lorekeeper-artefakt-oykuleri-death-knight

Artefakt Öyküleri: Death Knight

BLOOD – MAW OF THE DAMNED

lorekeeper-death-knight-blood


Lanetlinin Kursağı

Silahlar genelde bir başlarına iblislerin yüreğine pek de korku salmaz. Lanetlinin Kursağı buna bir istisnadır. Bu silah, Yakan Lejyon’un sadık hizmetkârları arasında eşit derecede dehşet ve huşuyla anılır. İblislerin kendileri bile Lanetlinin Kursağı’nın ne kadar hayat aldığı konusunda anlaşamazlar. Gerçeği bilen tek bir kişi vardır ve onun da adı Netrezaar’dır. O da ruhu bizzat silahın kendisine bağlanmış olduğu için…

Netrezaar, iblislerdeki o korkunun da sebebidir. Ruhunda yanan ebedi açlığın farkındadırlar çünkü. O kadar büyük bir açlıktır ki düşmanı dosttan bile ayırt etmeden yutmaya çalışır. Lejyon’un ellerinde Netrezaar’ın ruhu koca medeniyetleri silip süpürmüştür. Başkalarının elindeyse aynısını Lejyon’a karşı yaparken tereddüt bile etmeyecektir. Hatta her anın keyfini çıkartacaktır.


Lanetlinin Kursağı, Bölüm Bir

Kanlı tarihine rağmen Lanetlinin Kursağı, aslında bir soykırım silahı olarak tasarlanmamıştı. Sadece tek bir yaşamı söndürmek için dövülmüştü: Yüce iblis lordu Kil’jaeden’ınkini. Kil’jaeden bir zamanlar eredar ırkının en sevilen liderlerinden biriydi. Tek bir kelimeyle halkının kalbine ve aklına hükmedebilirdi. Yakan Lejyon’a katıldığındaysa birçok eredar onu körlemesine takip etti.

Bu takipçilerden biri de yetenekli bir demirci olan Netrius’tu. Kil’jaeden’a neredeyse tapıyordu ve hayatını eredar liderinin övgüsünü almaya adamıştı. Bu yüzden de Netrius, Lejyon’a bağlılık yemini etmenin Kil’jaeden için yapabileceği en büyük hizmet olduğunu düşündü.

Sadakatinin ödülü olarak Lejyon’un her şeyi tüketen fel alevlerinde yeniden şekillendi. Karmaşık büyüler ruhunu yaktı, zihnini ve bedenini sonsuza kadar çarpıttı.

Artık Netrezaar ismiyle bilinen Netrius, bir daha asla eskisi gibi olamadı. Kil’jaeden’a karşı hisleri de değişenler arasındaydı. Bir zamanlar gıptayla baktığı eredar lorduna karşı artık tehlikeli bir saplantıyla bağlıydı. Sadece Kil’jaeden’ın övgüsünü almak yeterli değildi, daha fazlasına ihtiyacı vardı.

Netrezaar’ın çarpık zihninde bir düşünce şekillendi. Saplantısını dindirmek için Kil’jaeden’ın yaşam özünü emecek bir silah tasarladı. Bu silah, bir gün Lanetlinin Kursağı olarak bilinecekti.


Lanetlinin Kursağı, Bölüm İki

Netrezaar, Yakan Lejyon tarafından da iyi bilinen ünlü bir demirci hâline geldi. Savaş makineleri dünyaları dehşete boğdu. Yaptığı silahlar koca medeniyetleri yıkıma götürdü. Ancak aslında bu silahların hepsi, Kil’jaeden’ı yutacak kusursuz aracı yaratma yolunda yaptığı basit deneylerden ibaretti.

Başarının anahtarı iblis lordunun yaşam gücünü çekip saklayabilecek bir materyali bulmaktı. Netrezaar yıllarını egzotik madenleri arayarak geçirdi ancak ne yazık ki çoğu işine yaramıyordu. Nihilam adı verilen dünyada umut verici bir keşif yaptı. Çok önceleri Lejyon’un lideri Sargeras ve ırkdaşı olan titanlar arasında yaratılışın dokusunu sarsan bir mücadele yaşanmıştı ve bu mücadele Nihilam’ı etkilemişti. Titanların bu kıyameti andıran savaşı dünyayı karartmış ve üzerinde bulunan madenlerin olağanüstü bazı özelliklere sahip olmasına neden olmuştu.

