Starcraft – Kısa Hikâye 1: Yükseliş

Alarak kara kayalıkların arasında giden gölgeli yolda durdu. Derisindeki batma hissi güçlendi. İmkansız. Daha sadece gün ortası olmasına rağmen havada terrazine vardı.

İşte. Batıdaki kayalıkta. Menekşe renginde bir kurdele gibi dağılan sis –terrazine- kayalığın yüzeyi boyunca sivri bir yarıktan yayılmaktaydı. Yer sarsıntılarından biri yer altındaki birikmiş gazı ortaya çıkartmış olmalıydı. Küçük bir tanesini. Ancak bu küçük hediye muhtemelen uzun sürmeyecekti. Alarak terrazine sisine doğru daldı ve kollarını avuçları yukarı gelecek şekilde kaldırarak Yaratılışın Nefesi’nin kendini sarmasına izin verdi.

Menekşe sis, derisinin içine nüfuz etti.

Damarlarında akmaya başladı.

Zihnini açtı.

Onu Amon’a yaklaştırdı. Karanlık Tanrı’ya.

Alarak Amon’un iradesini, Amon’un soğukkanlı amaçlarını, Amon’un karanlık kalbinin evrenin kırılgan derisinin hemen altında atışını, Hiçlik içerisinde dalgalanan damarlar ağının şimdiden beklentiyle çarpışını hissedebiliyordu. Yozlaşmış döngüye atılacak son ustaca darbenin vakti gelip çatmıştı. Alarak ve diğer seçilmiş protossların, İşlenmişler’in – Tal’darim’in- sadece biraz daha beklemesi gerekiyordu.

Yükseliş yakında, diye söz vermişti Amon.

Lakin girdap gibi dönmekte olan sis, göz açıp kapayana kadar rüzgarda dağılıp gitti. Sisle birlikte gelen dalga dalga mutluluk ise sadece biraz daha devam etti.

Gün batımına kadar daha fazla terrazine yükselmeyecekti. Gün batımından sonraysa bütün atmosferi kaplayacaktı, her akşam olduğu gibi. Neden? Çünkü Amon öyle diliyordu. Slayn üzerindeki bütün Tal’darimler, asil ya da değil, gün doğup da Amon’un hediyesini onlardan çalana kadar Amon’un görkemiyle sarılıyorlardı. Her gece, bütün Tal’darim onun kara bakışları altında eşitti.

Gün ışığında durum farklıydı. Gün ışığında yerlerini hak etmeleri gerekiyordu. Bu da, diğerleri gibi, Amon’un dileğiydi.

Arkasındaki kırık taşlar, ağır bir botun altında çatırdadı. “Efendi Alarak.” Astı Ji’nara, dikkatle yaklaşıyordu. “Size ihtiyaç duyuyorlar.”

Ji’nara Beşinci Yükselen’di. Alarak dördüncüydü, Yükselme Zinciri’nde astının bir halka üstünde yer alıyordu. Ve bir gün Ji’nara onu öldürmeye çalışacaktı.

Muhtemelen bugün değil, diye düşündü Alarak. Arkasına dönmeye bile tenezzül etmedi. “Bekleyebilir,” dedi. Başka terrazine noktaları olup olmadığını görmek için bu mekanı biraz daha incelemek istiyordu. Gün içerisinde gaz salan başka terrazine noktaları da olursa…

“Hayır, bekleyemez,” dedi Ji’nara. “Beni Efendi Nuroka yolladı. Ve sizinle konuşmak istiyor.”

“Pekâlâ.” Dördüncü Yükselen olarak Alarak’ın İlk Yükselen Nuroka’ya karşı çıkması Amon’a karşı çıkmakla eş değerdi. “Nedenini söyledi mi?”

“Yücelord Ma’lash’ı Rak’Shir’e davet etti” diye karşılık verdi Ji’nara. “İkisinden biri yarın ölecek.”

Sessizlik kanyonu doldurdu. Alarak tepki vermedi, herhangi bir harekette bulunmadı. Bulunamazdı da. Sanki bütün düşünceleri bir anda donuvermiş gibiydi.

