lorekeeper-savasla-gecen-bin-yil-bolum-2

Savaşla Geçen Bin Yıl – Bölüm 2: Zümrüt Yıldız

Dorus oğlu Turalyon, öne çık. Vakit geldi.

Turalyon Işık huzmesinin içine adım attı. Yalnız değildi. Alleria onunla birlikteydi.

Işık’ın yolu her evladı için farklıdır. Seni nasıl buraya getirdiğini anlat.

“Lordaeron soylularından biri olarak dünyaya geldim. Henüz bir çocukken Işık’ın yolunu öğrenmek için eğitim aldım ve bir rahip oldum; hastaları ve yaralıları iyileştirdim. Dünyam işgal edildiğinde silah kuşandım ve Gümüş El’deki kardeşlerimle birlikte Işık’ı savaş meydanlarında nasıl kullanabileceğimi öğrendim.”

Peki şimdi ne yapacaksın?

“Öleceğim güne kadar Işık’a hizmet edeceğim. Bunu yapacağıma yemin ederim.”

Öyleyse Işık seni kutsayacaktır. Hazırlanmak için kendine biraz zaman tanı.

Alleria, Turalyon’un ellerini hafifçe sıktı. Turalyon’un avuç içleri yere bakıyordu, Alleria’nınkiler ise yukarıya doğru açılmıştı. Işık ikisinin de üstünde parlarken yüz yüze duruyorlardı.

“Heyecanlı mısın?” diye sordu Alleria.

Turalyon gülümsedi. “Evet.”

Xe’ra’nın varlığının zarif tınıları etraflarını sardı. Eski yaşamın artık geride kaldı. Işık sana yeni bir yaşam yaratacak.

“Hazırım, Xe’ra.”

Işık, Turalyon’un üstüne çöktü. Alleria eşinin uyumlu ancak güçle çarpan kalp atışlarını hissedebiliyordu. Turalyon’un elleri kadınınkileri sıkmaya başladı. Teni gittikçe ısınıyordu.

Işık zihnini kurcalamaya başladı. Turalyon geri çekilmedi. Xe’ra’nın sözleri sessizliği doldurdu.

Işık sana irfan sağlayacak. Işık senin yaralarını iyileştirecek. Işık sana yazgını gösterecek.

Turalyon bir anda olağanüstü biçimde hareketsiz kaldı, elleri ağırlığını bırakmıştı. Alleria biliyordu ki eşinin zihni yaradılışın engin okyanusunu boyunca yüzüyordu.

“Ne görüyor?” diye sordu fısıldayarak.

Bir kişi Işık’ın yolunda yeniden hayat bulduğunda geçmişini görür. Ardından gelecekten kesitler görmeye başlar.

“Umarım iyi haberler getirir.”

Yakan Lejyon var olan her şeyin kaderini değiştirdi. Ancak kader bir kere değiştiğine göre daha sonra tekrar değişebilir. Bu ise sen, Turalyon ve Işık’ın Ordusu’nun geri kalanı gibi canlılar sayesinde gerçekleşebilir.

“Işık’ın izniyle.”

Alleria biliyordu ki Turalyon’un geri gelmesi uzun sürecekti. Gözlerini kapadı. Zihninin serbestçe dolaşmasına, her zaman aradığı şeyi bulmaya çalışmasına izin verdi. Bugün o aradığı şeyi bulacaktı.

Çeşitli görüntüler zihnini doldurdu. Bir görü olamazdı -hayır, yaşananların veya yaşanabileceklerin işaretleri değildi. Gördükleri şu anda gerçekleşiyordu. Bundan emindi.

Alleria, yaşanan savaşların enkazı üzerinden henüz tam anlamıyla temizlenmemiş, inşa edilmekte olan bir şehir gördü.

Stormwind. Stormwind olmalıydı. İnsanlar şehri tekrar inşa etmeye başlamışlardı. Güneşli, ışıl ışıl bir gündü. Şehrin duvarlarına giden yol insan kalabalığıyla doluydu; askerler, siviller, soylular oradaydı. Önlerinde yüksek rütbeli kişiler duruyordu. Çeşitli sancaklar gördü: Stormwind, Lordaeron… ve Quel’Thalas. Elflerin sancağının önünde ise kız kardeşi Sylvanas bulunuyordu.

Alleria’nın kalp atışları bir anda hızlandı. Güruh’un işgali sırasında Windrunner soyunun birçok üyesi ölmüştü. Sylvanas, hayatta kalan birkaç kişiden biriydi. Hâlâ bir liderin nişanını taşıyordu. Silvermoon’un Korucu-Generali. Alleria’nın ruhu gururla okşandı.

Stormwind’in duvarlarının ötesine sıra hâlinde heykeller dikilmişti. Alleria hepsinin suretlerini tanıdı. Kurdran Wildhammer oradaydı. Danath Trollbane. Başbüyücü Khadgar.

Ve Turalyon da aralarındaydı. Hemen yanında ise Alleria’nın heykeli bulunuyordu.

İttifak, Draenor’da kalan herkesin öldüğüne inanıyor olmalıydı. Alleria seferin birçok üyesinin hayatta olduğunu biliyordu. Işık sayesinde bunu görmüştü… ancak belli ki Azeroth’a geri dönüş yolunu bulamamışlardı.

