Overwatch Arşivleri: Yükseliş ve Düşüş

Savaşın bitişiyle birlikte Overwatch gölgelerden çıkıp dünya çapında barışı koruyan ve iki taraf için de yaraların sarılmasına yardım eden bir organizasyon haline geldi. Savaş zamanında gösterdikleri kahramanlıkların hikâyeleri yavaşça yayıldıkça organizasyonun popülerliği de arttı. Bu sayede Birleşmiş Milletler’den daha fazla bütçe ve kaynak kapan Overwatch, askeri operasyonların dışında da varlık göstermeye başladı. Deneysel bir uçuş programı, teknolojik araştırmalar, gelişmiş medikal araştırmalar ve hatta eko-Gözlem Noktaları’nın inşasıyla iklimsel değişiklikleri kontrol altına alma gibi birçok alanda faaliyet gösterildi. Ancak bütün bu şan, şöhret Overwatch’un daha hassas ve nazik noktalardaki kontrolünü kısıtlıyordu. Bunun için de bürokrasi ve halkın yargısıyla uğraşmayacakları gizli bir alt organizasyon kuruldu: Blackwatch. Blackwatch’un operasyonları en üst düzeyde gizlilik içeriyordu ve bu bölüğün kontrolü Gabriel Reyes’teydi.

Blackwatch'un logosu

Blackwatch’un logosu

Sorumlulukları ve görevleri evrilen Overwatch, askeri anlamda da sadece omniklerle uğraşmıyordu artık. Suçluları yakalıyor, Shimada klanı gibi suç şebekelerini çökertiyor ve Talon ya da Boş-Sektör gibi terörist organizasyonlara karşı operasyonlar düzenliyorlardı. Bir yandan da Omnik Krizi’nin kalıntılarıyla uğraşmaya devam ediyorlardı. Bunlardan belki de en önemlisi de “tanrı programları”nı karantina altına almaktı. Mısır’daki bir tapınakta bulunan “Anubis” isimli yapay zeka, Overwatch’un başarıyla karantinaya aldığı tanrı programlarından biriydi. Bazı söylentiler Overwatch’un da Athena adında, kendilerine yardım eden bir tanrı programı olduğunu iddia etse de bu konuda kesin bir delil yoktur.

Toz ve duman durulduğunda insanlar ve omnikler arasında büyük bir uçurum oluşmuştu. Kendi yarattıkları robotlar tarafından ihanete uğramış insanların büyük bir çoğunluğu omnikleri hor görüyordu. Kendilerini izole etmiş bir grup omnik robot ise savaşın ardından ruhsal bir uyanış yaşadıklarını iddia ederek yapay zekaların da aynen insanlar gibi birer ruha ve dolayısıyla da yaşam hakkına sahip olduğunu söylüyorlardı. Tekhartha Mondatta tarafından yönetilen bu omnik keşişler hem insanların hem de omniklerin ruhsal eşitliğini dile getirerek Omnik Krizi’nin açtığı yaraları iki taraf için de onarmaya giriştiler. Mondatta’nın bu dileği kimileri tarafından kabul edilse de bu fikre karşı olanların sayısı da azımsanacak gibi değildi. Kırılma noktasının yakın olduğunun farkında olan ve olası bir kırılma anının sonuçlarından korkan Birleşmiş Milletler bunun önüne geçmek için bazı adımlar attı. Tekhartha Mondatta önderliğindeki keşişlere Himalayalarda bir manastır kurma ve inançlarını yayma izni verildi. Mondatta etkili bir liderdi ancak kendi keşişlerinden bile onun fikrine katılmayanlar bulunuyordu. Zenyatta adındaki bir omnik keşiş omnikler ve insanlar arasındaki problemlerin dogmatik öğretilerle değil, birebir ilişkiler ve kişisel bağlar tarafından çözülebileceğine inanıyordu. Bu sebeple kendi inandığı yolda yürümek adına manastırı terk ederek bir gezgin hâline geldi. İnsanlara karşı ilginç bir merak duygusuyla bir gezgin olan tek omnik Zenyatta değildi tabii. Eichenwalde’a yapılan saldırı sırasında uykuya dalmış, hasarlı bir Bastion modeli robot da asıl programlamasının aksine nazik ve meraklı bir tavırla savaşla yoğrulmuş olan dünyayı gezerek etrafını keşfetmekteydi bu sırada.

