lorekeeper-kimdir-nedir-revolcer-ocelot-01

Kimdir, Nedir: Revolver Ocelot

Gerilime ihtiyacımız var… Ve çatışmaya. Bugünkü dünya oldukça kırılgan bir hâl almaya başladı. Gerçek duyguların bastırıldığı bir çağda yaşıyoruz. Bu yüzden bazı şeyleri değiştirecek, bizleri sarsıp kendimize getirecek adımlar atıyoruz. Gerilimin içinde boğulmuş bir dünya yaratacağız… Kuşku, açgözlülük, cesaret ve korkunun harmanlandığı bir dünya.
– Revolver Ocelot

İnsanoğlu, yaradılışından beri her zaman savaştı ve savaşmaya da devam edecekti. Hayatta kalmak için olsun, toprak elde etmek için olsun veya medeniyetlerinin ekonomilerini ayakta tutmak, coğrafyanın en güçlüsü olmak için olsun… İnsanoğlu, karşısındakinin insan olduğunu unutup kendi hayatını tehlikeye dahi atacak olsa da hep daha fazlasını isteyerek savaştı. Kimisi kendini savundu kimisi de hırsının kurbanı oldu. Bu savaş, bu hırs ve mücadele tutkusu insanoğlunun damarlarındaki kan aktığı sürece devam edecekti. Güçlü olmak ve diğerlerine hükmetmek için çarpışan insanoğlu, kendi soyuna karşı acımasızca savaşacak ve hırsına yenik düşecekti; bu kaderimizdi.

Sanayi devrimin gerçekleşmesi ve makinelerin gerek fabrikalardaki üretimde gerekse insan hayatında kullanılması ile ortaya çıkan petrol ve enerji açığı, gelişmiş ülkelerin sömürgecilikte hızlanmasına sebep olmuş, bu gelişme de farklı coğrafyalardaki ülkelerin arasında bir gerilim oluşturmuştu. Bu gerilim zamanla o kadar çok büyümüş ve tehlikeli bir durum almıştı ki güç peşinde olan ve diğer ülkelere hükmetmek isteyen bu medeniyetler, savaşmak ve yıkım yaratmak için bahane arar olmuşlardı. Süper güç olma sevdasıyla yanıp tutuşan ve savaşın ortaya çıkartacağını yıkımı umursamayan bu ülkelerin başında da Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Çin geliyordu.

I. Dünya Savaşı’nın ayak seslerinin yankılandığı ve yeri titrettiği 1900’lerin başında bu üç büyük gücün başlıca komutanları, bilim adamları ve siyaset adamları bir araya gelerek Filozoflar isimli gizli bir örgüt oluşturdular. Üç büyük gücün birleşerek dünyanın üç yanına ‘kukla misali’ ağlar ve ipler ördüğü bu örgüt, en başta bilimsel araştırmalar yaparak gelişse de her zaman dünyayı tek bir çatı altında toplamayı ve yönetmeyi arzulamıştı. Hatta bu yönetimin dünya çapında birçok savaşa sebebiyet verdiği, bu savaşlarla birlikte kendi ekonomisini güçlendirdiği ve amaçlarına ulaştığı da tarihçiler tarafından belirtilir.

lorekeeper-kimdir-nedir-revolver-ocelot-14

Bu amaçları için de kendi birliklerini, askerlerini, doğru söylemek gerekirse ‘piyonlarını’ yetiştiren Filozoflar, eğitimlerinde kendi çocuklarını dahi Filozoflar’a bahşetmişlerdi. Bu piyonların, Filozoflar için savaşan başlıca askeri ise yıllar sonra ‘The Joy’, ‘Özel Kuvvetlerin Annesi’, ‘Merkür Hanım’, ‘Voyevoda’ ve ‘The Boss’ olarak tanınacaktı. Küçük yaşta birçok dalda eğitim alarak bir süper asker, çoklu ajan ve lider olarak yaratılan ‘The Joy’, yıllar sonra Kobra Ekibi’nin başına geçirilerek kendi takımını yönetir oldu. ‘The Pain’, ‘The Fear’, ‘The End’, ‘The Fury’ ve ‘The Sorrow’ kod adlarına sahip beş farklı alanının uzmanı ile çalışan ‘Patron’, ekibi ve düşmanları tarafından o yıllarda ‘The Joy’ kod adıyla tanınmış ve cephelerde hem ün hem de korku salmıştı. II. Dünya Savaşı sırasında birçok cephede görev alan bu ekip, Filozoflar tarafından ‘Patron’un Oğulları’ olarak adlandırılmış ve örgütün en kıdemli birliği ilan edilmişti. Bu savaşlar, patlamalar ve ölümler arasında cephede pisliğin ve barutun altında filizlenen bir çiçek gibi ‘The Joy’ ile ‘The Sorrow’ birbirleri ile yakınlaştılar ve bu yakınlaşmayı, tutkuyu ve nihayetinde aşkı hem kendi ekiplerinden hem de Filozoflar’dan sakladılar. Sonuçta görev ve vatan her şeyden önemliydi.

