Starcraft – Kısa Hikâye 1: Yükseliş

Alarak irade gücü, sabrı ve kendini dizginlemekteki yeteneğiyle övünürdü. O yüzden kendini birden bıçaklarını aktive ederek Nuroka’nın gırtlağına atlamış bulduğunda şaşırdı.

Ne halt ediyorsun? diye sordu zihni.

Haini öldürüyorum! diye şakıdı kalbi.

Şu an mükemmel fırsata sahipti. Nuroka zırhını giymiyordu, Alarak’ın görebileceği herhangi bir silah taşımıyordu. Böylece Dördüncü Yükselen bıçaklarını aşağı doğru savurdu ve—

—uçtu—

—ve kemikleri inleten bir çatırtıyla odanın doğu duvarına çarptı. Yere doğru kaydı ancak hemen ayağa kalkıp savunmaya çekildi.

Aptal! diye haykırdı zihni.

Kalbinin bu sefer cevap verecek vakti yoktu. Nuroka kutsal zincirde üç halka daha yukarıdaydı. Ve gerçekten de korkutucu derecede iyi bir savaşçı olmasaydı o noktaya asla gelemezdi. Dahası, Alarak az önce kendisinden üst rütbede birine Rak’Shir dışında saldırmıştı. Bir Tal’darim için işlenebilecek en büyük suçlardan biri olan bu hareketin cezası tabii ki ölümdü. Hiç hoş olmayan, umumi ve uzun sürmesi garantilenmiş bir ölüm. Ancak buna rağmen Alarak’ın vücudu kafirlikte bulunan İlk Yükselen’in kafasını alma düşüncesine direnmeye çalışırken tir tir titriyordu.

Nuroka ise sakince izleyip bekliyordu. Silahı yoktu. Silaha ihtiyacı da yoktu. Daha az önce çıplak elle Alarak’ı karşı duvara fırlatmıştı.

Alarak bıçaklarını kapatarak gevşedi. “Delirmişsin sen,” dedi.

“Amon’u nasıl öldürürsün?” diye sordu Nuroka.

“Delirmişsin sen.”

Nuroka duymazdan geldi. “Nasıl olduğunu anlat.”

“Amon ölemez,” dedi Alarak. Deli kafir, diye eklemekten kaçındı. Ama tam bu sırada aklında yeni bir fikir oluştu. Bu bir sınavdı. Öyle olmalıydı. Nuroka delirmiş gözükmüyordu, hayır. Gözlerinde o delilik yoktu. Alarak’ın sadakatini böyle dramatik bir şekilde test ediyordu sadece. Alarak bu düşünceye sarıldı. “Galaksideki bütün yıldızları yok etmeye çalışmak daha kolay olur,” dedi. “Amon bize hayat verir. Bizimle Yaratılışın Nefesi’ni paylaşır. Onun kılavuzluğu olmasa Tal’darim’in hali ne olurdu?”

Nuroka’nın bakışı soğuk ve kararlıydı. “Özgür. Amon olmadan Tal’darim özgür olurdu,” dedi.

“Diğer kafirlerle birlikte ölmek için özgür olurduk.” Şüphenin tohumları Alarak’ın zihninde kök salmaya başladı. Nuroka’dan şu an tek sezebildiği şey ise içtenlikti. “Tabii eğer Templar kuklalarının Amon’a direnebileceğini düşünüyorsan o başka.” Gerçekten de bunu istiyor olabilir miydi…? Hayır. Bu bir sınavdı. “Amon’un planı başarılı olduğunda özgür olacağız. Kendi kendimizin efendileri olacağız. Amon bize bunu vaadetti.”

Nuroka’nın cevabından alaycılık damlıyordu. “Rak’Shir fermanlarını hatırlıyor musun? Efendilerinizi yenin ya da onların altında düşün.”

“Ne olmuş?”

“Bunlar Amon’un gerçek sözleri değildi. Ma’lash ve ondan önceki Yücelordlar tarafından çarpıtılmış sözlerden ibaret bunlar.” Nuroka’nın gözleri menekşe renginde parlıyordu. Terrazine gazının renginde. “Geçen gece, Yaratılışın Nefesi yükseldiğinde perdenin arkasına geçtim. Gerçeği gördüm.”

“Nasıl?”

