Lorekeeper-Sylvanas Windrunner

Kimdir, Nedir: Sylvanas Windrunner

“Bu lanetten ne gibi bir keyif duyabilirim ki? Biz hâlâ diriölüyüz, kardeşim –hâlâ birer ucubeyiz. Bu azabın köleleri değilsek neyiz ki biz?”

Quel’Thalas’ın gururlu ve asil elf aileleri arasında bir tanesi vardır ki trajik geçmişiyle diğerlerinden çok daha ayrı bir yerde durmaktadır. Windrunner hanedanından bahsediyorum tabii ki. Her daim şarkının ve güzün hüküm sürdüğü ormanları evi bellemiş, Silvermoon’u korumaya ant içmiş olan aileden… Ve tabii ki bu talihsiz ailenin belki de en trajik hikâyeye sahip evladı Sylvanas Windrunner’dan…

Ailenin ikinci çocuğu olmasına rağmen omuzlarındaki sorumluluk her zaman büyüktü Sylvanas’ın. En büyük kardeş olan Alleria, İttifak için kendi korucularından bir ekiple birlikte İkinci Savaş’ta çarpışırken Sylvanas da hünerleri ve liderlik vasfıyla kısa sürede hem Silvermoon’un Korucu-General’i hem de asil elf askeri gücünün lideri haline geldi. Ork Güruh’u Daimşarkı Ormanları’nı köleleştirdikleri ejderhaların ateşiyle boğarken onlara karşı koyan ve hatta geri çekilmeye zorlayan da yine Sylvanas ve onun yönetimi altındaki Uzakgezerler‘di. Güruh’un Quel’Thalas’taki yenilgisinden kısa bir süre sonra Draenor tarafındaki Kara Geçit’in yok edilmesiyle İkinci Savaş sona erdi. Hâlâ Korucu-General olarak asil elf topraklarını korumaya devam eden Sylvanas ise bütün ırkdaşlarını şaşırtarak yeteneklerinden etkilendiği insan korucu Nathanos Marris’i Uzakgezerler saflarına kabul ederek eğitmeye başladı.

Korucu-General Sylvanas

Korucu-General Sylvanas

Asil elflerin insanlar ve Doğu Krallıkları’yla İkinci Savaş sırasında pekişen bu beraberliği maalesef ki başka bir tehdidin arifesinde çatırdamaya başladı. Özellikle de Quel’Thalas bölgesini yönetmekten sorumlu bir baronun oğlu olan Othmar Garithos’un elflere yönelik aşırı ırkçı yaklaşımları yüzünden eninde sonunda aralarındaki ittifak tamamen kırıldı. Bir yandan da Lordaeron’un hırslı prensi Arthas Menethil, topraklarını kasıp kavuran bir vebanın kökünü kazımak için karanlık bir yola girip ruhunu ve insanlığını yitirmişti. Elinde lanetli kılıcı Frostmourne ve arkasında da diriölülerden oluşan bir orduyla Quel’Thalas’ın kapısına dayanan düşmüş prensin karşısındaysa tabii ki yine Silvermoon’un Korucu-General’i Sylvanas duruyordu. Sylvanas’ın bütün çabalarına ve Silvermoon’un büyülü korumalarına rağmen ardında ölümden oluşan bir iz bırakan Arthas, sonunda Sylvanas’ı yakalamayı başardı ve ruhunu Frostmourne yardımıyla emdikten sonra ölü elf generalini bir Banshee olarak dirilterek kendi iradesine bağladı.

