birinin Ana olması da haliyle kimseyi şaşırtmadı.
Okumaya devam...  

Witcher Tarihçeleri – The Witcher 2: Kralların Suikastçıları [Iorveth’in Yolu]

Giriş Bölümü – Temeria Rivialı Geralt, kendini La Valette zindanında zincirlenmiş bir şekilde bulur. Çok geçmeden olarak da bilinen Temeria Özel Güçleri’nin lideri Vernon Roche tarafından sorgu odasına götürülür. Daha önceki macerasında suikastçıların elinden bizzat kurtardığı Kral Foltest’i öldürmekle suçlanan Geralt, bu noktada masumiyetini kanıtlamak için kralın ölümü ve tutuklanışına kadar gelişen süreçte başından geçen olayları Roche’ye anlatmaya başlar. Geralt’ın hikâyesine göre Witcher ve büyücü Triss Merigold, Temeria kralının La Valette kalesine karşı yürüttüğü sivil savaşta kralın koruması ve saray büyücüsü olarak görev alırlar. Foltest’in gayr-ı meşru çocuklarını politik birer maşa olarak kullanmaya çalışan La Valette baronesine karşı yürüttükleri kuşatma sıkıdır. Ordunun karşılaştığı ufak tefek engelleri yetenekli Witcher sayesinde çok da kayıp vermeden atlatan Foltest’in ordusu için zafer kesin gibidir. Ta ki bir ejderha savaş alanına inip de Foltest, Roche, Geralt ve Triss’ten oluşan grubun tepesine çökene kadar…
Okumaya devam...  

Witcher Tarihçeleri – The Witcher 2: Kralların Suikastçıları [Roche’un Yolu]

Giriş Bölümü – Temeria Rivialı Geralt, kendini La Valette zindanında zincirlenmiş bir şekilde bulur. Çok geçmeden olarak da bilinen Temeria Özel Güçleri’nin lideri Vernon Roche tarafından sorgu odasına götürülür. Daha önceki macerasında suikastçıların elinden bizzat kurtardığı Kral Foltest’i öldürmekle suçlanan Geralt, bu noktada masumiyetini kanıtlamak için kralın ölümü ve tutuklanışına kadar gelişen süreçte başından geçen olayları Roche’ye anlatmaya başlar. Geralt’ın hikâyesine göre Witcher ve büyücü Triss Merigold, Temeria kralının La Valette kalesine karşı yürüttüğü sivil savaşta kralın koruması ve saray büyücüsü olarak görev alırlar. Foltest’in gayr-ı meşru çocuklarını politik birer maşa olarak kullanmaya çalışan La Valette baronesine karşı yürüttükleri kuşatma sıkıdır. Ordunun karşılaştığı ufak tefek engelleri yetenekli Witcher sayesinde çok da kayıp vermeden atlatan Foltest’in ordusu için zafer kesin gibidir. Ta ki bir ejderha savaş alanına inip de Foltest, Roche, Geralt ve Triss’ten oluşan grubun tepesine çökene kadar…
Okumaya devam...  

Overwatch Geri Döndü! – Kısa Hikâye

OVERWATCH GERİ DÖNDÜ: BM, KANUNSUZ AKTİVİTELERİ ONAYLADI; KUŞKU VE UMUT KOL GEZİYOR! Yazan: Olympia Shaw  New York Şehri (Atlas News) – Araştırmacılar, Pazartesi günü gerçekleşen müze soygunu da dahil olmak üzere geçtiğimiz haftalarda dünya çapında vuku bulan bazı şiddet içerikli olaylara eski Overwatch üyelerinin de karıştığını doğruladılar. Birleşmiş Milletler ise bu eski ajanların, resmi emirlerden bağımsız olarak hareket ettiklerini vurgulayan bir açıklamada bulundu. BM’den gelen açıklamanın özeti şu şekilde: “Birleşmiş Milletler herhangi bir Overwatch operasyonuna kesinlikle onay vermemiştir. Organizasyonun izinleri ve bağlantıları hâlâ iptal edilmiş durumdadır.” Bu konuda sorulan diğer sorular ise ya hiddetli cevaplar yada sessizlikle karşılandı. Bu kadar kısa bir açıklama belli ki şaşırtıcı bir gerçeği ortaya koymakta: Bu, Overwatch’u son görüşümüz olmayacak. BM tarafından dağıtılmaları onların sadece gölgelere çekilmesine önayak olmuş gibi gözüküyor.
Okumaya devam...  

