lorekeeper-warcraft-tarihceleri-7-01

Warcraft Tarihçeleri – Bölüm 7: Mogu & Trol İttifakı, Uldum, Pandaren İhtilali ve Zandalari İstilası

Lei Shen’in ölümünden sonra tahta birçok farklı imparator geçmiş olsa bile yine de Gök Gürültüsü Kralı’nın haşmetine ulaşamadılar, mogu imparatorluğu da bir daha o eski görkemli günlerine kavuşamadı. Ancak imparatorluk yine de Ebedi Çiçekler Vadisi’ne hükmetmeye devam ediyordu ve Lei Shen’in ardından gelen liderler de acımasızlıklarıyla ön plana çıkıyorlardı. Köleleştirdikleri ırklar her kral ile biraz daha fazla acı çekiyorlardı.

Lei Shen öldükten sonra yerine Dojan geçti ancak imparatorluğun başkentini Mogu’shan Sarayı’na taşıyan yeni liderin yönetimi sorunlu bir şekilde geçti. Gittikçe huzursuzlaşan ve asabileşen sauroklar, kendi yaratıcılarına saldırmaya başladılar. Bu itaatsizliği aşmak isteyen Dojan, Ebedi Çiçekler Vadisi’ndeki tüm saurokların ruhlarının bedenlerinden ayrılması emrini verdi. Vadi dışında kalan diğer akıncıların da aynı kaderi paylaşmasını isteyen imparator, beklemediği bir direnişle karşılaştı. Sauroklar hayatta kalabileceklerine inandıkları tek bölge olan Krasarang bataklıklarında toplandılar ve buradaki suları zehirleyip yapıları kundaklayarak düşmanlarını avlamaya başladılar. Bu sıralarda Dojan’ın oğlu II. Dojan, imparatorluğun üçüncü lideri olarak başa geçti. Saurokları tamamen yok etmek isteyen bu mogu, babasının başlattığı “temizliği” başarıyla tamamlamayı arzulasa da saurokların bir gece kendisine düzenlediği suikast sonucunda Krasarang’ın kuzeyinde yer alan uçurumdan düşerek öldü ve bu sürüngenimsi canlılara karşı yürütülen soykırım da sona erdi. II. Dojan’ın ardından İmparator Kang hüküm sürdüyse de yönetimi kısa sürdü, zira tarihe geçecek herhangi bir önemli olayı bulunmamaktadır.

Yaungol

Yaungol

Tahta tam olarak ne zaman geçtiği bilinmese de Acımasız Qiang olarak anılan mogu kralının ise Lei Shen’den sonra gelen diğer liderlere nispeten tarihte daha büyük bir önemi vardı. O sıralarda Kalimdor kıtasının merkezine yakın bölgelerde doğayla barış içerisinde yaşayan ve avcılıkla yaşamlarını sürdüren yaungol adında canlılar bulunuyordu. “Yarı-tanrı” olarak kabul edilen Yaban Tanrı Cenarius’un doğanın sırlarını bizzat öğrettiği yaungollar, bir süre sonra av alanlarını çevrede yaşayan trollerle paylaşmaktan yorularak göç etmeye karar verdiler ve mogu imparatorluğunun sınırlarına kadar geldiler. Ancak bu ırkın fiziksel gücü ve potansiyeli gözünden kaçmayan Qiang, ten-bükücülerine bu canlıları yakalamalarını ve “geliştirmelerini” emretti. Üzerlerinde yapılan deneyler sonucunda çok daha güçlü ve oldukça zeki canlılara dönüşmüş olsalar da yaungollar, diğer tüm mogu imparatorluğu köleleri gibi sayısız yıllar boyunca büyük acılar çektiler.