Alleria bilincinin kalabalığın üzerinde süzülmesine izin verdi. Hepsi yukarı doğru bakıyorlardı. Evet, aralarındaki bazı elfleri tanıyordu. Savaşçılar. Yoldaşı olmuş avcılar. Büyücüler. Dostlar.

Ve tam da orada, bir paladinin omuzlarında oturan küçük bir çocuk vardı.

Arator.

Oğlu hâlâ küçük bir çocuktu; öylesine ufacıktı ki. Savaş için onu geride bırakmak zorunda kaldığında sadece birkaç aylıktı. Arator için o zamandan beri yalnızca birkaç yıl geçmişti. Gözleri kocaman açılmıştı, başı eğikti. Hatırlamadığı bir yüze bakıyordu. Alleria, göz kapaklarının altında yaşların biriktiğini hissetti.

Onunla konuş.

“Ne diyeceğimi bilmiyorum.”

Işık sayesinde sadece birkaç kelimeden çok daha fazlasını söyleyebilirsin.

Alleria anlamıştı. Oğlunu kollarında tuttuğu o değerli birkaç ayı düşünmeye başladı. Zihninin bu hatıralarda yüzmesine izin verdi ve evladı için duyduğu o saf, o sonsuz sevgiyi kucakladı.

Işık sayesinde bu hissi oğluyla paylaştı.

Arator’un etrafa baktığını gördü. Gülümsediğini de… Hemen ardından Arator, tekrar Alleria’nın heykeline baktı ve eliyle ona uzanmaya çalıştı. Bebekken annesinin çenesine dokunabilmek için yaptığı hareketin aynısıydı. Alleria öylesine yoğun bir neşeyle dolmuştu ki canı acıyordu.

“Yüzümü bilmiyor.”

Yüzünü görmek için buraya tekrar ve tekrar gelecek. Ve senin onu ne kadar sevdiğini anlayacak.

“Teşekkürler, Xe’ra.”

Turalyon’un yolculuğu sonuna yaklaşmak üzereydi. Işık, içinden yansıyarak parladı. Gözlerini açtı; bir anlığına da olsa ışıldadılar. Başını kaldırdı ve derin bir nefes aldı.

Alleria ritüelin bittiğini biliyordu. Turalyon’un kalp atışları hiç olmadığı kadar güçlüydü; her biri Işık’ın kudretiyle gürlüyordu. “Tekrar hoş geldin. Nasıl hissediyorsun, Turalyon?”

“Hayatımda sanki ilk defa uyanıyormuşum gibi.” Gözleri yaşlarla doluydu. “Arator’u gördüm. Büyümüş, bir paladin olmuştu; kızıl bir göğün altında aşağıya, bana doğru bakıyordu. Onunla gurur duymaktan başka bir şey hissedemedim. Haklıydın, Alleria. Onu tekrar görmek bizim kaderimizde.”

Alleria’yı kendine çekip sıkıca sarıldı. Alleria kollarını onun boynuna dolarken adamın göz yaşları yanaklarına düşüyordu.

Turalyon, Xe’ra ile konuşurken sarılmaya devam etti. “Zümrüt yıldızı gördüm. Yakan Lejyon’a karşı olan savaşımız orayı en sonunda bize gösterecek. Sabırlı olmamız gerek.”

O zaman kaderin yolunda ilerliyoruz demektir. İyi iş çıkardın, Turalyon.

Xe’ra iyi haberleri Işık’ın Ordusu’nun geri kalanına ilan etti.

Turalyon… Azeroth’un evladı… Lordaeron insanı… Gümüş El’in paladinlerinden biri… Kendisi bugün fâniliğin sınırlarını geçti. Yaradılışın ebedî muhafızlarından biri olmaya layık görüldü.

Işık ile yeniden hayat buldu.

Diğerleri bir an sonra hemen yanındaydılar, onu tebrik edip kucakladılar. Hâlihazırda silah arkadaşıydılar. Beraber çarpışmış, beraber kan dökmüş, kaybedilen yoldaşlar için beraber yas tutmuşlardı. Ancak Turalyon artık sadece Işık’ı kullanan biri değildi; diğerleri gibi onunla bir olmuştu.

Lothraxion Turalyon’a yaklaştı ve tıpkı insanların yaptığı gibi elini sıktı. Alleria gizlediği bir gülümsemeyle izledi. Lothraxion günler önce Alleria’ya el sıkışmanın nasıl yapıldığını öğretmesi için ısrar etmişti. Beklenti dolu bir gülümsemeyle kendisine döndü. “Nasıldım?”

“Fevkaladeydin. Lordaeron maiyeti kesinlikle oldukça kibar biri olduğunu düşünürdü.”

“Senin yükselişin de gelecek, Alleria. Bunu biliyorum.”

“Işık’ın izniyle,” diye yanıtladı Alleria. Ancak Turalyon gibi çocukluğundan beri Işık’ın yolunu öğrenmek için çabalamış birinin bile bu onura erişmesi için böylesine uzun bir zaman geçtiyse kendisininkine daha çok vakit vardı. Bu onu rahatsız etmiyordu. Işık bugün ona huzur vermişti. Artık oğlunun tüm hayatının onu tekrar görmeden geçmeyeceğini biliyordu.

Onlar yolculuklarına başladıklarından beri Azeroth için yalnızca birkaç yıl geçmişti. Alleria ve Turalyon için ise kırk yıldan uzun bir süre olmuştu.