Warcraft: The Beginning – Beğendik Mi?

Son bir haftayı internetten uzak ve izole bir şekilde geçirmediyseniz muhtemelen gözünüze çarpmıştır: Warcraft filmi eleştirmenler tarafından yerden yere vuruluyor adeta. 10 senedir “Ha yapıldı, ha yapılıyor!” diye sürecini heyecanla takip ettiğimiz bir filmin bu kadar ağır eleştiriler alıyor olması, Azeroth’ta binlerce saatini geçirmiş bir oyuncu olarak ister istemez beni de endişelendirdi doğrusu. Ama aklıma düşen bütün şüphe tohumlarına rağmen üç beş eleştirmenin lafına bakıp filme gitmekten vazgeçecek de değildim. Ne de olsa bu Warcraft’tı. Film hakkında şu ana kadar gördüğüm her şey “Biz serinin hayranlarını tatmin etmek için yaptık bu filmi!” diye bağırıp duruyordu. Peki ya sahiden de öyle miydi? İşte onun cevabını da nihayet dün akşam itibariyle almış bulundum.
Okumaya devam...  

Dark Souls Tarihçeleri – Bölüm 1: Kadimlerin Çağı ve İlk Alev

İlk başta dünya henüz karanlıktı. Yüzeyi sisler ve gri kayalıklarla kaplıydı. Herhangi bir gelişimden yoksun olan bu çağda dinginlik hakimdi; hiçbir şey değişmez, gelişmezdi. Devasa ağaçlara tünemiş olan taştan pullu, ölümsüz ejderhaların hüküm sürdüğü bu döneme denirdi.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Gwyn’in Dört Şövalyesi

’nın bitişi ve ’nın gelişinden sorumlu olan Lord Gwyn’in ordusunda herkesten çok öne çıkan, maharetli dört adet şövalye vardı. “Gwyn’in Dört Şövalyesi” olarak da bilinen bu şövalyeler Ornstein,  Artorias, Ciaran ve Gough’tan oluşuyordu. Bu dört şövalyenin her birine Lord Gwyn tarafından özel güçlere sahip yüzükler bahşedilmişti.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Tracer

“Neşelen tatlım! Süvariler yetişti!” Lena Oxton -ya da daha çok bilinen kod adıyla “Tracer”- Overwatch isimli uluslarası bir savunma organizasyonunun henüz deney aşamasındaki bir uçağını test etmek için seçildiğinde henüz çok gençti. Gözüpek bir pilot olan, bir hayli neşeli ve renkli bir kişiliğe sahip Lena’nın test edeceği uçağın adı “Slipstream” idi. Ve bugüne kadar insanoğlunun tanışmış olduğu uçaklardan bir hayli farklıydı -zira ışınlanabilme yeteneğine sahipti. Ancak Slipstream’in ilk uçuşu sırasında beklenmeyen bir terslik yaşandı ve uçağın ışınlanma matriksi arıza yaparak uçağı ve içindeki Lena’nın ortadan kaybolmasına yol açtı. Kendisinden aylarca haber alınamayan Lena’nın da bu kazada öldüğü varsayıldı.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Dehaka

