Lorekeeper_gamescom2017

Lorekeeper Gamescom 2017 İzlenimleri

Gamescom 2017’yi arkamızda bıraktık. Bol koşturmalı, yorucu ancak bir o kadar da eğlenceli olan bu macera, benim ilk Gamescom deneyimimdi. Burcu ve Can ile birlikte etkinlik alanında oradan oraya koşuşturduğumuz, söyleşilere katıldığımız ve çeşit çeşit oyun denediğimiz Gamescom, unutulmaz bir anı olarak kalbimdeki yerini edindi bile.

Peki Lorekeeper ekibi olarak neler yaptık? Neler denedik? Kimlerle konuştuk? Uzuuunca anlatalım!

Ezgi Basın günü olarak isimlendirilen 22 Ağustos günü sabah saatlerinde Köln’e vardığımızda bendeniz çantalarımızı kalacağımız yere bırakmak için ayrılırken Burcu ile Can da Ubisoft’un tanıtım etkinliğine doğru yola çıktılar. Bu noktada neler gördüklerine dair detayları iletmeleri için sözü onlara bırakıyorum.

Can Bu sene Ubisoft etkinliği fuardaki ilk durağımız oldu. Taze duyurulmuş Anno 1800’le birlikte açılışı yapmış olduk. Açıkçası Anno serisinin hiçbir zaman öyle çok delisi olduğumu söyleyemem. Yine de Anno 1800 ilgimi çekmeyi başardı. Sunumu yapan abinin dediğine göre başta Anno serisini geçmişe döndürmek ya da gelecekte devam ettirmek konusunda büyük bir çelişki yaşamışlar ancak sonunda endüstriyel çağ fikri baskın gelmiş ve Anno 1800’ü yapmaya başlamışlar. Bu zamana kadarki Anno oyunlarının iyi yanlarını da almayı unutmamışlar bir yandan. Serinin en sevilen özellikleri öyle ya da böyle bir şekilde kendini Anno 1800 içerisinde bulmuş. Etkileyici ve eğlenceli bir sunumun ardından bir de yeni Anno-Union oluşumuna değindiler. Bu sistem tamamen Anno seven ve oyunun gelişiminde payı olsun isteyen fanlar için kurulmuş bir platform. Oyun içerisindeki özellikler için oy vermekten tutun da doğrudan fikrinizi yapımcılara iletmeye kadar giden Anno-Union benim çok hoşuma gitti. Zira yine verilen örneğe göre eğer topluluk içerisinde aktif rol oynayan bir üyeyseniz kendinizi oyunun baş direktörüyle bir Skype toplantısında, oyunda görmek istediğiniz şeyleri anlatırken bulabilecekmişsiniz. Bu kadar direkt bir geri dönüş sistemi diğer oyunların da örnek alması gereken bir sistem bence.

Anno’dan çıktıktan sonra Farcry 5’e doğru niyetlendim ancak onu asıl fuar alanında gösterdikleri için oraya gitmem gerektiğini öğrendim. Geriye kalan VR ve mobil oyunlara şöyle hızlıca bir göz attıktan sonra akşama Assassin’s Creed: Origins sunumu için tekrar geleceğimiz Ubisoft standını ardımızda bıraktık.

 

Ezgi Onlar tanıtımdan çıktıklarında ben çoktan etkinliğin gerçekleştiği Koelnmesse’ye varmıştım. Normal şartlar altında basın biletine sahip olanlara Köln içerisinde bedava ulaşım sağlanırken bu sene bu olayı kaldırmışlardı; biraz hayal kırıklığı yaratmış olsa da ulaşım inanılmaz derecede kolay olduğundan pek üstünde durmadık. (Ben bunu geç fark edip bir süre biletsiz seyahat etmiş olabilirim. Lütfen affet beni Köln Belediyesi!)

Buluşup alana girdiğimizde ise adım attığımız ilk salonun büyüklüğü beni benden aldı. Hatırlatırım, böylesine büyük bir etkinliğe ilk defa katılıyordum ve her gördüğüme geziye çıkmış turist misali tepkiler veriyordum. (Burcu ve Can çok eğlendiler bu hâlimle gerçi, orası ayrı.) Acaba ne yapsak diye konuşurken kendimizi bir anda Samsung standının önünde bulduk. Gruplar hâlinde aldıkları insanları özel tasarlanmış koltuklara oturtup onlara VR deneyimi sunuyorlardı. Tam “Bunu denememiz lazım!” derken stanttaki görevlilerden biri yanımıza yanaşıp küçük bir oyun oynamak isteyip istemeyeceğimizi sordu. Yapmamız gereken tek şey elimizde bir adet tabletle Samsung alanında dolaşıp özel hazırlanmış QR kodlarını okutturmaktı; çok da başarılı olduğumuzu söyleyebilirim zira basın gününde bizim dışımızda kodların hepsini bulabilen yalnızca bir kişi çıktığını öğrendik. (Bunca Adventure oyunu oynamanın bir karşılığı olmalıydı elbet! -Burcu )

