lorekeeper-warcraft-tarihceleri-3-01

Warcraft Tarihçeleri – Bölüm 3: Azeroth’ta Düzenin Sağlanması, İlk Ejderhalar ve Valarjar

Panteon’un çağlar boyunca kendi ırklarından henüz doğmamış bireylerin dünya-özünü barındıran gezegenleri bulma arayışı, her seferinde hüsranla sonuçlanıyordu; ta ki titanlardan Aggramar, Azeroth’un huzur dolu rüyalarının evrende yarattığı titreşimi hissedene kadar. Zaman kaybetmeden Panteon’a haber veren ve onların desteğini de arkasına alan Aggramar sayesinde Azeroth, uzun ve şiddetli çarpışmalar sonucunda topraklarını kasıp kavuran elementallerden ve kendisini yozlaştırmaya çalışan Eski Tanrılar’dan nihayet temizlenmişti. Ancak ilk titan ve Panteon’un efendisi olan Aman’Thul’un bu savaşta kendi eliyle Azeroth topraklarından çekip çıkardığı Eski Tanrı Y’Shaarj, gelişmekte olan titanın yüzeyinde kanayan büyük bir yara açılmasına sebep oldu.

Azeroth kurtarılmıştı ancak yarasından fışkıran ve muazzam bir büyü gücüne sahip olan kanı, kontrol altına alınmazsa tüm dünyayı yok edebilecek türdendi. Bunun bilincinde olan Bekçiler, hemen bir çözüm bulmak için harekete geçtiler ve yaranın kapanmasa bile en azından daha fazla yaşam enerjisi kaybına yol açmaması için durmak bilmeden çalışarak bölgeyi çeşitli büyülerle koruma altına aldılar. Uzun bir zaman alsa da sonunda emeklerinin karşılığını gören Bekçiler’in bu uğraşı sayesinde Azeroth’un kanaması durdu. Geriye sadece yaranın içerisini dolduran ve sonraki dönemlerde dünyanın iyileşmesine yardımcı olacak oldukça güçlü bir enerji barındıran büyük bir göl kaldı: Ebediyet Pınarı.

Yarayı koruma altına alan Bekçiler, gelişmekte olan dünya-özünü güçlendirme ve yaşam enerjisini dengeleme çalışmalarına başladılar. Azeroth üzerinde düzenin sağlanması çalışmalarında Bekçiler’e gereken gücün sağlanmasını isteyen titanlar ise onlara Yaratılış Sütunları adını verdikleri olağanüstü artefaktlar verdiler.

Archaedas ve Mimiron, düzenin sağlanması adına ilk adımı atanlar oldular ve dünyanın iki ucuna birer düzenek kurmak için planlar yapmaya başladılar: Kuzeydeki Fırtına Dorukları topraklarına inşa edilecek ve bir yandan dünya-özünün gelişen bilincinin şekillenmesine destek olurken bir yandan da Azeroth üzerindeki yaşam enerjisini şekillendirerek yeni ırkların yaratılmasını sağlayacak İradeler Ocağı ile güneydeki Uldum topraklarına inşa edilecek ve dünya-özünün bedeninin korunmasıyla “kalp atışlarının” dengelenmesine destek olacak Köken Ocağı. Odyn ise Eski Tanrılar ile yapılan savaşlarda gösterdiği kahramanlıklar sonucu Panteon tarafından Düzen Sağlayıcı olarak tayin edildi ve bu yüzden hem altında Yogg-Saron’un hapishanesinin yer aldığı Ulduar’ın gözetimini sağlama hem de İradeler Ocağı’nın bakımını yapma görevlerini üstlendi.

Azeroth'ta düzenin sağlanmasına yardımcı olan devler

Azeroth’ta düzenin sağlanmasına yardımcı olan devler

Dünya üzerinde düzen sağlamaya çalışırken kendilerine yardımcı olabilecek, tamamen yaşayan taş ve metalden oluşacak yeni ırkların yaratımına başlayan titan-yapımlarının İradeler Ocağı ile ilk denemeleri başarısızlıkla sonuçlandı: Yaratılan ilk ırk -ki daha sonraları “trogg” ismiyle bilinecekti- çarpık bedenlere sahipti ve oldukça vahşiydi. Yarattıkları ilk ırktan ders alan titan-yapımlarının, İradeler Ocağı üzerindeki dengelerle oynayarak daha kabul edilebilir canlılar yaratma işine koyulmaları uzun sürmedi ve böylece önce devler, daha sonra ise Azeroth üzerinde büyük etkiler yaratacak olan earthen ırkı can bulmuş oldu. Bekçiler her ne kadar trogglardan hoşnut olmadılarsa da onları yok etmeye de razı değillerdi. İlk devlerden olan Ironaya, zaman kaybetmeden başarısız bir yaratım olarak kabul ettikleri troggları sürekli kontrol altında tutabilecekleri bir yer altı mahzeni inşa etti: Uldaman. Troggların bir kısmı ise zaman içerisinde bu yapıdan kaçacak ve sadece dünya üzerine değil, aynı zamanda Derin Ada topraklarına da yayılacaklardı.

Bekçi Ra, İradeler Ocağı’nda yaratılan üç farklı ırkı, yani iri bedenlere sahip dev görünümlü anubisatları, aslanımsı vücutlara sahip tol’virleri, oldukça güçlü ve iradeli moguları yanına alarak Köken Ocağı’nı kurmak amacıyla güney topraklarına doğru yola çıktı. Kıtanın güney topraklarına, sonradan Pandarya olarak bilinecek olan bölgeye indiklerinde ise Aman’Thul tarafından bizzat Azeroth’un içinden sökülüp çıkartılarak öldürülen Eski Tanrı Y’Shaarj’ın bedeninin kalıntıları ile karşılaştılar. Bu kalıntılar arasında en göze çarpanı, Eski Tanrı’nın Hiçlik enerjilerini yaymaya devam eden kalbiydi. Bulduklarını yok etmek yerine üzerinde araştırmalar yaparak Hiçlik Efendileri ve güçleri hakkında daha fazla bilgiye sahip olabileceklerini düşünen Ra, bir yer altı mahzeni yaparak Y’Shaarj’ın kalbini buraya hapsetti ve beraberinde getirdiği mogu ırkının bireylerini de bu mahzen ile çevresindeki topraklara göz kulak olması için geride bıraktı. Ancak o anda farkında olmadığı şey, zaman içerisinde Eski Tanrı’nın karanlık gücünün tüm bölgeyi etkileyecek olmasıydı.