Silvermoon halkına söylenen Korucu-General’in savaşta düştüğü ve bedeninin de şehrin yıkıntıları arasında yanıp kül olduğuydu. Bir zamanlar o toprakları canı pahasına koruyacak olan generallerinin düşmanın bir kölesi olduğunu ve Quel’Thalas’ta ölüm saçtığını söylemek tabii ki düşünülemezdi. İstila sırasında canını yeterince sıkmış olan bu düşmana karşı sonunda ipleri kendi eline geçirmiş olan Arthas ise Sylvanas’ı bir kukla gibi kullanırken bir yandan elfin iradesinin bir kısmını bilinçli bırakarak Sylvanas’ın umudunu iyice kırdı. Güneş Pınarı’nı ele geçirmek için yaptığı saldırıda başarıya ulaşan Arthas, elf Kralı Anasterian Sunstrider’ı da öldürerek Pınar’ın sularında Lich Kral’ın hizmetkarı Kel’Thuzad’ı diriltti. Quel’Thalas’ın bu en karanlık anında Sylvanas’ın çığlığı artık harabeye dönmüş şehirde yankılansa da bu hareketi Arthas’ı eğlendirmekten başka bir işe yaramadı.

“Bir zamanlar bir Uzakgezer’dim. Silvermoon’u ve halkını son nefesime kadar korumak için yemin ettim. Fakat yeterli olmadı. Yurdum yanıp kül oldu… Ancak o günler geride kaldı ve tarih tekerrür etmeyecek. Ben Sylvanas Windrunner’ım, Terkedilmişler’in Kraliçesi. Ve eğer bana bu hayatta hizmet etmeyecekseniz, bir sonrakinde edeceksiniz!”

Arthas’ın en kudretli generallerinden biri haline gelen Sylvanas, Lich Kel’Thuzad’ın temkinli gözetimi altında Lordaeron’da kalmaya devam etti ve Archimonde Hyjal Dağı Savaşı’nda yenilgiye uğradıktan sonra Varimathras, Detheroc ve Balnazzar adındaki üç Dehşet Efendisi’ni Arthas’ın planları konusunda uyardıktan sonra yavaş yavaş intikamını planlamaya başladı. Sylvanas’ın yolunu gözlediği fırsat, Ner’zhul’un güçlerinin zayıflaması ve Sylvanas ile diğer bansheelerin üzerindeki iradesini kaybetmesiyle ortaya çıktı. Dehşet Efendileri’yle yaptığı gizli bir görüşmede Ner’zhul’un ve Arthas’ın güçlerinin git gide daha da zayıflamaya devam ettiğini ve Lordaeron’un kontrolünü ele geçirmek isteyen nathrezim üçlüsünün bu fırsatı kullanacağını öğrendi.

"Tam da tuzağımın içine düştün, Arthas. Ödeşme vakti geldi."

“Tam da tuzağımın içine düştün, Arthas. Ödeşme vakti geldi.”

Dehşet Efendileri’nin planına göre Arthas, başkentte öldürülecekti ancak Sylvanas’ın işini şansa bırakmaya niyeti yoktu. Bu yüzden de kendi yedek planını da hazırda tuttu. Yaptığı planın meyvesini vermesi ise uzun sürmedi zira Arthas, gerçekten de nathrezim saldırısından kurtulmayı başardı. Hâlâ Arthas’a sadıkmış taklidi yapan bansheeler, prensi Sylvanas’ın hazırladığı noktaya çekti. Bu arada Sylvanas bir şekilde eski bedenine ulaşmış ve banshee haliyle bu bedeni ele geçirerek fiziksel bir form kazanmıştı. Diğer bansheelerle anlaştıkları noktada, elinde Arthas’ı felce uğratacak bir okla gölgeler içerisinde bekleyen Sylvanas, peşindeki Dehşet Efendileri’nden kaçarken ikinci bir tuzağa çekildiğini fark etmeyen Arthas’ı böylece yakaladı. Hareket kabiliyetini yitiren prensi çabucak öldürmek yerine kendisine yaşattığı acıların aynısını çektirmeye niyetli karanlık korucunun planları, Kel’Thuzad’ın araya girmesiyle kesildi. Yardımcıları öldürüldükten sonra Lordaeron yıkıntılarının içine doğru kaçmak zorunda kalan Sylvanas, yine de soğuk bir kararlılıkla intikamını almaya yemin etti. Ne kadar sürerse sürsün…