“Yücelord Ma’lash bir seferinde kendisinin bile Amon’un tüm sırlarına vakıf olmadığını söylemişti. Hiçlik’in derinliklerine fazla daldım. Amon’un gizli düşüncelerine vakıf olmaya çalıştım. Bize söz verdiği o görkeme anlık bir bakış atmak istedim. “ Nuroka’nın cüppesi daha çok kanla nemlenmişti, sanki öfkesi de kanla birlikte yaralardan dışarı taşıyordu. Kalp atışları bütün o öfkeyle birlikte tavan yapmıştı. “Hayal ettiğimden bile fazlasını buldum. Amon gardını düşürdü. Zafere o kadar kesin gözle bakıyor ki, ihtiyatı elden bıraktı.” Nuroka yavaşça Alarak’a doğru yürüdü. “Amon’un gerçekte söylediği şey şuydu: Efendilerinizi yenin ya da onların ötesine yükselin.”

Nuroka tepesinde dikilirken Alarak geri sinmeyi reddetti. “Bunun bir anlamı yok.”

“Amon ölümü bir başarısızlık olarak görmüyor. Tam aksine, ölümü en yüksek ideal olarak görüyor. Bunu onun kalbinde gördüm.” Nuroka’nın gözleri parladı. “Düello alanlarımızı ne diye isimlendirmiş? Yükseliş Çukurları. Bizimle dalga geçiyor. Amon kazananı kutlamıyor, kaybedenleri selamlıyor. Onun gözünde gerçekte yükselenler onlar. Birbirimizi deşmemizi izliyor çünkü bizim için planı bundan ibaret.”

Alarak bir şey söylemedi. Eğer Nuroka şu an gerçekten de kendisini sınava tabi tutmuyorsa düşüncelerinin gizli kalması daha iyiydi.

Yine de Nuroka aklından geçenleri sezdi. “Bana inanmıyorsun.”

Alarak dikkatlice cevapladı. “Amon’u anlamak mümkün değil. Onun düşüncelerine dokunduğunda gerçeği görmedin. Zihnin gördüklerini yanlış bir şekilde yorumladı.”

“Yorumlayacak bir şey yoktu. Her şey netti. Amon’un yükselişi bizim çöküşümüz olacak. Xel’naga’nın yarattığı her şeyi kökünden silmeyi amaçlıyor. Buna biz de dahiliz. Hepimizi ve bütün gezegenleri, her bir yıldızı toz haline getirip saçmak istiyor. Nihai planı işte bu. Ve Ma’lash, o aptal, bunu gayet iyi biliyor.” Nuroka iyice Alarak’ın dibine sokuldu. “Amon’un gizli kalbine dokunmuş değilsin. En azından henüz. Bizden ne istediğini bir düşün. Döngüye bir son. Hayata bir son. Neden biz bu kaderden muaf tutulalım ki?”

Alarak’ın verecek bir cevabı yoktu. Onun yerine konuyu değiştirmeye çalıştı. “Peki Zenish ve Guraj bütün bu anlattıklarına ne dedi?”

Alarak’a sırtını dönerken Nuroka’nın yüzünde öfkenin parıltısı vardı. “Onlara hiçbir şey anlatmadım. İkisi de hayal gücünden yoksun zaten. Senin gibi değiller.”

Alarak cevabındaki hiddeti dizginleyemedi. “Amon’un nasıl öldürülebileceğini ben de bilmiyorum.”

Nuroka bacaklarını çaprazlayarak, yüzü Alarak’a dönük şekilde odanın ortasına oturdu. İlk Yükselen’in öfkesi yerini eğlenmeye bırakmıştı. “Henüz.”

“Hiçbir zaman.” dedi Alarak.

“Bedeli ne olurdu?” diye bastırdı Nuroka. “Eğer Amon’un ölümü senin yaşamanı sağlayacak olsa, nasıl yapardın?”

Alarak kapıya doğru ilerledi. Gitme vakti geldi de geçiyordu bile. “Hoşçakal, Nuroka. Bir daha konuşacağımızı sanmıyorum. Yücelord Ma’lash senden çok daha güçlü.”

“Tek bir adım daha atarsan seni öldürürüm.” Nuroka tek bir kasını bile oynatmamış olsa da Alarak yine de durdu. İlk Yükselen’in tehdidinde soğuk bir kararlılık vardı. “Sana doğrudan emrediyorum. Eğer yapabilecek olsan Amon’u nasıl öldürürdün, anlat.”

Alarak başta emre karşı gelmeyi düşündü. Nuroka silahsız olsa da fazlasıyla tehlikeliydi. Eğer şimdi şiddete başvurmak zorunda kalırsa Alarak kaybedebilirdi. Belki. “Oturabilir miyim, Efendim?” Yarın öldürmek için yeterince vakit olacaktı. Nuroka yeri işaret etti ve Alarak onun hemen önüne oturdu. “İmkansız olanı bilmek istiyorsunuz. Amon Hiçlik’in ta kendisi. Onu öldürmek imkansız.”