Netrezaar bu madenleri kazıp işlediğinde neredeyse yok edilemez olduklarını keşfetti. Üstelik doğrudan aldığı ışıkta Sargeras ve titanların savaşına dair imgelerin yansımasını gösteriyordu. Ancak en önemlisi, bu metal ona dokunan her canlının yaşam özünü yavaş yavaş emiyordu.

Netrezaar, geçen yıllar içinde ilk defa heyecanlandı. İhtiyacı olan şeyi sonunda bulmuştu.


Lanetlinin Kursağı, Bölüm Üç

Netrezaar, Lanetlinin Kursağı’nı eredar ırkının ana gezegeni Argus’taki büyük iblis dökümhanelerinden birinde şekillendirdi. Daha önce yaptığı silahları dövdüğünde onlara zulmü ve kötü niyeti işliyordu. Ancak bu sefer öyle olmayacaktı. Netreezar bu özel silahı yaratırken tüm hayranlığını ve çarpık saplantısını içine akıttı.

Kendisini çöküşün eşiğine getirene dek gece-gündüz demeden çalıştı. Amacı mükemmele ulaşmaktı. Kil’jaeden’ın tenini öpecek bu silah için daha azını kabul edemezdi. Balta, iblis lordunun hayat enerjisinin her bir damlasını emip doğrudan Netrezaar’a aktaracaktı; hiçbir şey boşa gitmeyecekti. Aynı zamanda baltanın sapını da büyüledi; böylece silahı kullanmaya çalıştığında metal kendi özünü emmeye çalışmayacaktı.

İşi bittiğinde Netrezaar, Lejyon’un cephaneliğindeki en kudretli silahı yaratmıştı. Eşi benzeri görülmemişti ve bir daha görüleceği de şüpheliydi.


Lanetlinin Kursağı, Bölüm Dört

Lanetlinin Kursağı’nın ilk kurbanı Kil’jaeden değil, Netrezaar’ın hizmetkârlarından biri oldu.

Netrezaar’ın emrinde mühendislik ve demircilik üzerine uzmanlaşmış bir hayli yetenekli mo’arg iblisleri vardı. Hepsi de ustalarına büyük bir hayranlıkla bakıyordu ancak demirci için çırakları, çekiç ve maşa gibi amacına hizmet eden birer araçtan ibaretti.

Baltayı test etmek isteyen Netrezaar, bir çift mo’argla ürkütücü bir deney yaptı. Derilerini yavaşça kesti ve silahın yaşam özünü ne kadar hızlı içtiğini ölçtü. Planı işe yaramıştı; iblislerin yaşam enerjileri önce baltanın yalımına, sonra da Netrezaar’a doğru aktı.


Lanetlinin Kursağı, Bölüm Beş

Deney yaptığı iki mo’argdan bir tanesi hayatta kaldı. İsmi Gorelix’ti ve eredar demircinin en tutkulu takipçisiydi. Ya da en azından bir zamanlar öyleydi. Zira deneyler Gorelix’i büzüştürmüş ve şekilsiz kılmıştı. Netrezaar’a karşı duyduğu hayranlık, yerini bütün iblis dökümhanelerinden daha sıcak bir şekilde yanan, kararmış bir nefrete bırakmıştı.

Gorelix’in Netrezaar’a karşı gelebilecek bir fiziksel kuvveti yoktu. Olsaydı bile bu eredara karşı gelmek ölümden de beter bir kadere yol açardı; zira Netrezaar Kil’jaeden’ın seçilmiş eredarlarından biriydi.

Deforme olmuş mo’arg, ustasından intikam almanın başka bir yolunu bulacağına yemin etti. Netrezaar’ın her hareketini dikkatlice izledi, zayıf noktasını bulmaya çalıştı. Zaman içinde Gorelix, garip bir şey fark etti. Netrezaar’ın baltasının gücü muazzamdı ancak yine de onu asla savaşta kullanmıyordu. Hatta mo’arg hizmetkârları dışında herkesten gizli tutuyordu. Eğer bu silahın amacı Lejyon’un düşmanlarını öldürmek değilse neydi?