“Diğer sürü liderleri birer kaya, birer ağaç, birer tepe. Rüzgâra karşı dururlar. Daha çok güç ararlar. Ben bir nehirim. Akarım. Daha çok öz bulmak için…” Zerg sürüsü, xel’naga’nın müdahalesiyle kanatlanıp başka gezegenlere ve yeni ufuklara doğru yol aldığında ufak bir grup Zerus’ta kalmaya devam etti. Yüzlerce yıl bir başlarına gelişip evrimleşen bu ler, Kerrigan yanında kendi sürüsüyle birlikte Zerus’a ayak bastığında iyi ya da kötü bir düzen kurmuş durumdalardı. Dehaka da onlardan biriydi; büyük sağ kolunu henüz kaybetmiş, öz toplamaya ve kendini geliştirmeye pek de meraklı bir sürü lideriydi. Ancak belli ki hayatta kalma içgüdüsü, güçlüyü gördüğünde tanıma ve sürüye adapte olabilme yeteneği diğer sürü liderlerinden daha ötedeydi; zira diğer liderler Kerrigan’ın önünde bir bir düşerken o gidip Kerrigan’ın Zerus üzerindeki en güçlü zerg olduğunu kabullenerek ona katılmayı ve yardım etmeyi teklif etti. Zurvan, Yagdra, Kraith, Slivan ve diğerleri Zerus’taki bu yeni ittifağın karşısında yok olurken Dehaka ve sürüsü adapte oldu, hayatta kaldı ve yendiklerinin özünü toplayarak gelişti. Ve Kerrigan’ın yanında kalarak daha da çok öz toplayacağından emin oldu.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Sylvanas Windrunner

“Bu lanetten ne gibi bir keyif duyabilirim ki? Biz hâlâ diriölüyüz, kardeşim –hâlâ birer ucubeyiz. Bu azabın köleleri değilsek neyiz ki biz?” Quel’Thalas’ın gururlu ve asil elf aileleri arasında bir tanesi vardır ki trajik geçmişiyle diğerlerinden çok daha ayrı bir yerde durmaktadır. Windrunner hanedanından bahsediyorum tabii ki. Her daim şarkının ve güzün hüküm sürdüğü ormanları evi bellemiş, Silvermoon’u korumaya ant içmiş olan aileden… Ve tabii ki bu talihsiz ailenin belki de en trajik hikâyeye sahip evladı Sylvanas Windrunner’dan…
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Xul

Necromancerlar ya da kısıtlı bir kesim tarafından bilinen diğer adıyla Rathma Rahipleri, sıkça yanlış anlaşılan ve ölülerle olan iletişimleri nedeniyle sıradan halk tarafından korkuyla anılan bir gruptur. ‘nda yazana göre efsanevi nephalem Rathma tarafından ölümlülere hayat ile ölüm arasındaki ince çizgiyi bükme yetisi bahşedilmiş ve bu değerli yeteneği spesifik bir amaç için kullanmaları tembihlenmiştir: Işık ve Karanlık arasındaki hassas dengeyi korumak ve hem Cennet’in hem de Cehennem’in insanların dünyası üzerinde bir diğerinden fazla etkiye sahip olmasını engellemek. Rathma’nın öğretilerini bu uğurda ilk takip eden ölümlü de Günah Savaşı döneminde yaşamış olan ve daha sonraları “Kalan” adıyla bilinecek olan Mendeln Ul-Diomed’dir.
Okumaya devam...  

Diablo – Kısa Hikâye: Ateş Böceği

Affını diliyorum, büyücü hakkında konuşacak çok şey var, ve sana onun hikâyesini hakkıyla aktarabilecek tek kişi de benim. Bu ve sonrasında bizi bekleyenler benim yüküm. Sonunda büyük bir gizem yok. Etrafımızı saran kırık duvarlar ve parçalanmış taşlara kazılı bu hikaye ve her ağızdan çıkan dedikodulu fısıltılarda tabii… Fakat söz konusu büyü olunca hiçbir şey o kadar da basit değil; ve emin ol ki gördüklerin ve duydukların hikâyenin tamamını oluşturmuyor. Burada, yatağımda toparlanmaya çalışırken ve hekimler yaşayacağım konusunda beni ikna etmeye çalışırlarken artık yitmekte olan geçmiş günlerin hatıralarına dalıp gitmekten ve bu büyük felakete işaret eden alametleri aramaktan başka yapacak pek işim yoktu. Onu herkesten iyi tanırım, hatta onun kendini tanıdığından bile; tabii o asla bunun doğruluğunu kabul etmeyecektir. Çağımızın en güçlü büyücüsü olabilir. Kalbi temiz, niyeti de iyidir hep ancak gençliğin ve dehalığın getirdiği aptallık ve yenilmezlik hissi tarafından ele geçirilmiş gibidir. Çiğnemeyeceği kural yoktur ve yapmaması gerektiği ile yapamayacağı şeylerin söylenmesinden zerre haz etmez. Onu yıllar önce ilk tanıdığımdan beri böyledir bu. Aynen bunun gibi bir günde…
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Li-Ming