Günümüzden yaklaşık 12,000 yıl önce ise birleşmiş mogu halklarının son imparatoru olarak anılacak olan Lao-Fe tahta geçtiğinde gaddarlığı ile ün salmıştı. Öyle ki kendisine istediği gibi itaat etmeyen pandaren ailelerini ayırıyor, hatta bu ailelerin çocuklarını Ejderin Omurgası’na göndererek mantid yemi yapıyordu. Çocuğunu bu şekilde kaybeden pandarenlerden biri ise Kang idi. (Moguların dördüncü imparatoru Kang ile karıştırılmamalıdır.) Eşini de kaybetmiş olan Kang, acısının derinliklerinde aydınlığı bularak moguların zayıflığını keşfetti: Her ne kadar güçlü büyülere ve silahlara sahip olsalar da tüm imparatorluk köle sistemine aşırı derecede bağlıydı ve onlar olmadan bir hiçti. Moguların ana gücünün bu sistemden geldiğinin ve kölelerin herhangi bir silah taşımalarının yasak olduğunun bilincinde olan Kang kendini, bedenini bir silah olarak kullanabilmeyi öğrenmeye adadı. Gözleri her daim üstünde olan mogu gözetmenlerde herhangi bir şüphe uyandırmamak için de hareketlerini adeta dans ediyormuş gibi sergiliyordu.

Tekniklerini ustalaştırdığına inandığı noktada Kang, diğer kölelerden kendisine saldırmalarını istediyse de bunu gerçekleştirmeye çalışan hiçbir köle başarılı olamadı. Kang’ın silahsız dövüş tarzı karşısında şaşkına dönen diğer köleler, ondan kendilerini de eğitmesini istediler. Böylece ilk keşişler de ortaya çıkmış oldu. Ancak mogular da bu durumdan haberdar olmaya başlamışlardı; bu yüzden Kang ve takipçileri Kun-Lai Zirvesi’ne kaçtılar ve buradaki tepelerin arasında gizlice bir manastır inşa ettiler. Kang’ın Xuen’in hapsedildiği yeri tesadüfen bulması da keşişlerin kendilerini daha da geliştirmelerine sebep oldu. Kang’ın teknikleri, Xuen’in öğretileriyle birleştiğinde ise keşişler artık savaşa hazırlardı.

Pandaren Keşişi

Pandaren Keşiş

Mogu imparatorluğuna ilk darbe, Nalak’sha’nın Makinesi’nin bulunduğu Mogu’shan Mahzenleri’nde vuruldu. Pandarenlerin saldırısı öylesine etkiliydi ki moguların hiçbiri Makine’nin olduğu yere yaklaşamadı. Ancak bu zafer, sadece pandarenlere umut aşılamamıştı; öyle ki neler olup bittiğini gören diğer köleleştirilmiş ırklar da imparatorluğu yerle bir edecek ihtilali başlatmak için pandarenlere katıldılar. Grummle ulakları ve postacıları, bir yandan moguların iletişim yollarını kesiyor ve kendi yemeklerini nasıl yetiştireceklerini bile bilmeyen bu tiranları aç bırakıyor, diğer bir yandan da müttefiklerine erzak ve haber taşıyorlardı. Güçlü yaungol birlikleri, fiziksel güçlerini kullanarak mogu kuvvetlerini bir bir mağlup ediyorlardı. Jinyular, kendi özel güçlerini kullanarak sular ile “konuşuyor” ve moguların nereden saldırabileceklerini öngörüyorlarken hozenlar ise tüneller kazarak mogu savunma hatlarını yarabilecekleri yollar açıyorlardı.

Lao-Fe’nin güçleri Pandarya’nın geri kalanından çekilmiş ve Ebedi Çiçekler Vadisi’ne sıkışmışlardı; ancak vadinin kendi büyü gücü sayesinde diledikleri kadar hayatta kalabilirlerdi. Bunun bilincinde olan Kang, hiç düşünmeden imparatora saldırdı. Çarpışmaları sırasında çok ağır yaralar alan Kang hayatını kaybetse de Lao-Fe’yi de beraberinde indirmeyi başarmıştı. Her ne kadar kanlı ve uzun bir savaş olmuş olsa da birleşen köle halklar sonunda galip gelen taraf olmuştu ve mogu imparatorluğu devrilmişti.