lorekeeper-tomb-of-sargeras-part-3

Sargeras’ın Kabri – Bölüm 3: Kabrin Gazabı

Muazzam enerji dalgaları çarpıştı; gittikçe kabaran bir büyü ve fel girdabı haline geldi. Devasa oda bir alev seliyle dalgalanırken sarsıldı ve sallandı ancak ne Khadgar ne de Gul’dan duraksamadı, geri çekilmedi ve hatta gözlerini bile kırpmadı.

Onun yerine Khadgar gülümseyerek dişlerini gösterdi. Kolları ileriye doğru açılmış, çenesiyse yukarı doğru bakıyordu. Artık hilelere gerek yoktu, sadece saf ve ham büyü gücünün sonsuz akını vardı.

Gazaplarının çarpıştığı noktada alevler patladı. Havanın kendisi bile her an alev alabilecek gibiydi. Ve eğer alsaydı, kabrin içindeki her şeyi de yok ederdi. Khadgar dahil. Gul’dan da.

Ve ikisi de geri çekilmeye niyetli değildi.

—GUL’DAN, HEMEN KES ŞUNU.—

Yine o nefret edilesi ses. Kil’jaeden. Gul’dan kükredi, “Buna karışma!”

—BANA İTAAT ET. GERİ ÇEKİL.—

“Onu öldürebilirim!” diye isyan etti Gul’dan.

Khadgar alnında parlamaya başlamış olan terlerin arasından sırıttı. “Kiminle konuşuyorsun, Gul’dan? İplerini kim elinde tutuyor?” Gul’dan sözsüz bir haykırışla karşılık verdi ve başbüyücüye daha da büyük bir güçle saldırmaya başladı. Kıvılcımlar uçtu fakat Khadgar büyüyü boğuk bir kahkahayla yansıttı. “Efendilerinden hangisini henüz öldürmedik?”

Kil’jaeden’ın sesi Gul’dan’ın zihnini ele geçirdi.

—DURDUR ŞUNU! İKİNİZ DE BUGÜN ÖLEMEZSİNİZ.—

“Ne?!”

—ŞİMDİ DURDUR!—

Bu seferki basit bir emir değildi; bir ultimatomdu. Gul’dan itaat edecekti ya da kendini Lejyon’daki bağlarından tamamen kesilmiş bulacaktı. Hem de anında.

O yüzden itaat etti. Gul’dan kollarını iki yana açtı, gücünü saf fel alevden kalın bir tabaka haline getirdi. Khadgar’ın saldırısı bu kalkana sertçe çarptı fakat fel alev çökerken gözleri kör eden bir ışık patlaması ortaya çıktı. Khadgar gözlerini korumak için kapattı. Parlama söndüğünde Gul’dan ortada yoktu.

Khadgar doğruldu ve omuzlarını silkeledi. Cüppesinin kumaşı tütmeye başlamıştı. “Hâlâ orada olduğunu biliyorum, Gul’dan,” dedi. “Gidebileceğin bir yer yok.”

Gul’dan gölgelerin arasına sinmişti. Gardiyanlar’a karşı da kullandığı bu ufak numara Khadgar’ın onu fiziksel olarak görmesini engelliyordu; fakat başbüyücünün onu bulmak için başka yolları da olduğunun farkındaydı. “Bana verdiğin görevi o hissetmeden bitiremem,” dedi Kil’jaeden’a sessizce. “İzin ver de onu öldüreyim.”

—ZAFERE ULAŞMAK İÇİN HER ŞEYİ GÖZE ALACAKTIR. BU BİZİM İÇİN BİR FIRSAT YARATACAK. DAHA SONRA.—

Gul’dan’ın bunun ne anlama geldiği konusunda zerre fikri yoktu. Ancak artık Yakan Lejyon’un Khadgar için de bazı planları olduğunu biliyordu.

Ve bu bilgi enteresan bazı sorulara yol açıyordu. Gerçekten de onu kendi taraflarına çekebileceklerine inanıyorlar mı? Eğer başaracak olurlarsa bana ihtiyaçları kalacak mı? Lejyon’a ihanet bir kez daha oldukça çekici geldi.

Gul’dan karanlığın içinde hareket etmeye devam etti. Khadgar da parlayan büyü küreleri yaratarak gölgeleri tek tek ortadan kaldırmaya başlamıştı.

Bir yandan da odayı sesiyle dolduruyordu. “Ne kadar önemlisin, Gul’dan? Emirlerini direkt Kil’jaeden’dan mı alıyorsun? Yoksa sadece onun yaverlerinden biri mi iplerini çekiyor?”

Sesi odadaki bütün taşlardan birden geliyor gibiydi. Akıllıca bir taktik. Bu şekilde o an olduğu noktayı gizleyebiliyordu. Gul’dan hızlı bir şekilde bu taktiği nasıl taklit edebileceğini düşündü. Felin ufak bir dokunuşu sonrasında kendi sesi de oda boyunca gümbürdüyordu. ”Khadgar, sana yardımın için bir türlü teşekkür edememiştim. Demir Güruh’u tek başıma katletmem zor olacaktı. Sen ve dostların işimi çok kolaylaştırdınız,” dedi.

Khadgar güldü. “Evet, sonuçları senin için pek iyi oldu. Bu tarz bir yardıma ne zaman ihtiyacın olursa söylemen yeter!” Döndü ve Gul’dan’ın neredeyse üzerinde bir ateş patlaması gerçekleşti. Taş sütunlar buharlaştı, kayalar bir heyelan gibi tavandan aşağı döküldü.

Gul’dan kıpırdamadan durdu ve karmaşanın yatışmasını bekledi. Saldırı sadece birkaç adımla onu ıskalamıştı. Belki de kendini umduğu kadar iyi gizleyememişti… Ancak bir süre sonra Khadgar tekrar başka bir tarafa döndü. Şanslı bir tahminden fazlası değildi.

Khadgar’ın sırtı tam da Gul’dan’a doğru bir hedef tahtası gibi dönüktü ama saldırması yasaktı. Bu çok saçmaydı. Belki de savaşın heyecanıyla bir hata yapmış olmasına izin verilirdi. Kil’jaeden küplere binebilir ama bana hâlâ ihtiyacı var, diye düşündü. Doğru anı yakaladığında bu teoriyi denemeye karar verdi.

O zamana kadar, üstlendiği görevi halletmek için acele etmeliydi. Her adımda oyalanmak yoktu artık. “Kil’jaeden, bana bu mezarda neyin olduğunu ve onu nasıl serbest bırakacağımı anlat,” diye fısıldadı Gul’dan.

Önce bir sessizlik oldu. Ama sonra, nihayet, Kil’jaeden pes etti.

—DİKKATLİCE DİNLE.—

Ve Gul’dan dinledi. Kil’jaeden konuştukça Gul’dan dudaklarında beliren çarpık gülümsemeden kendini alıkoyamadı.