lorekeeper-savasla-gecen-bin-yil-bolum-3

Savaşla Geçen Bin Yıl – Bölüm 3: Gölge & Işık

Yaratık koştu. Durmak bilmeden koştu. Düzlemler arasında gidip geliyordu. Çarpık Düzlem ile Hiçlik arasında sıçrayıp duruyordu. Alleria’nın sapladığı kazığı göğsünden çekip çıkardı. ‘Silah’ bir anda yok oldu. Eredar acı içerisinde, zorlukla nefes alıyordu. Her adımında aynı şeyleri söyleyip duruyordu.

“Kaçmam lazım. Kaçmam lazım. Kaçmam lazım.”

İblis, hayatı boyunca birçok farklı isimle anılmıştı. Şimdiye Kil’jaeden’ın kendisine verdiği görevi yerine getirmekten başka bir amacı yoktu: Yok etme. Doğumundan beri diğerlerinden daha üstün bir varlık olmak için yetiştirilmişti. Yaradılışı çağlar boyunca şekillendirilmişti. Geliştirilmişti. İşkence edilmişti. İblisin yetenekleri ileri seviyelere yükselmişti. Diğer eredarlar bile kendisinden korkuyordu. Neden korkmasınlardı ki? Boyutlar arasında gizlenebiliyordu. Göz açıp kapayıncaya kadar şekil değiştirebiliyordu. Yakan Lejyon karşısında tehdit oluşturabilecek yazgılara sahip kişileri bulabiliyordu.

Sonra ise öldürülmüştü. Draenor’da. Alleria tarafından.

Kil’jaeden bunun cezasını vermişti. Ve sonrasında iblisi daha da güçlü hâle getirmişti. Bunun gerçekleşmesi ise asırlar almıştı.

Ve şimdiyse eredarın Turalyon’u öldürme çabası Kil’jaeden’ı memnun etmişti. Ve o öldükten sonra sıra elfe gelecekti. Kendisine onları sonsuza kadar saklayıp dilediğince işkence edebileceği yöntemler sunulmuştu.

Ama Alleria kaçmıştı. Ve o… O…

O değişmişti. Kayboluşa giden yolları biliyordu.

Nihai ölüme hükmetmeyi biliyordu.

“Kaçmam lazım. Kaçmam lazım. Kaçma-”

Karanlık madde boynunun etrafında biçimlendi. Boyutlar arasındaki sıçrayışı sona erip Xenedar’a geri çekilirken çığlık attı. Çarpık Düzlem’e geri döndürülmüştü.

Eredar hemen ayağa kalktı; sivri dişleri arasından tıslıyordu. Hançerleri iki elinde de dans etti ve Gölge’nin bağlarını biçti. Çaresiz bir kahkahayla zehirli hançerlerini kadına doğru fırlattı. Kendisini buraya çekmişti, ölebileceği tek yere ve-

Hançerler havada kalakaldılar. Alleria yanlarından geçip ilerledi.

Kil’jaeden! Kurtar b-b-b-eni!

“Bizi izliyor mu?” Alleria ilerlemeye devam etti. “Onun biricik gözdelerinden biri misin?”

İblis, korkuyla ulurken daha çok hançer yarattı. Hepsi de kadına yaklaşamadan yok oldu. Alleria, iblise doğru ilerlemeye devam etti. Yavaş yavaş. Adım adım. Gölge’den oluşan başka bir kazık yaratığın sol omzuna saplandı.

Sağ koluyla hançer fırlatmaya devam etti. Eredarın aklına yapabileceği başka hiçbir şey gelmiyordu. “Kurtar beni,” diye haykırdı tekrar.

Başka bir kazık daha. İblisin diğer kolu da bükülerek kullanamayacağı bir duruma geldi. “Neden korktuğunuzu biliyorum,” dedi Alleria. “Yakan Lejyon’un neden korktuğunu biliyorum. Efendilerini bu meşum seferi başlatmaya iten şeyin ne olduğunu biliyorum.”

Eredar, Kil’jaeden’ın hayal kırıklığını hissedebiliyordu. Haykırışlarını duymuştu…ve görmezden gelmişti.

Ve bir an sonrasında Alleria tam karşısında duruyordu.

İblis dizleri üstüne çöktü. Merhamet dilemek için kollarını dahi kaldıramıyordu. Yapabildiği tek şey hırıltılı sesiyle son duasını etmekti. “Lütfen… Lütfen… Lütfen…”

Alleria da önünde eğildi ve iblisin bakışlarını yakaladı. Tüm umudu kadının sözleriyle yok olup gitti. “Oğlumu öldürmeye yemin ettin.”

Elfin hançeri kolaylıkla boynuna saplandı. İblis hiç ses çıkarmadı. Hayatı akıp giderken yalnızca kırpmadığı gözlerle kadına baktı.

“Bu kolay bir ölüm şekli,” dedi Alleria yumuşak bir sesle. “Seni Hiçlik’in efendilerine verebilirdim. Ancak seni değiştirirlerdi. Ben de hiçbir şey başaramamış olurdum.”

Arkasında, holün diğer ucunda Turalyon ile Lothraxion duruyor, izliyorlardı. İblis onların bakışlarındaki şaşkınlığı gördü. Korkuyu da.

Sonrasında her şey yavaş yavaş kayboldu. Ölümün hafifliği onu sardı.

***

Turalyon’un canı acıyordu. Bedeninin her parçası ağrıyordu. Bu yalnızca fiziksel bir acı değildi. Düşünceleri ve bizzat ruhunun kendisi ızdırap içerisinde çırpınıyordu. Ancak hayattaydı. Ruhtaşı hareketsiz, boş bir şekilde zeminde duruyordu; artık bir ganimetten başka bir şey değildi. Lothraxion ayağa kalkmasına yardım etti. Alleria kendilerine doğru geliyordu. Kristal holü boylu boyunca yürümek nispeten uzun sürüyordu. Turalyon kadının her adımını zihni bulanmış, düşünemeyecek hâlde izledi.