Dünyanın kalanında bunlar olurken Batı Afrika’daki Numbani şehri de omnikler ve insanların kaynaşması için önemli bir merkez hâline gelmekteydi. İki kültürün kesişmesiyle birlikte Numbani teknolojik açıdan dünyanın en gelişmiş şehri hâline geldi. Hint Okyanusu’nun diğer tarafındaysa Avustralya hükümetinin omnium tesislerini omniklere geri verip bir diğer barışçıl sembol olarak ön plana çıkmaktaydı. Öte yandan bu hareket, omnium tesisinin bulunduğu Boztaşra bölgesinin sakinleri tarafından sert bir tepkiyle karşılanmaktaydı; zira bu bölgenin yerel sakinleri Omnik Krizi’nden önce büyük ölçüde güneş enerjisi kullanarak tarım yapan çiftçilerden ve göçmenlerden ibaretti. Devlet eliyle topraklarını omniklerle paylaşmak zorunda bırakılınca kendi aralarında örgütlenerek Avustralya Özgürlük Hattı’nın doğmasına önayak oldular. Öfkeleriyse ne yazık ki Boztaşra bölgesini içinden çıkılamayacak daha büyük bir felakete sürükledi: Omniklere karşı olan tepkilerini omnium tesisinin füzyon çekirdeğini sabote ederek göstermeye çalışan organizasyon çekirdekteki radyoaktif bozulumuna yol açıp tesisi patlatınca bütün bölgenin çorak ve radyoaktif bir yıkıntı hâline gelmesine sebebiyet verdi. Bu felaketten bir şekilde canlı kurtulmayı başarabilen bir avuç insan ise hem zihinsel hem de fiziksel olarak büyük hasar alarak deliliğin eşiğine geldi. Hayatta kalanların bir kısmı, olanları fırsat bilerek bölgede tamamen kendi kafalarına göre yaşayan, yasaları umursamadan istediklerini yağmalayan “Hurdacılar” adında bir çeteye dönüştü.

lorekeeper-overwatch-junkers-01

“Hurdacılar” arasında bile kötü şöhretiyle meşhur ikili: Junkrat ve Roadhog.

Overwatch ise bu sırada farklı alanlarda birçok yeni üye edinmişti. Ekibin askeri duruşuna karşı çıkan İsviçreli bir nano-biyolojist ve tıp uzmanı olan Dr. Angela Zeigler; Ay kolonisindeki bir isyandan kaçmayı başarmış hiper-zekaya sahip bir goril olan Winston; prototip ışınlanma uçağının denemelerinde hayatını tamamen değiştiren bir kaza yaşayan İngiliz pilot Lena Oxton; Japon suç örgütü Shimada Klanı’nın varisi olan ve kardeşi Hanzo tarafından neredeyse ölümüne dövülerek bir cyborg olarak yeniden doğan Genji Shimada; dünyanın kaynak ve çevresel sorunlarını saptamaya çalışan Çinli iklimbilimci Mei-Ling Zhou ve bir Overwatch operasyonu sırasında yakalanarak hapiste çürüme veya Blackwatch’a katılma seçimi arasından ikincisini seçen eski Deadlock Çetesi üyesi Amerikalı Jesse McCree yeni üyelerin sadece bir kısmını oluşturuyordu. Overwatch’un her bir üyesi adeta bir film yıldızı ya da süperstar gibi ilgi görüyordu. Ekibin gördüğü bu rağbet, orijinal ekipteki keskin nişancı Ana Amari’nin kızı Fareeha‘nın da Mısır ordusuna katılarak annesinin izinde yürüyen bir kahraman olmasında büyük bir teşvik oldu.