“Donmuş denizin batısında, Scosglen’in kuzey batısına denk gelen ufak bir ada vardı: Xiansai. Büyük aileler tarafından yönetilen, kendi içine kapalı Xiansai, farklı ve özgün kültürüyle özellikle sanatçılar, zanaatkârlar, âlimler ve tabii ki de gizemli sihirbazların gözdesi olmuştu. Hatta bazen Büyücü Klanları’nın Xianlı çocukları alıp eğittiği bile söylenir. Ancak Xian halkından biri vardı ki hiçbir büyücü ya da sihirbaz onu seçmemişti. Hatta tam aksine, kendi gücünün farkında olan 7 yaşındaki bu çocuk, Yshari Sanctum’a gidip güç gösterisinde bulunarak kendini oradaki büyü kullanıcılarına kabul ettirmişti. Daha sonraları da diyarların tarihçesine adını yazdıran bu büyücünün adı Li-Ming idi…” Xiansai’da doğan Li-Ming, Yshari Mabedi’ne gelip Vizjerei Yüce Konseyi lideri Valthek’in çıraklarını bir bir yenerek kendini büyücülerin arasına kabul ettirdiğinde sadece 7 yaşındaydı. Onu kendisi gibi inatçı, başına buyruk ve asi bir sihirbaz olan Isendra’nın çıraklığına getiren Valthek, zamanında cehennemin iblis lordlarına karşı bizzat savaşmış olan sihirbazın bu hevesli genç kızın açlığını bastıracağını ummuştu. Ancak kendisine öğretilen her şeyi emip özümseyen ve sıra dışı bir yeteneğe sahip olan Li-Ming’i Yasak Arşivler’de tabu haline gelmiş büyüleri araştırırken bulduğunda, onu dizginlemek adına eğitiminin kalanını kendi üstlendi. Bu sırada Isendra ise arşivlerde bulunan kehanetlerde bahsedilen büyücünün Li-Ming olduğuna inanmaya başlamıştı. Lakin Li-Ming ve Isendra dışında herkes bunu saçma
Okumaya devam...  

Yolunu Gözlediğimiz Heroes of the Storm Karakterleri

Greymane’in de geçtiğimiz hafta listeye eklenişiyle birlikte Heroes of the Storm’un kahraman sayısı an itibariyle 47’ye ulaşmış durumda. Ve sanırım uzun bir süredir ilk defa mevcut kahraman listesine bundan sonra kimlerin ekleneceği konusunda karanlıktayız. BlizzCon’da bahsedilmiş bazı isimler, daha öncesinde oyunun dosyaları arasında referanslar yakaladığımız bazı karakterler biliyoruz tabii: Mesela Gul’dan’ın konsept aşamasında olduğunu biliyoruz, Tracer’ın Overwatch çıktığında oyunu satın alan herkese bedava hediye edilecek olduğunu da… Ancak muhtemelen ikisi de çok yakın gelecekte Nexus’u şenlendirecek kahramanlar arasında değiller. Eh, bu noktada hem merak duygusu hem de “keşke şu gelseydi” temalı arzular kabarınca ben de oturdum, “Lorekeeper’ın Yolunu Gözlediği Heroes of the Storm Karakterleri” listesi hazırladım. Aşağıdaki listede tek tek tüm özellikleriyle detaylandırılmış karakterler değil, karakterin kim olduğuna dair kısa bir özet ve o karaktere uyacak bir genel konsept bulacaksınız. Onu da baştan söyleyelim ki yanlış bir beklenti oluşmasın. Eğer sizin de “bu karakter şöyle bir konseptle süper olurdu” şeklinde tavsiyeleriniz varsa yorumlar bölümünde sizin fikirlerinizi de görmeyi çok isteriz doğrusu. Hatta kim bilir, belki de sizin fikrinizi çok beğenir, forumlar aracılığıyla Blizzard’a iletilmesinde yardımcı bile olabiliriz!
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Lt. Morales