İmkansız.

Ji’nara yalan söylüyor olabilir miydi? Hayır. Tabii ki olamazdı. Ji’nara kurnazdı, pervasız değil. Eğer böyle bir şey hakkında yalan söylediği ortaya çıkarsa Alarak onun bağırsaklarını yüzer ve cesedini aç zoanthisklere bırakırdı. Ne de olsa ondan başka astlarına tam olarak bunu yaptığını görmüşlüğü vardı. O yüzden doğruyu söylüyor olmalıydı. “Enteresan,” Alarak’ın verdiği tek cevaptı. Diğer tüm düşüncelerini astından gizlemeye devam etti. Aynı şekilde astı da kendi düşüncelerini ondan gizliyordu.

“Biliyor muydun?”

Nihayet Alarak astına dönerek onun yüzündeki ifadeyi inceledi. “Evet,” dedi. Ancak tabii ki bu bir yalandı.

Rak’Shir. Yüksek rütbeli Tal’darim arasında aylardır Rak’Shir yapıldığı görülmemişti. Amon’un planları meyve vermeye çok yakındı. Ve planları başarıya ulaştığında, yaşayan her Tal’darim Amon’un yeni düzeninde büyük bir görkeme ulaşacaktı. Yücelordla ölümüne bir düelloya tutuşmak? Hem de şimdi? Tamamen delilikti. Nuroka ne diye…?

Ji’nara onu dikkatle izliyordu. Alarak’ın bir sonraki sözleri, astının törene katılıp katılmayacağını belirleyebilirdi.

Astının gözlerine baktı. “Yarın dövüşecek misin?” diye sordu.

“Belki.”

“Oldukça eğlenceli olacak. Yücelord Ma’lash kendisine meydan okuyanların kolayca ölmesine izin vermez.” Katılacakların sayısını sınırlamak gerek. Eğer gereğinden fazla Yükselen dövüşe katılırsa –eğer gereğinden fazla Tal’darim lideri ölürse- çıkacak olan karmaşa Amon’un planlarını aylarca erteleyebilirdi. Ya da belki de yıllarca, on yıllarca. Alarak’ın böyle bir durumdan kazanacak hiçbir şeyi yoktu. Eğer Ji’nara törene katılmazsa ondan düşük seviyedeki kimse de bu kadar beklenmedik bir Rak’Shir’e katılmaya cüret edemez. Sesine keskin bir ton kattı. “Gösteriyi izlemenin tadını çıkar. Senin gibi kabiliyetli birini öldürmeyi hiç istemem.”

Ji’nara tepki vermiş gibi görünmüyordu. Sadece çentikli, siyah zırhının altındaki omuzlarının ufak bir seyirmesi hislerine ihanet etmişti. “Anlıyorum,” diye düz bir şekilde cevapladı. Ancak görünen o ki gerçekten de anlıyordu. Ji’nara yarın dövüşmeyecekti. “Efendi Nuroka sizi kendi konutunda bekliyor.”

“Pekâlâ,” dedi Alarak ve sert bir hareketle astını azletti.

Ji’nara tek bir kelime daha söylemeden, omzunun üzerinden son bir bakış atarak ayrıldı. Konuşacaktı, bu iyiydi. Alarak diğerlerinin kendisinin ertesi günkü törende savaşacağına inanmasını istemişti. Lakin hangi taraf için dövüşeceğini bilmemelerini sağlamıştı. Eğer kafaları karışırsa daha bile iyiydi.

Kendi içindeki kafa karışıklığını gizlemeye yardımcı olurdu en azından.

Alarak kanyonu geride bırakarak onu buraya getiren dar yolu izledi. Tal’darim karakolundan uzakta değildi ancak biraz düşünmek için yeterli vakti vardı.

Zihnini kurcalayan sorular vardı. Dövüşe kimler katılacaktı? Kim için dövüşeceklerdi?

Ve Alarak kaç tanesini öldürmeyi başarabilirdi?