Samsung VR deneyimimiz ise oldukça eğlenceli geçti zira lunaparklarda “roller coaster” olarak adlandırılan trenin videosu bize eşlik ediyordu. Oturduğumuz koltuklar da trenin ilerleyişine göre hareket ederek daha da gerçekçi bir deneyim yaşamamıza yardımcı oldu. Eğer Koelnmesse’de bir koltukta oturduğumu bilmeseydim adrenalinden ötürü çığlık atmaya başlayabilirdim! Ancak VR deneyimimiz bununla da bitmedi. Hemen ardından yine Samsung standında yer alan başka bir bölüme geçerek burada sunulanları da denedik: Bunlardan biri bir oyundu ve başımızı hareket ettirerek uçmamız, belirli kontrol noktalarından geçmemiz gerekiyordu. Sanırım hepimiz bir süre sonra dağa çakıldık… Diğeri ise Burcu’nun denediği konser videosuydu.

lorekeeper-gamescom2017-35

Burcu Samsung Gear VR alanında en beğendiğim şey roller coaster oldu açıkçası. Özellikle de Playstation VR ile yaşadığım hayal kırıklığından sonra Samsung Gear VR’dan çok bir beklentim yoktu. Fakat kabul edelim roller coaster bizi güzel salladı; koltuğun kollarına sıkıca yapışmış olabilirim. Daha sonra denediğimiz oyun da fena olmamakla beraber, konser benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Ne çözünürlük ne de ses kalitesi gerçek bir konser ortamı yaşatmaya yaklaşmıyordu bile. Tabii ses konusu Gamescom’a getirebildikleri kulaklıkların kalitesi ile de ilgili olabilir, haklarını yemeyelim. Yine de şahsen konser ve oyun yerine reklamlarda gösterdikleri gibi dinozorlar görmeyi tercih ederdim. Video izleniyor dediklerinde de umduğum buydu açıkçası. Üzdü.


Ezgi Aynı alanda bulunan HTC Vive’ı denemeden geçmedik tabii ki. Fallout 4’ü Vive eşliğinde oynamak gerçekten çok eğlenceli, bir o kadar da baş döndürücüydü. Baş döndürücü derken kelimenin gerçek anlamıyla öyleydi zira kendiniz olduğunuz yerde durup karakteriniz oyun içerisinde yürümeye başladığında bedeniniz otomatik olarak hareket etmeye çalışıyor ve bir süre sonra ter içinde kalıp dengenizi kaybediyorsunuz. Ya da bize öyle oldu. Bir de daha başlar başlamaz üstüme atlayan bir Deathclaw ile uğraşmak zorunda kalmasaydım belki daha sakin geçebilirdi, bilemedim. Burcu ise daha farklı bir oyunu denemeyi tercih etti.

Burcu Ben ki restoranlarda bile Can’ın seçtiği yemeği seçerim -zira ne zaman kendim bir şey seçsem onunki daha güzel oluyor- diğer oyunun adına kandım ve Fallout 4 yerine “Space Cowboy” oynayayım dedim. Demez olaydım. Space Cowboy deyince benim aklıma bir Cowboy Bebop, bir Firefly, en olmadı Han Solo falan geliyor. Oynadığım oyun ise minik yuvarlak robotları lazer silahıyla vurmaktan ibaretti. Olmaz olsun öyle Space Cowboy.

Ezgi Günün geri kalanını alanları dolaşıp fotoğraf çekmekle, bol bol Heroes of the Storm ve Destiny 2 oynamakla geçirdik. PS4 üzerinden Destiny 2 oynamak benim için garip bir deneyimdi zira nişan almayı beceremiyorum; ancak oyun gerçekten muazzam ve oldukça eğlenceli olmuş. (PC versiyonunu ön siparişle aldım bile!) Heroes of the Storm’da ise ben yeni görünümüyle Dreadlord Jaina’yı seçerken Can da oyuna yakın zamanda eklenecek olan Kel’Thuzad’ı denedi.

Can İlk söylemem gereken şey şu: Kel’Thuzad’ı oynamak çok da kolay değil. Özellikle de ilk sefer oynuyorsanız. İlk oyunumuz benim için daha çok karakteri çözme üzerine oldu. Q ve W yetenekleri standart skillshotlar olsa da özellikle E’de bulunan “Chains of Kel’Thuzad” yeteneğini kullanmak biraz ustalık istiyor. Zira önce bir oyuncuya onu atıp, hedefi tutturup sonra bir skillshot daha yapıp başka bir oyuncu ya da binayı denk getirmeniz gerekiyor. Böylece zincirlediğiniz iki kişi çarpışıp sersemliyor. Kombolarınızın zamanlamasında uzmanlaştığınız zaman altın bir fırsat hâline geliyor bu sersemeleme anları da. İkinci ve sonraki oyunlarda da bunu çözmeye başlayınca akıp gittim zaten. Oynaması gerçekten çok keyifli ve kombolar düşmanlarınızın üzerinde patlayıp onları buzla kaplayarak karanlığa çektiğinde ister istemez kötü adam kahkahası atıp yanınızdaki Mr. Bigglesworth’ün çenesini kaşırken buluyorsunuz kendinizi. Kısacası, Heroes of the Storm seviyorsanız Kel’Thuzad’ı merakla bekleyin; ama başta çok ustalaşamazsanız da hemen moraliniz bozulmasın. Rehberini de yapacağız çıktığında!

