KİMDİR, NEDİR: MEPHISTO

Tathamet’in tüten leşinden yedi habis doğdu ve evreni kaos ve ahenksizliğe sürükledi. Bu habisler içerisinden en zeki ve kurnaz olanı, nefretin vücut bulmuş hâli Dul’Mephistos, yani Mephisto’ydu. Cehennem’in sakinlerini ve diğer kardeşlerini kendi amaçları için sıklıkla kullanırken piyonlarının kendi emellerini de takip etmesine izin vermesinden dolayı Baş Habislerin en genci ve tehlikelisi olan Al’Diabolos üzerinde bile kontrole sahipti. Bu yanıyla büyük bir birleştirici unsur, iyi bir taktik uzmanı ve hatta Cehennem’in taçsız kralı olarak bilinirdi.

Mephisto’nun egemenliğini kurduğu Nefret Düzlemi, Cehennem’in merkezi olarak kabul edilirdi. Zamanında çeşitli iblisleri çağırmak ve onlardan bilgi almak üzerine uzmanlaşmış bazı büyücülerin tuttuğu kayıtlara göre bu düzlemde toplanan kalabalık iblis grupları çatışan ideolojiler üzerine farklı fraksiyonlar yaratma konusunda tartışır, birbirlerinin bağlılıklarını sınayacak ve sorgulayacak planlar yaparlardı. Bütün bu düzensizliğin en tepesinde ise Mephisto neşeyle iblislerin birbirlerinin aklına nifak tohumları ekmesini izlerdi. Söylentiler Nefretin Efendisi’nin ilgiyle takip ettiği bu müzakere ve komploların Mephisto’nun Cennet’e karşı kullandığı taktiklerin birçoğuna da fikir verdiğini iddia etmektedir.

Mephisto’nun gerçek formu

Mephisto her ne kadar muazzam bir taktik sanatına ve usta bir manipülasyon yeteneğine sahip olsa da sürekli çıkar çatışması yaşayan Baş Habisler arasında her zaman birlik sağlaması mümkün olmuyordu. Yedi iblis arasındaki bu çatışmalar zaman zaman Cennet’e karşı nihai zafer kazanmalarına dahi engel olabiliyordu: Aynı Elmas Kapıların Beşinci Savaşı’nda olduğu gibi. Mephisto’nun yönettiği ordular zafere neredeyse ulaşmak üzereyken Diablo Cennet ve Cehennem’i kendisinin yönetmesi gerektiğini öne sürerek aralarındaki birliği bozdu; diğer habisler de ganimet kavgasına düşmüşken melek Izual ve beraberinde gelen destek kuvvetleri iblis ordularını bozguna uğratıp geri çekilmek zorunda bıraktı. Ancak (nadir de olsa) diğer iblislerin bu başına buyruk hareketlerinin yarar getirdiği durumlar da vardı. Pandemonyum’daki bir savaş sırasında Mephisto meleklerin sebepsiz yere geri çekildiğini gördüğünde kendi ordusuna da aynı emri vermişti; sabırsız ve pervasız bir şekilde emrine kulak asmayıp Pandemonyum Hisarı’na saldıran Baal ise bu geri çekilmenin sebebinin Dünyataşı’nın kayıp olması olduğunu ortaya çıkartmıştı. Bu sayede zaten Dünyataşı’nı ele geçirmek için savaşmakta olan iblisler de kayıp taşı aramaya yoğunlaşmışlardı.