Omnik Krizi zamanına göre çok daha istikrarlı bir barış ortamı hakim olsa da bazı bölgelerde çatışmalar sürmekteydi. Aşırı uçtaki görüşlere sahip bir omnik grubu olan Boş-Sektör Londra’da bulunan King’s Row‘a saldırarak içlerinde Londra valisi Nandah ve o sırada insan-omnik ilişkilerini pekiştirmek adına bir açılışta davetli bulunan Mondatta da dahil olmak üzere birçok kişiyi rehin aldılar. Yaklaşık bir ay boyunca devam eden bu ayaklanma ve rehine durumu Londra’da büyük bir yıkıma ve teröre sebep oldu. Birleşmiş Krallık başbakanı Overwatch’un müdahale etmesini yasaklamış olsa da, Gabriel Reyes Blackwatch’tan Jesse McCree’yi olay yerine çoktan yollamıştı. Sonunda bu duruma bir son verilmesi gerektiğine karar veren Overwatch, Birleşmiş Krallık başbakanının isteğini hiçe sayarak dört Overwatch ajanını King’s Row’a yolladı: Tracer, Reinhardt, Mercy ve Torbjörn. Dört Overwatch ajanı bölge boyunca Boş Sektör robotlarıyla savaşarak durumu kontrol altına aldılar. Ancak bir yandan da başbakanın isteklerine karşı gelmeleri Overwatch’un politik arenada destekleri kaybetmeye başlamasına sebep oldu.

King's Row ayaklanması daha sonraları organizasyonun vazgeçilmez üyelerinden biri olacak olan Tracer'ın da ilk göreviydi.

King’s Row ayaklanması daha sonraları organizasyonun vazgeçilmez üyelerinden biri olacak olan Tracer’ın da ilk göreviydi.

Savaştan sonra dünyanın yeniden yapılanmasına yardım etmekle yükümlü olan Güney Hindistan merkezli Vishkar Derneği, sorumlu olduğu bölgelerdeki insanlar için sıkı yasalar ve totaliter kararnameler çıkartmaktaydı. Halkı kendi ihtiyaçlarını karşılayabilen şehirlerin vaadiyle kandıran, yeni devrimsel katı-ışık teknolojisiyle tamamen kendi yetiştirdikleri mimarların kontrolünde olacak dinamik şehirler sözünü veren Vishkar Derneği, toplumsal kontrolü ele geçirdikten sonra halkı ağır yaptırımlarla cezalandırıyordu. Vishkar Derneği’nin çıkarlarını korumak için şirketin en parlak mimarlarından birisi olan Satya Vaswani gibi üyeleri gizli sabotajlarda kullanmaktan bile geri kalmıyorlardı. Vishkar’a karşı birikip büyüyen bu tepkiler, en nihayetinde Rio de Janeiro’da çığ gibi büyüyerek beklenmedik bir sonuca sebep oldu: Lúcio Correia dos Santos adındaki bir DJ, Vishkar’ın halkı bastırmakta kullandığı ses teknolojisini çalarak bunu derneğe karşı yapılan isyanları tetiklemekte kullandı. Başını çektiği bu isyanlarda Vishkar’ı bu bölgeden atmayı başaran Lúcio, bir gecede ünlü olarak aynı zamanda sosyal statünün yeterince çabayla değişebileceğine dair pozitif bir sembol hâline geldi.

Savaşın bitişinde büyük rol oynayan Rusya ise tam da bu sırada yeni bir krizin eşiğine gelmişti. Sibirya omniumunun tekrar faaliyete geçmesiyle savaş bir kez daha kapıya dayandı. Omniumdan gelen saldırıya karşı koymak için hayatı boyunca hazırlandığı Dünya Ağırlık Kaldırma ve Vücut Geliştirme Şampiyonalarını bir kenara atıp kasabasını savunmaya koşan milli atlet Aleksandra Zaryanova, ulusal bir umut sembolü hâline geldi.

lorekeeper-overwatch-03

Overwatch’un ilk ve ikinci nesil kahramanları bir arada