Ezgi Akşam saatlerinde ise ben yorgunluktan bayılmak üzere basın odasına kaçarken Burcu ile Can da Assassin’s Creed Origins için özel olarak düzenlenen etkinliğe katıldılar ve oyunu bir saatliğine oynama fırsatı buldular.

lorekeeper-gamescom2017-38

Can Assassin’s Creed: Origins fuarda en merakla beklediğim oyunlardan biriydi; hâliyle de 1 saat boyunca doya doya oynayacak olduğum için heyecanlıydım. Normalde kayıt almak için yanımda harddisk de götürmüştüm ancak cihazlara bağlı kayıt aletinin SSD gerektirdiğini söylediler ve benim kayıt hayalleri suya düştü. Yine de ciddi izlenim oluşturacak kadar tecrübem oldu oyunla. Oynadığımız demo Memphis’te başlıyordu. Daha görev bazlı ve RPG soslu oynanış benim bayağı hoşuma gitti. Ana karakterimiz Bayek’in sevdiceği Aya’yla tanışıp en nihayetinde de şaşırtıcı bir şekilde Kleopatra’nın tarafında olduğumuzu öğrenmemizle birlikte ana görev sona erdi. Bu sırada kontrollerin de değiştiğini fark ettim tabii. Özellikle artık düşmanla aranızdaki mesafe ne olursa olsun saldırı tuşuna bastığınızda ona bir şekilde ulaşıp saldırıyı yapma olayı çok fena yalan olmuş durumda. Artık silahınızın menzilini de düşünmeniz gerekecek dövüşürken zira uzaktan boşa silah sallamanız çoğu zaman sizi açıkta bırakıyor. Dövüşler de biraz daha Dark Souls vari bir havaya bürünmüş; Burcu alışık olmadığından biraz zorlandı ama milyonlarca ruh kaybederken ter ve gözyaşı dökerek pratik yapmış olan ben kolay alıştım mesela. Neyse, kalan sürede ya şu haydut kampını basabilirsin ya da piramidi gezebilirsin dedi başımızdaki görevli. Hiç düşünmeden piramidi seçtim, zira mezar bulmacalarının nasıl olduğunu merak ediyordum. Oldukça başarılı buldum; Assassin’s Creed 2’de katedralleri falan keşfederken aldığımız o hissiyatı tutturmuşlar yine. Burada birkaç bulmaca çözdükten sonra hazineyi sırtlandım ve hâlâ vaktim olduğunu görünce bir de haydut kampını basayım dedim. Gece olduğu için etrafta sadece iki nöbetçi vardı; birini okla vurdum, diğerine koşup suikast yaptım. Kalan haydutlar gece olduğu için uyuyorlardı, hâliyle onların da icabından gelmek kolay oldu. Derken bu noktada gerçekten de vaktimiz bitti ve “Aa, oyunun Genel Direktörü Ashraf Ismail değil mi şuradaki?” derken odadan dışarı çıkmak zorunda kaldım. Eğer yalnız yakalayabilseydim Ashraf Ismail’e birkaç soru da soracaktım ama başı gerçekten de çok kalabalıktı. Bu noktada aynı bölümleri farklı şekilde oynadığımız Burcu’ya bırakıyorum ben de sözü. Bir de onun tecrübesini okuyalım.

Burcu Yeni dövüş mekaniklerine alışmakta biraz zorlanmış olsam da Assassin’s Creed’i biraz daha RPG tarzında görmek beni de memnun etti doğrusu. Mısır ise zaten AC için uzun zamandır beklediğimiz harika bir mekan. Bir saatlik demoda görebildiğim kadarıyla da atmosferi gayet güzel yansıttıklarını söyleyebilirim. Yetenek ağaçlarını uzun uzun inceleme fırsatım olmadıysa da şimdiden Seer ağacını seçip Nil nehrindeki bütün timsahları eğittikten sonra düşmanlarımın üzerine salmaya karar verdim gibi. Bir de piramitlerdeki bulmacalara gereken özeni gösterirlerse beni Assassin’s Creed serisine geri döndürecek oyun bu olabilir.

Ezgi Böylece ilk günü arkamızda bırakarak dinlenmek için kaldığımız eve doğru yol aldık. Yolda basın gününün ne kadar kalabalık olduğunu dile getirdiğimde ise Can ve Burcu’nun acımasız gülüşler eşliğinde “Sen asıl yarını gör” demelerinden nasıl bir kaosla karşılaşacağımı anlamalıydım.