Günler, aylar ve yıllar geçti; resmi olarak birbirlerine ‘evet’ diyememiş olsalar da ‘The Joy’ ve ‘The Sorrow’ bu savaş alanında birbirleri ile evlenmişlerdi. Her aşkın filizlenip bir ağaç gibi büyüdüğü bir dünyada bu ağacın da meyve vermesi elbette beklenmedik bir şey değildi. ‘The Sorrow’dan hamile kaldığını bilmeyen ‘The Joy’, Kobra Ekibi’ni gizli bir görev için Normandiya Çıkarması’na götürecekti. Binlerce askerin birbirleriyle çarpıştığı ve çoğunun daha kıyaya vuramadan sonsuza dek unutulacağı savaşa…

Normandiya cephesinde hamileliğinin ilk sancılarını yaşayan ve patlamaların arasında zorluk çeken ‘The Joy’, görevin her şeyden önemli olduğunu ve savaşın gidişatının onlara bağlı olduğunu kendine kabul ettirse de aşkının meyvesi vücudunda, barut ve is kokulu o havada gittikçe büyüyordu. Karnındaki sancılara daha fazla dayanamayan ‘The Joy’, kendisini kaybederek siperinden uzaklaştı. Bu sırada kendisine ateş açılmasıyla birlikte tam da karnından vurulan ‘The Joy’, yüzlerce askerin öldüğü toprak ve çamur parçalarına gömülerek bilincini kaybetti. ‘Annelerinin’ serseri bir mermi ile vurulduğunu gören Kobra Ekibi’nin o saatlerde bir yıkım gerçekleştirdiğinden ve ‘Annelerini’ kurtardıklarından, ardından da görevlerini tamamladıklarından tarih kitaplarında bahsedilmese de yaşananlar savaş gazileri tarafından bilinir ve hâlen hayretle anlatılır.

lorekeeper-kimdir-nedir-revolcer-ocelot-02

Savaş alanında ilk yardım ile iyileştirilmeye çalışılan ‘The Joy’un doğurması gerektiği o an anlaşılmıştı. Kör neşterler ve yetersiz ekipmanlarla yapılan bu sezaryenle birlikte ‘The Joy’un vücudundan hem serseri mermi hem de zarar görmemiş meyvesi çıkartıldı. ‘The Joy’un bir an bile başından ayrılmayan ‘The Sorrow’, ölümle yıkanmış bu cephede oğlunu kucaklasa da eşi ‘The Joy’ aldığı yaradan ötürü 3 aylık bir komaya girdi. Oğluna Adamska ismini veren ‘The Sorrow’, eşinin vücudundaki ‘yılan’ şeklindeki dikişlerine bakarak bu yaşamın, savaşın ve çatışmanın ne kadar önemsiz olduğunu fark etse de kaderinin bu şekilde olduğunu kendisine bir kez daha kabul ettirdi.

Gerçekleşen her olaydan haberleri olan ve süper askerlerini dikkatle izleyen Filozoflar’ın elbette bu bebekten de haberleri olacaktı; bu kaçınılmazdı. Daha ‘The Joy’ oğlunu kucağına alamadan Adamska, Filozoflar’ın himayesi altına alındı ve aynı annesi gibi özenle yetiştirildi. Kısacası, Filozoflar’ın bir piyonu olarak eğitim gördüğünü söyleyebiliriz. Daha çok küçük yaşta farklı diller öğrenmek üzere eğitim alan Adamska, Fransızca, Almanca, Portekizce, İspanyolca, İtalyanca, Rusça ve İngilizce öğrenip başarılı bir ‘çoklu ajan’ olabilmek için yoğun bir programdan geçirildi. II. Dünya Savaşı’nın sona ermesi ile iki farklı kutba ayrılan insanoğlu medeniyeti, Filozoflar’ın derinlerden yönetebilmeleri için çok daha elverişli bir ortam sağlamıştı. Adamska’ya Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Çin yönetimi arasında ajanlık yapması söylendiğinde daha yaşı on altıydı. Bu dönemlerde kimi Rus tarihçeleri de Adamska’nın ‘Ocelot’ kod adı altında Sovyet Rusya’da yetiştirildiğinden bahseder. Rus ordusunun GRU birliğinin komutanı olan Albay Yevgeny Borisovitch Volgin tarafından bizzat eğitilen ve artık Ocelot olarak bilinen Adamska, Filozoflar’ın ipleri ile bir piyon gibi yönetilir.

 

Rus ordusunun Spetsnaz özel birliği altında silah kullanmayı ve savaş stratejilerini öğrenen Ocelot’un bu dönemde Albay Volgin tarafından işkence teknikleri üzerine eğitim aldığı da bazı kayıtlarda belirtilir.