Nuroka’nın bakışları sekteye uğramadı. “Öldürmek. Yok etmek. Kovmak. Hangisini istiyorsan onu seç. Tal’darim’i Amon’un pençesinden sonsuza kadar kurtarmanın yolu ne? Ama şunu da unutma,” dedi Alarak cevabına başlayamadan, “Seninle konuşuyor olmamın sebebi, senin gerçekte kim olduğunu biliyor olmam.” Nuroka’nın gözleri parlayan iki çizgi haline gelene kadar kısıldı. “Dört yıl önce yaptığın ayarlamaları biliyorum. Yükselen olduğun zaman yaptıklarını.”

Alarak dondu kaldı. Tek bir Rak’Shir’de dört bin savaşçı. Sekiz yüzü ölü. Bütün o karmaşada kendi parmağı olduğunu gizli tutmuştu. Çok gizli. Üstelik törende bile yer almamıştı. Bildiği kadarıyla kimse onun oynadığı rolden şüphelenmemişti bile. “Neyden bahsettiğin konusunda hiçbir fikrim yok.”

“Benim de yoktu. Dün geceye kadar. Ancak Amon tam olarak ne yaptığını biliyor.” Nuroka yüzünü ekşitti. “Yaptıklarını oldukça eğlendirici bulmuş. En iyi liderlerimizin olduğu kanadın tamamının ölmesi… Filomuzun aylarca kargaşa içinde olması. Amon’un kendi planlarının askıya alınması. Umrunda bile olmamış. Tabii senin de. Zincirde oldukça yukarılara uçtun o gün ne de olsa. O yüzden sorumu cevaplayacak kişi de sen olacaksın. Tal’darim kutsal Zinciri ulu bir amaç olarak görüyor. Sense bir oyun olarak. Ve eğer ki en tepeye ulaşırsan Amon’a hizmet etmek seni tatmin etmeyecek. Onu nasıl devirirdin?”

Yapamazdım. Yine de hayranlık verici bir soruydu. Tamamen varsayımsal bir bakış açısından tabii ki. “Hiçlik’in kendisine girmem gerekirdi. Eğer onu öldürmek mümkün olsaydı, ancak orada gerçekleşebilirdi.” Amon’un maddeyi istediği gibi şekillendirebildiği bir mekanda. Alarak, Hiçlik’te Amon’un lütfu olmadan üç adım atabileceklerini dahi zannetmiyordu. “Gördün mü? İmkansız.”

“Zor, ancak imkansız değil,” dedi Nuroka. “İlk Yükselen olduğunda doğru çözümü bulmak için yeterince vaktin olacak.”

Bu kadar beklenmedik ve garip bir konuşmanın ardından Alarak başka herhangi bir şeyin kendini şaşırtamayacağını düşünmüştü. Ama yanılmıştı. “Ne?”

“Mücadeleyi kazandığım zaman Yücelord olacağım. Amon’a meydan okumak için senin içgüdülerine sahip birine ihtiyacım var. Zenish ve Guraj bu iş için uygun değiller. O yüzden onları öldüreceksin. İkisinden biri yarını sağ atlatırsa, onlara sen meydan okuyacaksın. Ben arkanı kollayacağım. Zor olmayacak.”

Alarak şüphelerinin yüzünden okunmasına izin verdi. “Yarın sana karşı ittifak kurabilirler. Ve eğer kurarlarsa benim yapabileceğim bir şey yok.” Destede sadece üç joker vardı –Alarak, Zenish ve Guraj- o yüzden adil bir savaş olmayacaktı. Eğer üçü de törene katılırsa, bir tanesi diğer ikisine karşı olacaktı. Kesin ölüm.

“O zaman bir antlaşma yap. Nasıl olduğu umrumda değil,” dedi Nuroka. “Bir tanesini sana ya da bana destek vermesi için ikna et. Senin yetenekli olduğun şey bu zaten.” İlk Yükselen gözlerini kapadı, hoşnut bir ifade yüzünü kapladı. Rahatlatıcı bir pozisyon alıp, yarınki savaş için meditasyona başladı. “Eğer savaştan kaçacak olursan ve ben hayatta kalırsam, ölümün benim elimden olacak. Uzun süreceğinden de şüphen olmasın. Beni anladın mı, Dördüncü Yükselen?”

“Anladım.” Söylenebilecek başka bir şey yoktu.

“O zaman gidebilirsin.”

Alarak da tam olarak öyle yaptı.

Bir saat içerisinde güneş battı ve terrazine yükseldi. Bütün Tal’darim Amon’un görkemiyle yıkandı ve şafaktaki törenin beklentisiyle mest oldu. Alarak ise düşünceleriyle birlikte gecenin içine daldı. Plan yaptı.

Karar verdi.