Böylece Gorelix, Netrezaar’ın baltayı Lejyon için değil, başka amaçlarla dövmüş olduğuna dair bir aydınlanma yaşadı.


Lanetlinin Kursağı, Bölüm Altı

Netrezaar baltasından oldukça memnundu ve onu Kil’jaeden’ın üzerinde kullanacağı vakti kolluyordu. Baltayı efendisine bir hediye olarak sunacak, daha sonra da hiçbir şeyden şüphelenmeyen iblis lorduna saldıracaktı.

Eğer Gorelix araya girmeseydi bu plan belki de işe yarayabilirdi. Mo’arg, ustasının Kil’jaeden’la buluşacağını öğrenince bulmacanın son parçası da yerine oturdu. Nihayet Netrezaar’ın baltasının gerçek amacını öğrenmişti.

Kil’jaeden’ı bu yaklaşan ihanet için uyaran Gorelix, böylece iblis lordunun karşı planlar yapmasına olanak verdi. Kil’jaeden, Netrezaar’la aynen planlandığı gibi buluştu. Ancak demirci “hediyesini” vermeye fırsat bulamadan iblis lordu ona saldırdı. Gorelix baltayı eline alırken iblis lordu da büyülerini kullanarak Netrezaar’ın ruhunu olduğu yerde durması için bağladı.

Netrezaar’ın acı dolu çığlıkları Argus’ta yankılanırken Gorelix yavaşça ustasının derisini kesti; ve geriye sadece kemikleri kalana kadar kesmeye devam etti.


Lanetlinin Kursağı, Bölüm Yedi

Netrezaar’ın kaderi ölümden beter olmuştu; Kil’jaeden bunu bizzat sağlamıştı. Netrezaar’ın uğuldayan ruhunu demircinin kendi kafatasına bağladı. Daha sonrasındaysa Gorelix’e bu kafatasını Lanetlinin Kursağı’na eklemesini emretti.

Bu şekilde Netrezaar sonsuza kadar çok sevgili baltasıyla birlikte olacaktı. Silahın metali ruhunu sürekli emecek, onu hiç bitmeyen bir açlıkla bırakacaktı. Silah ne kadar yaşam enerjisi emse de doymayacaktı; hatta tam aksine, Netrezaar beslendikçe açlık sancıları daha da artacaktı.

Kil’jaeden, sadakati karşılığında ödül olarak bu baltayı Gorelix’e hediye etti ve mo’arga özel bir emir verdi: Netrezaar’ın ruhunu sürekli beslemesini ve böylece işkencesinin sonsuza dek sürmesini istedi.

Gorelix baltayla deneyler yaptı ve onu Lejyon’un yakaladığı tutsakların özünü emmekte kullandı. Genellikle Lanetlinin Kursağı’nın emdiği enerjiler Netrezaar’ın ruhunun yutabileceğinden fazla oluyordu. Arta kalan bu enerjiler doğrudan Gorelix’e akıyordu ve bu da deforme olmuş vücudunun sürekli daha da güçlenip büyümesini sağladı.

Baltanın namı ve kökeni yayıldıkça iblisler, baltanın içindeki tutsağa “Lanetlenmiş Netrezaar” diye hitap etmeye başladılar. Gorelix de baltanın ismini buradan aldı.

Ona “Lanetlinin Kursağı” adını taktı.


Lanetlinin Kursağı, Bölüm Sekiz

Lejyon istilası altında olan ufak bir dünyadayken Gorelix, baltanın gerçek gücü ve potansiyelini keşfetti.

Gorelix ve mo’arglardan oluşan ekibi operasyon üssü olarak kullanabilecekleri bir kale inşa etmekle görevlendirilmişlerdi. Buradaki savaşlardan birinde kale, o dünyanın en cesur savunucularının saldırısına tanıklık etmişti. Duvarlarında devasa bir gedik açılmıştı ve eğer mo’arglar bu duvarı acilen tamir etmezlerse bütün kale Lejyon’un düşmanları karşısında düşecekti.