Hem meleklerin hem de iblislerin gözlerinden gizlenmiş olan Dünyataşı, yeni yaratılmış bir dünyanın içine gizlenmişti. Başmelek Inarius ve Mephisto’nun kızı Lilith, iki taraf arasındaki bitmek bilmez savaştan usanıp Dünyataşı’nı da kullanarak kendilerine yeni bir dünya yaratmış, burada aşklarının meyvesi olan nefalem ırkıyla birlikte yeni bir hayat kurmuşlardı. Birbirine alabildiğine zıt iki varlığın aşkı zaman içerisinde yitip tükenirken iblisler de Sığınak adındaki dünyayı keşfettiler. Nefalemlerin içinde hem melek hem de iblis özü bulunduğunu ve potansiyellerinin bu iki ırkın da çok ötesinde olduğunu fark eden Baş Habisler, bu gücü ve nefalemleri kontrol etmenin yollarını aramaya başladılar. Bu uğurda Teslis Kilisesi’ni yaratıp sahte tanrılar olarak kendilerine müritler topladılar. Mephisto’nun Teslis’teki kimliği Mefis’ti ve “Sevginin Ruhu” olarak biliniyordu. Diablo, Mephisto ve Baal kendilerini doğrudan müritlerine gösteremedikleri için onlar adına sözcülüğü Mephisto’nun oğlu Teslis Yüce Rahibi Lucion yapıyordu. Çocuklarını ve bu yeni yarattığı dünyayı iblislerin etkisinden korumak isteyen Inarius ise Teslis inancına karşı çıkacak Işık Katedrali’ni kurmuştu ve bu inancın peygamberi olarak kendini insan formuna bürümüştü. Böylece iki taraf arasındaki mücadele, tarihte Günah Savaşı olarak anılacak şekilde bir kez daha başladı. Bu sırada Lilith ise gizliden gizliye Edyrem adındaki bir grubun nefalem güçlerinin uyanmasını sağlamış ve onları iki dinî gruba karşı birden kışkırtmıştı. Edyrem, Teslis Kilisesi ve Işık Katedrali arasındaki şiddetli çarpışma o kadar kuvvetliydi ki sonunda Cennet’in güçleri de evrene yayılan enerjiyi fark ederek Semavî Ordu’yu Sığınak’a indirdi. Semavî Ordu ve Edyrem karşısında durabilmek için ittifak yapan Teslis Kilisesi ve Işık Katedrali, buna rağmen başarılı olamadı ve Edyrem ordusunun başındaki Uldyssian içindeki tüm nefalem gücünü kullanarak savaşa tek başına son verdi. Savaş sonunda başmeleklerden oluşan Angiris Konseyi’ne bir görüşme teklif eden Mephisto, Sığınak’ın ne melekler ne de iblisler tarafından müdahale edilmeden kendi yollarını çizme hakkına sahip olduğunu söyledi ve kendi hâllerine bırakılmalarını teklif etti. Konsey kendi arasında bir oylama yaptı ve Tyrael’ın kullandığı son oyla Nefretin Efendisi’nin teklifi kabul edildi. Ancak halledilmesi gereken bir mesele daha vardı: Inarius. Meleklerin üstün tuttuğu her şeye ihanet etmiş başmeleğin cezalandırılması gerekiyordu. Bu konudaki öneri de yine Mephisto’dan çıktı. Meleklere Inarius’u kendisine vermelerini önerdi, böylece ona sonsuz işkencenin nasıl bir şey olduğunu bizzat gösterebilecekti. Teklifi kabul edildi ve Mephisto eline istediği gibi eziyet ve işkence edebileceği bir başmelek geçirmiş oldu.

Mephisto’nun elinde işkenceye mahkum edilen Inarius (Fan Art: Naznamy )

Elbette meleklere Sığınak’ı kendi hâline bırakmayı önermiş olsa da Mephisto’nun böyle bir niyeti yoktu. Baş Habisler, uzun vadeli bir planla Sığınak’ı tekrar ele geçirmenin yolunu aramaya başladılar. Bu uğurda kendilerine karşı kışkırttıkları Art Habisler Belial, Azmodan, Duriel ve Andariel ile aralarında bir güç savaşı patlak verdi ve sayıca üstün olan Art Habisler bu savaşı kazandı. Bedensiz ve zayıflamış bir şekilde Sığınak’a sürülen Diablo, Mephisto ve Baal, burada derhâl etkilerini tekrar yaymaya başladılar. Hâlihazırda Sığınak’ı gözetlemekte olan Tyrael, Baş Habisler’in etkisini fark etti ve dağılmış büyücü klanlarından topladığı büyücülerden Horadrim organizasyonunu kurdu. İlk işleri de Dünyataşı’ndan yontup yarattıkları taşlarla iblisleri sonsuza dek hapsetmek için peşlerine düşmek oldu. Baş Habisler’in planıysa ruhtaşlarını kullanarak ulaşabildikleri herkesi ve sonunda da Dünyataşı’nın kendisini yozlaştırıp Cennet’in ordularına karşı kullanabilecekleri bir güç hâline getirmekti.

