lorekeeper-artefakt-oykuleri-death-knight

Artefakt Öyküleri: Death Knight

UNHOLY – APOCALYPSE

lorekeeper-death-knight-unholy


Kıyamet Yakan Lejyon’la ilgili hikâyelerin çoğu sayısız iblisin dünyaları istilasından bahseder; ancak sinsi nathrezimler bir düşmanı fethetmenin tek yolunun kaba güç olmadığını bilirler. Tek bir yalan, bir ittifakı yıkabilir. Tek bir damla zehir, bir devi sakat bırakabilir. Tek bir salgın, koca bir şehri mezarlığa çevirebilir.

Nathrezimlerin kılıcı Kıyamet, tüm bu sayılanları gerçekleştirdi. Salgınlar başlatıp yayma, savaşlar çıkarma ve dostu düşmana çevirmenin gücünü taşıyan bu kılıç, kullanmayı bilen ellere geçtiğinde koca medeniyetleri Lejyon istilası başlamadan dizleri üzerine çökertebilmişti.


Kıyamet, Bölüm Bir

Kıyamet tek bir nathrezim tarafından dövülmedi. Bu iblislerin birçoğu, kılıcı dünyaların felaketi olacak şekilde biçimlendirip onun yaratılmasına yardımcı oldu.

Asırlar boyunca Kıyamet, bir nathrezimden diğerine geçti. Kılıcı kuşanan her iblis onu fanî medeniyetleri zayıflatmak ve Yakan Lejyon istilasına uygun hâle getirmek için kullandı. Salgınlar ve kıtlıklar yaratarak paranoya ateşlerini de harlamış oldu. Gerçekleştirdiği ihanet ve cinayetlerle Lejyon’un düşmanlarını birbirine düşürdü. Silahı sadece görmek bile fanîlerin gücünü zayıflatıp korkuyla titremelerine sebep olmak için yeterliydi.


Kıyamet, Bölüm İki

Kıyamet’i kuşanan son nathrezimin ismi Kathra’natir’di. Silah ona Yakan Lejyon’un Navane’deki istilası sırasında geçti. Bu dünyada sadece bir avuç zeki ırk vardı ve aralarında uzun zamandır süregelen bir düşmanlık olsa da farklılıklarını bir kenara bırakıp iblislere karşı birleşmişlerdi.

Ancak zayıf bir ittifaktı; hâliyle Kahtra’natir ve Kıyamet için kolay bir av oldular.

Kathra’natir, Navane’nin direniş güçleri arasında onların askerlerinden biri olarak gizlenerek yürüdü. Her kulağa ihanetin dedikodusunu fısıldadı, eski nefretleri ve kadim rekabetleri körükledi. Bu sırada Kıyamet de direnişçilerin mantık algısını gölgeliyordu. Birbirlerinden Lejyon’dan olduğu kadar korkmaya başladılar. Tek bir gecede çıkan sebepsiz bir katliamla Navane ordusu kendisiyle savaşa girdi.

Kıyamet ne zaman el değiştirse nathrezim sahipleri, onu değiştirip daha da geliştirdiler. Fetihlerinde öğrendiklerini kullanarak kılıca yeni hastalıklar ve lanetler bahşettiler. Böylece Kıyamet aslında nathrezimlerin emrindeki bütün karanlık sanatların birleşimi hâline geldi.


Kıyamet, Bölüm Üç

Binlerce yıl önce Dalaran şehri, pervasız büyü kullanıcılarıyla dolup taşmıştı. Büyülü güçleri istismar edişleri, istemeden de olsa gerçekliğin dokusunu yırtan yarıkların oluşmasına sebebiyet verdi. Bu yarıklardan biri sayesinde Kathra’natir, Azeroth’a uzanan yolu buldu.

Kathra’natir’e göre Dalaran tam karmaşa çıkartmalık bir yerdi. Şehrin büyü kullanmayan kısmı büyük çoğunlukta batıl inançlıydı ve büyücülere çok da gizlemeyi başaramadıkları bir tedirginlikle bakıyorlardı. Kathra’natir, kılıcı kullanarak bu korkularla oynadı. Dalaran’ın su ve erzak stoklarını kirletti. Korkunç veba salgınları şehri mahvetti ve sıradan halk bunun büyücülerin işi olduğunu düşündü.

Kahtra’natir ise uzaktan kendi işini keyifle izledi; geceyi dolduran kaos senfonisini dinledi. Gün doğduğunda Lejyon’a karşı koyabilecek tek bir asker bile kalmamıştı.


Kıyamet, Bölüm Dört

İlk Tirisfal Muhafızı Alodi’ın günlüğünden Kıyamet ile ilgili bir kısım:

“Kılıcın huzurunda fiziksel olarak zayıfım. Aklımdan garip düşünceler geçip duruyor. Burada tekrar etmeyeceğim karanlık düşünceler. Silahın çoktan unutulmuş korkuları yüzeye çıkartıp onları daha da güçlendirme tutkusu var ve bunlar nispeten daha düzgün özellikleri arasında.