Terran Konfederasyonu’nun bel kemiği, devasa zırhları ve gaus tüfekleriyle düşmanının yüreğine korku salan Marine birimleriymiş gibi dursa da, aslında Marinelerin hayatta kalmasını ve savaşmaya devam etmesini sağlamakla görevli çok önemli bir birim daha vardır: Sıhhiye. Sıhhiyecilerin Koloni Filolarında ön saflarda ilk görülüşü, Konfederasyon’un Lonca Savaşları sırasındaki deneylerine kadar uzanmaktaydı. İlk başta ana üsse gelen yaralıları tedavi etmekle hükümlü olan Sıhhiye birliğinin çok nadiren de olsa operasyonlara ve savaşlara katıldığı da görülmeye başlanmıştı. Ancak savaşa hazır, zırhlı Konfederasyon sıhhiyecilerinin asıl yaygınlaşması protoss ve zerglere karşı yapılan Büyük Savaş’ta gerçekleşti. Marinelerin bu savaşta çok ciddi zaiyat vermesi, Birleşmiş Dünya Direktörlüğü’nün uzlaşma filosuna Sıhhiye birliklerini katmasına neden oldu. İlginç bir şekilde, bu pozisyon için yapılan başvuruların ciddi bir kısmı kadınları içeriyordu.
Okumaya devam...  

Starcraft – Kısa Hikâye 1: Yükseliş

Alarak kara kayalıkların arasında giden gölgeli yolda durdu. Derisindeki batma hissi güçlendi. İmkansız. Daha sadece gün ortası olmasına rağmen havada terrazine vardı. İşte. Batıdaki kayalıkta. Menekşe renginde bir kurdele gibi dağılan sis –terrazine- kayalığın yüzeyi boyunca sivri bir yarıktan yayılmaktaydı. Yer sarsıntılarından biri yer altındaki birikmiş gazı ortaya çıkartmış olmalıydı. Küçük bir tanesini. Ancak bu küçük hediye muhtemelen uzun sürmeyecekti. Alarak terrazine sisine doğru daldı ve kollarını avuçları yukarı gelecek şekilde kaldırarak Yaratılışın Nefesi’nin kendini sarmasına izin verdi. Menekşe sis, derisinin içine nüfuz etti. Damarlarında akmaya başladı. Zihnini açtı. Onu Amon’a yaklaştırdı. Karanlık Tanrı’ya.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Rexxar ve Misha

Diğer ırkları çok uzun süre uzaktan izledim. Birbirleriyle didişmelerini, diğerlerine karşı acımasızlıklarını gözlemledim. Gereksiz savaşları, bu toprakları kana bulamaktan ve doğayı yok olmanın eşiğine getirmekten başka bir şey başarmış değil. Bir süredir Nexus denen bu garip diyarı da bir zamanlar Kalimdor’u ve Desolace’ı gözlemlediğim gibi izlemeye devam ediyorum. Sanırım asıl ailemle, yani hayvan yoldaşlarımla avlanmaya devam etmek benim için en iyisi olacak. Rexxar, Mok’Nathal’ın Son Evladı, Stonemaul Klanının Şefi veya Horde’un Şampiyonu… Siz onu hangi kalıba sokmaya çalışırsanız çalışın, o kendini yarı-ogre yarı-ork bir avcı olarak tanımlamayı tercih edecektir. Draenor’da, ’ndaki pasifist bir yarı-ogre klanının mensubu olarak doğan Rexxar, babası Leoroxx’un uyarı ve ısrarlarının aksine Kara Geçit açılıp da Gul’dan’ın güçleri İlk Savaş’a katılmak için Azeroth’a geçtiğinde klanını geride bırakmayı tercih etti. Daha o zamandan hayvanlarla büyük bir bağ kurmuş olan genç avcının yanında büyük, kara bir kurt olan Haratha da vardı.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Kharazim