Gorelix, diğer mo’arglar çalışırken gediği savunmak için gönüllü oldu. Kendi yabancı dillerinde attıkları savaş naralarıyla yüzlerce düşman gediğe doğru aktı. Ancak Gorelix yerini korudu, baltanın ölümcül menziline giren herkesi kesip biçti. Hiç sarsılmadı bile; hatta tam aksine düşen her düşmanla birlikte bedeni daha büyük bir kuvvet ve dayanıklılıkla doluyordu.

Son saldırgan da öldüğünde diğer mo’arglar gediği tamir etmelerine gerek kalmadığını fark ettiler. Gorelix, gediği cesetlerle doldurmuştu.


Lanetlinin Kursağı, Bölüm Dokuz

Gorelix baltayı kullanmaya devam ettikçe silah onu daha da değiştirdi. Devasa bir kas yığını hâline gelmişti ve diğer bütün mo’arglar onun yanında cüce gibi kalıyorlardı. Bu canavarımsı görünüşü ona yeni bir isim kazandırdı: Tenyaran.

Lanetlinin Kursağı’nın ona verdiği bütün güçlere rağmen Gorelix’in baltayı kullanmadığı zamanlar da oluyordu. Bazen Lejyon yeni dünyaları istila ederken sadece uzaktan izlemekle yetiniyordu. Bu zamanlarda Gorelix savaşı ve yitip giden hayatları detaylı bir şekilde tasvir ederek Netrezaar’ın ruhuna işkence ediyordu.

Balta ellerinde fiziksel olarak titremeye başladığında Netrezaar’ın ruhunun acı çektiğini biliyordu. Devasa mo’arg bu hareketten de kurbanlarının ruhlarıyla baltayı beslemekten olduğu kadar çok keyif duyuyordu.


Lanetlinin Kursağı, Bölüm On

Centralis dünyasında Lanetlinin Kursağı’ndan efsanevi bir silah olarak bahsedilir.

Centralis, kudretli bir savaşçı halka ev sahipliği yapıyordu. Lejyon’un istila çabalarına da diğer ırklardan çok daha uzun süre dayandıkları biliniyordu; ancak yine de iblislere karşı duran herkes gibi eninde sonunda onlar da düşmüştü.

Kil’jaeden ise Centralis’in yaşayanlarını basitçe yok etmek yerine onların Lanetlinin Kursağı’na uygun kurbanlar olacağına karar vermişti. Onların kuvvetli özleriyle tıka basa beslenmek, Netrezaar’ın ruhunun yaşadığı işkenceye bambaşka bir boyuta taşıyacaktı.

Gorelix, Kil’jaeden’ın emriyle Centralis’e seyahat etti. Sonsuz Lejyon ordusunun önünde, elinde baltayla saldırıya öncülük etti. Baltanın metali zırh, et ve ruhları kesti; nereye bakarsa baksın karşısına çıkan her şey can verdi. Centralis’in hiçbir köşesi Gorelix’in gazabından kaçamadı. Hiçbir canlı, en ufak hayvan bile merhamet görmedi.

Gorelix’in ilerleyişi sona erdiğinde geriye sadece ölü bir dünya kalmıştı.


Lanetlinin Kursağı, Bölüm On Bir

Centralis’teki katliamın ardından Gorelix, baltanın yıkıcı gücünü nasıl daha üst seviyelere çıkartabileceğini öğrenmeye devam etti. Lanetlinin Kursağı’nı kullanmada o kadar becerikliydi ki Lejyon’un en vazgeçilmez araçlarından biri oldu. Kil’jaeden, Gorelix’in yeteneklerini sıradan savaşlarda harcamak yerine daha özel görevlere saklamaya başladı.

Bu aynı zamanda Kil’jaeden’a Lanetlinin Kursağı’nın durumunu gözleme şansı da verdi. Gorelix’e güvense de baltanın düşman ellerine düşme ihtimalini göze alamazdı.

Gorelix’in ellerindeki silah sayısız can aldı ve ne kadar beslenirse beslensin, Netrezaar’ın ruhunun çığlıkları balta boyunca yankılanmaya devam etti. Bu yüzden iblisler bile balta ve onun lanetli tutsağından korkmaya başladılar. Silahın koca bir ırkı tükettiğini görmüşlerdi. Bütün bir dünyayı. Buna rağmen açlığı devam ediyordu.

Bir gün o açlık dinecek miydi, orası hâlâ bir muammadır.