“Silahı yok etmek için izin istedim ancak diğer konsey üyelerinin şüpheleri var. Bu silahı da iblislerden alınan diğer artefaktların yanına kapatmak istiyorlar. Bence ideal bir çözüm değil ama öyle olsun bakalım. Eğer bu konsey varlığına devam edecekse aramızda ortak bir güven ve anlayış olmalı.

“Tek umudum bu kılıcın bir daha gün yüzü görmemesi.”

Muhafız Alodi olmasaydı Dalaran kendi kendini yok edebilirdi. Alodi, Tirisfal Konseyi adı verilen ve Azeroth’u iblislerin etkisinden korumak için kurulmuş gizli bir büyücü organizasyonunun parçasıydı. Birtakım zorlu savaşların ardından Alodi, zar zor da olsa Kathra’natir’i yenmiş ve onu dünyamızdan sürmüştü.

İblis gitse bile Kıyamet geride kalmıştı.


Kıyamet, Bölüm Beş

Kathra’natir’in yenilgisinden çok sonraları Kıyamet tekrar ortaya çıktı. Tirisfal Konseyi için büyük bir karmaşanın baş gösterdiği zamandı. O dönemde Muhafız olan Aegwynn, konseye karşı gelip kayıplara karışmıştı. Başka bir çare göremeyen konsey ise asi Muhafız’ı yakalamak için Tirisgarde adında yeni bir oluşum kurmuştu.

Tirisgarde oluşumu Aegwynn’in gücüne yetişmek için kendilerini çok güçlü artefaktlarla kuşattı. Ancak çok geçmeden de öğrendikleri üzere sadece artefaktlar bu kadar güçlü bir Muhafız’ı alt etmeye yetmezdi. Aegwynn zekâsını kullanarak peşindeki avcıları tekrar tekrar yenilgiye uğrattı. Çaresiz kalan konsey, sonunda Kıyamet ile onun gibi diğer tehlikeli ve gizli artefaktları ortaya çıkarttı. Bu çok tehlikeli silahları sadece en sadık ve yetenekli Tirisgarde üyelerine dağıttılar.

Kıyamet, Laith Sha’ol isimli Tirisgarde üyesindeydi. Laith kılıcı tuttuğu andan itibaren zihnin bir köşesinde bir karanlık peydah oldu. Bu karanlık düşünceler, en nihayetinde de onu tamamen tüketene kadar zihnini çürütmeye ve yayılmaya devam etti.


Kıyamet, Bölüm Altı

Kıyamet, Laith Sha’ol’a umabileceğinden bile fazla güç bahşetti ancak bu gücün bir bedeli vardı. Nefret bütün düşüncelerini ele geçirdi. Aegwynn’i adalete teslim etme konusundaki düşünceleri, yerini onu ölü görme konusundaki arzusuna bıraktı.

Laith avını ufak bir insan kasabası olan Corwell’de kılpayı ıskaladı. Kasaba halkını sorguladığında onları Aegwynn’le işbirliği yapmakla suçladı. Corwell halkı Muhafız’ın nerede olduğuna dair en ufak bir fikre sahip olmasa da Kıyamet’in etkisi çok geçmeden onları da pençesine aldı. Komşu komşuya şüpheyle bakar oldu; paranoya zehirli dişlerini bu ufak kasabaya geçirmişti.

Yaşadığı öfke patlaması sırasında Laith kasaba liderini biçti ve bu ölümle birlikte bir vahşet dalgası kasabaya yayıldı. Arkadaşlar ve aileler birbirlerine çıplak elle, dişleriyle ya da etrafta silah olarak kullanabilecekleri ne varsa onunla saldırmaya başladılar.

Kasabadan sadece Laith canlı olarak ayrıldı.


Kıyamet, Bölüm Yedi

Kraliyet Tarihçisi Archesonus’un “Vebalar, Lanetler ve Felaketler Üzerine” kitabının sekizinci bölümünden alıntı:

“Tarihin garip bir döneminde salgınların, kıtlığın ve vahşetin arttığı bir kısım bulunmaktadır. Bu zor zamanların sebebinin ne olduğuna dair kesin bir bulgu yoktur. İlginç teorilerden biri, bu meşum bir kökene sahip bir kılıç taşıyan isimsiz bir atlının gelişine bağlar bu olayları.

“Bazı efsanelerde at beyaz ve soluktur. Diğerlerindeyse siyahtır ve alev alev yanan gözleri vardır. Bu atlı nereden geçse felaket de peşinden gelir. Hasatlar kurur. Hastalıklar yayılır. Masum halk öylece düşüp ölüverir. Tam da bu yüzden bu atlı pek çok isimle bilinir: Savaş, Ölüm, Kıtlık ve Veba.

“Gerçekten de böyle bir atlı var olmuş olabilir mi? Pek sanmıyorum. Hastalık ve veba gibi şeyleri fiziksel bir varlığa mâl etmek, insanların kontrolü dışındaki fenomenlere verdiği doğal bir tepkidir ne de olsa.”


