lorekeeper-warcraft-tarihceleri-8-01

Warcraft Tarihçeleri – Bölüm 8: Gece Elfleri ve Ebediyet Pınarı

Azeroth’un ana karası olan Kalimdor üzerinde düzenin sağlanmasından sonra beklenen huzur ve barış ortamı bir türlü gelmiyordu. Titan-yapımları, bir “hastalık” olarak gördükleri Tenin Laneti yüzünden bir bir ölümlü olmaya başlarken Azeroth’un yerli ırkları da evrim geçiriyorlardı. Kimi zaman savaşlarla kimi zamansa düpedüz katliamlarla çalkalanan Azeroth üzerinde farklı bir ırkın evriminin baş göstermesi ise an meseleseydi: Kıtanın ortasında yer alan Ebediyet Pınarı’nın yakınına yerleşecek olan bir grup kara trol, tüm dünyanın kaderini değiştirmek üzereydi.

Troller çeşitli kabilelere ayrılmış bir şekilde yaşıyolardı. Amani ve Gurubashi gibi daha büyük kabileler, avlanma bölgeleri ve sınırlarını genişletmek için savaşmayı ve fethetmeyi yaşam tarzı olarak benimsemişti. Ancak bir trol kabilesi vardı ki ne güç ne de daha fazla toprak edinmekle ilgileniyordu. Hyjal Dağı’nın altında boylu boyunca ilerleyen mağaralarda yaşayan ve gün ışığını sevmeyen canlılar olarak yalnızca gece vakti dışarı çıkan bu kabilenin üyelerine “kara trol” deniyordu. Grinin tonlarına bürünmüş tenleriyle bu troller, diğer kuzenlerine nazaran daha barışçıl ve doğayla iç içe yaşamayı tercih ediyorlardı. Yaşadıkları topraklarla uyum içinde olmayı ve keşfetmeyi seven kara troller, zaman içerisinde Kalimdor kıtasının orta kısımlarına doğru göç ettiler ve bir süre sonra göz kamaştırıcı güzellikte bir göl buldular. Kara trollerin yakın çevresine yerleşmeye karar verdikleri muazzam güçlü enerjiler yayan bu göl, Ebediyet Pınarı’ndan başkası değildi.

Kaldorei

Kaldorei

Uzun bir süre boyunca Ebediyet Pınarı’ndan yayılan enerjilere maruz kalan kara troller, nesiller içerisinde evrim geçirdiler. Tenleri mavi ile morun tonlarına boyanırken gittikçe zekileşen ve hem fiziksel hem de zihinsel olarak gittikçe güçlenen bu topluluk, yine aynı gizemli enerjinin etkisiyle bir süre sonra ölümsüzlüğe de kavuştu. Eski inançlarını da bir kenara bırakan bu toplum, Azeroth’un iki ayından biri olan Beyaz Hanım ile özdeşleştirdikleri ve gündüz saatlerinde Ebediyet Pınarı’nın derinliklerinde uyuduğuna inandıkları Elune ismindeki “ay tanrıçası”na tapmaya başladılar. Elune ile iletişime geçen ve aynı zamanda Pınar’ın çevre bölgelerinde bulunan kadim artefaktları inceleyen ırk, “Kalimdor” ismini ve diğer titan-yapımı kelimeleri dillerine kattılar. Kendilerine de “yıldızların çocukları” anlamına gelen “Kaldorei” adını veren bu toplumu dünyanın geri kalanı “gece elfleri” olarak bilecekti.

Gece elfleri evrimlerine devam eder ve yavaşça kendi medeniyetlerini kuraraken doğanın kendisi onları izliyordu. Hyjal’da yaşayan Yaban Tanrılar’ın kulaklarına bu yeni ırkın haberleri çalınmıştı bile. Yaban Tanrılar arasından Cenarius, gece elflerine karşı büyük bir ilgi beslemeye ve onların doğanın koruyucuları olabileceklerine inanmaya başladı. Elfler ise kendilerine yol göstermeye başlayan Cenarius’u, Yaban Tanrı Malorne ile Elune’un çocuğu olarak görüyorlardı.

Cenarius

Cenarius

Yüzyıllar boyunca medeniyetlerini geliştiren elfler, doğaya olan saygılarını ve tanrıçaları Elune’a olan inançlarını sürdürmeye devam ettiler. Ebediyet Pınarı’nın çevresindeki küçük yerleşkelerinde yaşamaya devam eden elfler, bu şehre kendi dillerinde “Elune’un Gözü” anlamına gelen “Elun’dris” ismini verdiler. Elune onlar için gecenin, sükunetin, şifanın ve uyumun simgesiydi. Elune Kızkardeşliği olarak anılan rahibeler topluluğunu kuran elfler, böylece inançlarının temelini de sağlamlaştırırken tanrıçaya gönülden bağlı olan Haidene, ilk Yüce Ay Rahibesi olarak tarihe geçti. Başka büyük bir gece elfi şehri olan Suramar da barındırdığı tapınakla tanrıçaya olan inancın merkezi haline gelecekti.

Zaman ilerledikçe elfler, farklı bir hayat sürmek ve dünyayla ilgili daha fazla bilgiye sahip olmak için yanıp tutuşur oldular. Ebediyet Pınarı’nın gizemlerini araştırmaya başlayan gece elfleri, büyü kullanımını öğrenip kendilerini geliştirmeye başladılar. Kısa süre içerisinde büyü konusunda ustalaşan elfler, öncelikle Elun’dris’i geliştirerek muazzam yapılar yarattılar ve sonrasında da farklı şehirler inşa etmeye başladılar; aynı zamanda pandarenlerle de dostane bir ilişki içerisine girdiler. Tam da bu dönemde hem gece elflerinin hem de Azeroth’un kaderini tamamen değiştirecek olayların yaşanmasına sebep olacak bir isim başlarına geçti: Kraliçe Azshara.