Alleria karşısında durdu. Tükenmiş görünüyordu. “Seni tekrar görmek çok güzel,” dedi.

Turalyon da aynısını söylemek istiyordu. Onu sevdiğini ve hiçbir şeyin bu gerçeği değiştirmeyeceğini söylemek istiyordu. Yalan da değildi. Ancak aradığı kelimeleri bulamıyordu. En azından şimdilik. Alleria da durumu anlamış görünüyordu.

“Kaderim Işık’ın yolunda sonlanmıyor. Karanlığın yolunda sonlanıyor. Bunu çok ama çok uzun zamandır biliyordum.” Turalyon’un bakışlarını yakaladı. “Ve eğer bu yolda ilerlemezsem seni, Arator’u ve tüm Azeroth’u tehlikeye atmış olacağım. Lütfen inan bana.”

Konuşan Lothraxion oldu. “Karanlığı bilirim, Alleria. Ve kendini kaybetmiş birçok yaratık da gördüm. Sen onlardan biri değilsin. Sen o ince çizgiyi henüz geçmemişsin.”

“Bir gün geçeceğim,” dedi basitçe.

Nathrezim dudak büktü. “Lejyon adına affedilmeyecek sayısız şey yaptım. Tekrar ve tekrar soykırımlar gerçekleştirdim. Işık yine de beni günahlarımdan arındırdı. Senden asla umudumu kesmeyeceğim, Alleria Windrunner. Asla.”

Turalyon kadının yüzünü inceledi. Eşini çok iyi tanıyordu. Lothraxion’un sözlerini takdir ediyordu…ancak onlara inanmıyordu. “Alleria, git. Burayı terk et.”

Acı kadının gözlerinde parladı. “Hayır.”

“Kalmanı canı gönülden dilerdim.” Turalyon’un sözlerinde öfke yoktu, yalnızca acı verici gerçeklik vardı. “Xe’ra senin burada kalmana izin vermez. O… Gitmen gerek, Alleria. Hâlâ yapabiliyorken gitmen gerek. Onun ne yapacağını bilmiyorsun.”

Gayet iyi biliyorum. Ve ardından ne yaşanacağını da.”

Muazzam ve korkutucu bir varlık holü doldurdu. Turalyon kutsal gazabın Alleria’nın üzerinde toplandığını hissedebiliyordu. Yanına bir adım attı. “Xe’ra, lütfen, merhamet et,” dedi.

Onu Gölge’ye müsamaha gösterirse neler olabileceği konusunda uyardım. Ve şimdi de gelip bu mekânı kirleterek saygısızlık etti.

Lothraxion, Işık’ın Annesi’nin girdap gibi dönen gücü önünde diz çöktü. “Sözlerimi duy. Leydi Alleria Windrunner bizi kurtarmak için geri döndü; burada kabul edilmeyeceğini bile bile. Cesaret, onur, diğerkâmlık… bu erdemler hâlâ yüreğinde var olmaya devam ediyor.”

Işık’ın sizler için seçtiği yoldan saparsanız erdemlerin hiçbir anlamı kalmaz.

Ancak Xe’ra tüm öfkesine rağmen duraksadı.

Turalyon zihnini naaruya açtı; kuşkularını, kederini ve azmini görmesine izin verdi. “Sana yalvarıyorum, Xe’ra, ona zarar verme.”

Xe’ra’nın acımasız bakışları adamın ruhunu sorguladı ve sonrasında da sevdiği kadına döndü.

Alleria Windrunner. Hiçlik’i ardında bırakıp Işık’a bağlılık yemini edecek misin?

Alleria korkusuzca konuştu. “Yok olana kadar Yakan Lejyon’a karşı savaşacağım.”

Soruma cevap ver.

“Farklı yollardan ilerliyoruz ancak düşman değiliz. Bunu bizzat gördüm. Lejyon’a karşı verilen son savaşta Işık’ın Ordusu’na katılacağım ve beraber iblisleri alt edeceğiz.”

Hayır, Alleria. Katılmayacaksın. Doğruluğun yolunu tekrar benimseyene kadar burada hapis kalacaksın. Ön gördüğüm şeyleri lekelemene izin vermeyeceğim.

“Ne gerekiyorsa onu yap.”

Alleria, Işık’ın Ordusu üyeleri kendisini Xenedar’ın farklı bir köşesinde hapsetmeye götürürken karşı koymadı. Turalyon ardından gidişini izledi. Kadın güven verici bir gülümsemeyle dönüp kendisine baktı.

Lothraxion, Turalyon’un yanında bekliyordu. “Geri dönecek. İnancını kaybetme.”

“Hâlâ Işık’ın amacına inanıyorum. Fakat…Alleria’ya da güveniyorum. Her zaman güvendiğim gibi.” Lothraxion’a baktı. “Bu beni bir ahmak yapar mı?”

“Eğer yaparsa o zaman ikimiz de ahmağız demektir, kardeşim.”

Şifacılar yaralarıyla ilgilenmeye geldiğinde Turalyon sakince oturdu. Onları güç bela fark ediyordu. Düşünceleri alev alev yanıyordu. Kaderi kendisinden gizleniyordu. Ne olacağını göremiyordu.

Ancak tüm bu karmaşanın içinde sığınabileceği bir yer vardı. Sakin bir yer.

Her ne olursa olsun Alleria’ya güveni sarsılmayacaktı. Onun için savaşacaktı. Ve o da kendisi için. Turalyon bundan emindi.

En azından bu ona huzur veriyordu.