Kıyamet, Bölüm Sekiz

Muhafız Aegwynn, Laith Sha’ol ve Kıyamet’i öğrendiğinde dünyayı bu iblis-yapımı silahtan kurtarmak için zihni ve kalbi kararmış Tirisgarde ile yüzleşmeye karar verdi.

Aegwynn Laith’i bir tuzağa çekti ve rakibinden hızlıca kurtulmayı umdu. Kıyamet’in gerçek gücünü küçümsemişti; Laith kılıcı Muhafız’a savurduğunda onun yaşam enerjisini emmeye başladı. Aegwynn’in büyülerinden hiçbiri Kıyamet’in vampirimsi gücünden onu koruyamadı. Çökmenin eşiğindeyken haykırdığı çaresiz bir efsunla Laith ve kılıç arasındaki bağlantıyı kopartmayı başardı.

O anda, Laith’in zihnindeki karanlık da yok oldu. Kıyamet’in etkisindeyken yaptığı her şeyi hatırladı. Bütün o kalp sızlatan, karanlık işleri… Ölümleri.

Dehşete düşen Laith, Kıyamet’i olduğu yere bırakıverdi ve ardına bile bakmadan kaçtı.


Kıyamet, Bölüm Dokuz

Kıyamet’in bulunduğu yerle ilgili yazarı bilinmeyen bir Tirisfal Konsey raporu:

“Laith Sha’ol’un nereye kaybolduğu ya da hâlâ hayatta olup olmadığını bilmiyoruz. Kıyamet’e gelirsek, Tirisgarde ajanları Aegwynn’in kılıcı yok etme ve güçlerini etkisiz kılma konusunda çabaları olduğunu ancak başarıya ulaşamadığını rapor ettiler. Başka ellere geçmesin diye kılıcı kimsenin bulamayacağı bir yere mühürlediğini biliyoruz.

“Tam olarak nerede korunmaya alındığıyla ilgili bazı teorilerimiz var. Bunlardan ilki Aegwynn’in kılıcı Laith’le dövüştüğü yere gömdüğü ve bir büyü katmanıyla gizlemiş olduğu. İkincisiyse kılıcı mistik bir kabukla kaplayıp Karakaya Dağı’nın alev alev yanan kalbine fırlatmış olduğu.

“Zaman içinde ajanlarımız hangisinin doğru olduğunu bulup kılıcı geri alacak.”


Kıyamet, Bölüm On

Laith Sha’ol, Kıyamet’i bir daha asla görmedi. Ancak kaderin zalim bir oyunu sonucu kılıç daha sonraları kendi evladına geçecekti.

Muhafız Aegwynn ile olan savaşından sonra Laith, Stormwind şehrine yerleşti ve kendine bir aile kurdu. Günlerini geçmiş günahlarından arınmak için ihtiyaç içindekilere yardım ederek geçiriyordu. Oğlu Ariden ise o kadar fedakâr bir hayat peşinde değildi.

Ariden, Stormwind topraklarını uğursuz bir tüccar grubuyla birlikte geziyordu. Bu dolandırıcı tüccarlar, sahte iksir ve artefaktları sıradan halka satıp onların kişisel servetlerini sömürmeye çalışıyorlardı. Mallarını Karazhan’da, o zamanki Muhafız olan Medivh’e satmaya çalıştıklarındaysa şansları tersine döndü.

Medivh onların yalanlarını fark etmişti. Muhafız, tüccarları cezalandırmak için onları hizmetkârları olacak şekilde lanetledi. Ariden ve diğer dolandırıcı dostları artık Kara Atlılar olarak bilineceklerdi. O günden itibaren dört bir yana koşturacak, kayıp artefaktları arayıp onları Karazhan’a getireceklerdi.

Ariden tarafından bulunan artefaktlardan biri de Kıyamet’ti.


Kıyamet, Bölüm On Bir

Ariden’in Kıyamet’in kökeni ya da ölümcül güçleri konusunda en ufak fikri bile yoktu. Ancak babasının silahla olan geçmişi yüzünden Kıyamet’e doğru doğal olmayan bir çekim hissetti. Kıyamet’i bulma ihtiyacı Ariden’in ruhunu yakıp kavuruyordu; o yüzden de Kara Atlılar’ı bu gizemli artefaktı bulmak için hummalı bir arayışa sürükledi.

Kara Atlılar, Doğu Krallıkları’nın altını üstüne getirdiler ve nihayet kılıcı Kırgıbayır’da keşfettiler. Aegwynn’in kılıcı saklama konusundaki bütün çabalarına rağmen Kıyamet tekrar ortaya çıkmıştı. Kılıcı kimin burada bıraktığını Ariden bilmiyordu ve umursamıyordu da.

Ariden kılıcı kaldırdı ve içinde yanan o ihtiyaç bir anda söndü. Yıllar içinde birçok başka artefaktın da peşinden koşacak olsa da hiçbiri onu Kıyamet kadar çekmemişti.

Hiçbiri bu kadar tanıdık da hissettirmeyecekti.