Rüzgar doğal olmayan bir ürperti taşıyor ve yoldaşlarım huzursuzlanıyor. Gökte yanan ateş, semayı aleve boğuyor. Bense sakince bekliyorum. Rüzgârda kulağıma fısıldayan, ateşte gürleyen 1000 ve 1 Tanrı’yı dinliyorum. Yumruklarımı onlar yönlendiriyor. Hakikatin ışığını yakmak istediklerinde, ben onların meşalesiyim. Zihnim berrak, kaslarım her an harekete geçmeye hazır. Ivgorod keşişleri olarak bizler ne yapıldığına değil, ne yapılması gerektiğine odaklanırız. Ve ben Nexus’u düşmanlarımdan arındırmaya hazırım. Tıpkı Tristram’ı ayaklarını sürüyen ölüler ordusundan arındırdığım gibi! Sanctuary’nin en ölümcül güçlerinden biri olan Ivgorod keşişleri, hem bedenlerini hem de zihinlerini mükemmelliyete erişecek şekilde eğitmiş kutsal savaşçılardır. Aynı zamanda 1001 tanrı ve tanrıçayı sahiplenen Sahptev inancının da takipçileridir. Tanrı ve tanrıçaların akla gelebilecek her türlü şeyin içinde olduğunu savunan bu inanç, keşişlerin eğitimlerinin ve yaşam felsefelerinin de temelini oluşturur.
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Leoric

“Doğudan bir hükümdar yükselecek; hükmü kanla başlayıp kemikle bitecek. Kayan bir yıldızın ışığında seçilmiş bir kadının ya da adamın ellerinde üçüncü ve nihai ölümüyle tanışacak…” Böyle söylüyordu efsaneler… Lakin yanıldıkları bir nokta vardı: Yaşayanlara karşı olan nefreti ölümden bile güçlü olan bir varlığı nasıl öldürebilirdiniz ki? İskelet Kral Leoric, Tristram halkının kabuslarını çok uzun bir süre süsledi. Yeni Tristram şu günlerde biraz daha sakin ve Leoric’in kininden uzak kalsa da Nexus için kabus henüz yeni başlıyor. Kara Kral, Deli Kral, İskelet Kral geçitten adımını attı bir kere… Üstelik de bu sefer kendisine ihanet etmeyeceğinden emin olduğu, yeni askerleriyle birlikte! Khanduras’ın kralı Leoric, bir zamanlar adil ve asil bir hükümdardı. Ailesine değer verir, karısı ve oğullarını yanından ayırmazdı. Zakarum dinine karşı da sarsılmaz bir inancı vardı. Bu yüzden Başpiskopos Lazarus kendisine Zakarum inancını yaymak için Tristram adındaki köhne ve kadim bir kasabaya yerleşmeyi teklif ettiğinde çok istekli olmadan bu teklifi kabul etmişti. Ancak bilmediği şey, bu hareketiyle kendini ve soyunu büyük bir lanetin içerisine sokmuş olduğuydu. Üç Baş İblis’in planı tıkır tıkır işlemeye devam ediyordu…
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: Gul’dan

Gölge Konseyi’nin bilhassa üzerini kapatmasından mı, yoksa orijinal Draenor parçalanırken o döneme ait kayıtların da yitip gitmesinden mi bilinmez, ork tarihinin en karanlık büyücülerinden olan Gul’dan’ın geçmişiyle ilgili bildiklerimiz bir hayli sınırlı. Yine de bu amansız orkun bir zamanlar gelecek vaat eden sıra dışı bir şaman olduğunu, hatta Shadowmoon klanının lideri Ner’zhul’un çırağı ve sağ kolu olduğunu net bir şekilde biliyoruz. Ve her şeyin Ner’zhul’a yapılan bir teklifle başlayıp Draenor’un parçalanmasıyla sonuçlanacak olayları tetiklediğini de… İblis Kil’jaeden, Draenor’daki ork klanlarının ruhani lideri olan Ner’zhul’u, ölmüş eşinin kılığına girerek verdiği nasihatler ve vaatlerle kandırmayı başarmıştı. Aslında kendi kuzenleri olan ve Draenor’a sığınarak güvenli bir yuva bulduklarına inanan draeneilerin tehlikeli olduğu konusunda Ner’zhul’u ikna etmiş, ork klanlarını sürgün kuzenleri üzerine salmayı başarmıştı. En azından bir süreliğine… Zira şamanistik kökenlerine çok ciddi bir şekilde bağlı olan Shadowmoon klanı, atalarının ruhları ve elementler onlara sırt çevirip de çağrılarına yanıt vermeyince aldatıldıklarını fark ettiler. Ner’zhul savaş hazırlıklarını sonlandırmaya çalıştıysa da Burning Legion’ı temsil eden Kil’jaeden bu kadar çabuk pes etmeye niyetli değildi. Daha çok güce açlık duyan Gul’dan’ı kendi kanatları altına çeken Kil’jaeden, şamanizmi terk etmesi ve elementlerle olan bağını kesmesi karşılığında Gul’dan’a iblislerin büyüsünü öğretmeye başladı. Yeni kazandığı güçlerle kendi klanı Stormreaver’ı kuran ve
Okumaya devam...  

Kimdir, Nedir: The Butcher

Cennet ve cehennemin bitmek bilmeyen savaşı, Ebedi Mücadele, sonunda Sanctuary’nin sınırlarını da aşarak Nexus’a kadar taştı. Sonsuzluğun bahçelerinde, cennetin uyum içinde tek bir nota gibi yankılanan şarkısı cehennemin kaotik kakofonisine karışırken bu sefer sadece melekler ve iblisler değil, başka dünyalardan gelen ve Nexus’ta yolları kesişmiş kahramanlar da bu savaşın içinde aktif olarak yer alıyordu. Ancak Nexus öyle bir yerdi ki, ışığın yanında yer alan meleklerden bazılarının karanlığa düştüğüne ya da en korkulan cehennem efendilerinin bile meleklerin yanında savaştığına şahitlik etmek mümkündü. Kısacası Ebedi Mücadele sürse de, dengeler tamamen alt üst oldu. Ve o alt üst olan dengelerin tam ortasında, elinde satır ve orağıyla yeni bir savaşçı Nexus’a giriş yaptı. Havayı kokladı, uzun dişlerin çerçevelediği dudaklarına geniş ve çarpık bir gülümseme yayıldı. “Ah, taze et!” diye haykırdı iblis. Ve elindeki satır ve orağı birbirine sürterek en yakındaki avın peşine düştü…  
Okumaya devam...  

Eora Tarihçeleri – Bölüm 2: Azizin Savaşı ve Waidwen’in Mirası

Anni Iroccia takvimine göre 2807 yılında Dyrwood’un barış ve huzur dolu günleri bir kez daha sona erdi ve Dyrwood halkı kendilerini Glanfathlılardan çok daha çetin, ilahi bir düşmana karşı savaşırken buldular. Doğu Menzili’nde bugün bile yankıları ve etkileri süren “Azizin Savaşı”, Özgür Dyrwood Palatinliğinin bir tanrıya, Eothas’a karşı mücadelesine sahne olmuştu. Çiftçi Waidwen, Readceras’ın nispeten küçük bir bölgesinde gayet gösterişsiz bir hayat yaşıyordu. 22 yaşında babasını kaybettiğinde, en iyi bildiği işi yapmaya odaklanarak aile çiftliğini işletme görevini üstüne aldı. 4 yıl boyunca rutin ve mütevazı bir şekilde çiftçilik yaptıktan sonraysa bir gün batmakta olan güneşin yıldızlarla kesiştiği noktada hayatı değişti. Eothas, ışığın ve yeniden doğuşun tanrısı, bu sıradan çiftçinin karşısına dikilmişti. Waidwen’in günlüklerinde kaleme aldığına göre alev alev ışıldayan bir suretle çiftçinin karşısına çıkan Eothas, ona şu şekilde seslenmiş: “Korkma. Çünkü ben diğerlerini değil, seni seçtim. Bir imparatorluğun yeniden doğuşunu şekillendirecek ışığı getiren sen olacaksın.” Bu noktada belirtmek gerekir ki Waidwen’in gerçekten Eothas’ın avatarı olup olmadığı bugün bile hala tartışma konusudur ve herhangi bir kesinliğe ulaşmamıştır. Kimi tarihçiler Waidwen’in gerçekten de Eothas olduğunu ve çeşitli mucizeler yaydığını savunurken, kimisi ise tüm bu iddiaların şizofrenik bir çiftçinin ortaya attığı deli saçması palavralar olduğu fikrini öne sürmektedir. Hangisi doğru olursa olsun, Eothas inananlarının ciddi
Okumaya devam...