Kara Sürgün olarak da bilinen bu olaylar sırasında Horadrim’in ilk yakaladığı habis Mephisto oldu. Horadrim güçleri Mephisto’yu Kemikler Hisarı’nda yakalamaya çalıştı ancak Mephisto’nun çağırdığı iblisler ve dirilttiği ölülerle başa çıkmayı başaramadılar. En nihayetinde Horadrim büyücüleri Nefretin Efendisi’ni Kehjistan’ın kalabalık bir bölgesinde kıstırdılar; lakin planın bir parçası olsa bile Mephisto’nun sessiz ve sakin bir şekilde yakalanmaya hiç niyeti yoktu. Horadrim büyücüleri ve Mephisto arasındaki dövüş birçok masum yaşama mal oldu ancak sonunda Baş Habis’in ruhu safir rengi ruhtaşının içerisine hapsoldu. Ruhtaşını Zakarum rahiplerine teslim eden Horadrim büyücüleri, Işık Tapınağı’na kilitlenen ruhtaşının güvende olacağını varsaydılar. Mephisto ise Zakarum’u baştan aşağı yozlaştırmak için çalışmalarına çoktan başlamıştı.

Mephisto nesiller içinde Zakarum’un Yüce Konseyi başta olmak üzere önemli pozisyonları yozlaştırıp kendi iradesi altına almayı başardı. Zakarum rahipleri üzerinde muazzam bir kontrole sahip olan Mephisto’nun bu karanlık etkisinden sadece Zakarum Yüce Patriği Khalim etkilenmemişti. Mephisto, konsey üyelerine Khalim’i öldürmelerini ve vücudunu parçalara ayırıp Kurast’ın dört bir yanına saçmalarını emretti. Daha sonra rahipleri ruhtaşını kıracak büyüler araştırmaya zorladı ve bu rahipler, uzun çabalar sonunda taşı yedi parçaya çatlatacak yöntemi keşfettiler. Gücünün çoğunu geri kazanan Mephisto, Khalim’in görevini devralan yeni Zakarum Yüce Patriği, yani Que-Hegan’ı ilan edilen Sankekur’u yeni kuklası yaptı. Bir yandan yozlaşmış Zakarum Yüce Konseyi de güçlerini ve büyülü bir küreyi kullanarak diğer Zakarum inananlarını da kontrol altına aldılar; asıl efendileri Mephisto’nun inini de büyüyle gizlediler. Travincal ve Zakarum Kilisesi’ni tamamen etkileri altına aldıklarına emin olduktan sonra da Diablo’yu uyandırması için Lazarus’u batıya yolladılar.

Lazarus batıda Khanduras’ı birbirine katıp Tristram’ın altında yatan Diablo’yu serbest bıraktıktan sonra Kara Gezgin formundaki Diablo, yanında Baal ile birlikte Tapınak Şehir Travincal’a geldi. İki Baş Habis Mephisto’yu tamamen özgür bıraktıktan sonra Nefretin Efendisi de Sankekur’un bedenini ele geçirdi. Yakalandıktan sonra ayrı geçirdikleri üç yüz küsur yılın ardından Baş Habisler tekrar bir araya gelmişlerdi. Planlarını kaldığı yerden yürürlülüğe koyarak Diablo’yu da gerçek formuna kavuşturacak bir ayin yaptılar. Diablo, hâlâ üç kardeşe sadık orduları toplamak için Cehennem’e giderken Baal da Dünyataşı’nı yozlaştıracak yolculuk için kuzeye doğru yola çıktı. Mephisto ise Kara Gezgin’in peşinden gelen maceracıları durdurmak için geride, Travincal’da kaldı. Bu kahramanlara karşı öfkelerini ve güvensizliklerini istismar eden, elektrik ve buz elementlerinin gücünü kullanan Mephisto yine de yenilgiye uğradı. Kahramanlar Mephisto’nun ruhunu bir kez daha safir ruhtaşının içine hapsettiler ve daha sonra da ruhtaşını Cehennem Ocağı’nda yok ederek Baş İblis’in ruhunu Sığınak’tan def ettiler.

Ancak Mephisto’nun ruhu bilinen diyarların ötesindeki karanlığa geçmek yerine Diablo ve Cadı Adria’nın planları doğrultusunda Kara Ruhtaşı olarak bilinen başka bir ruhtaşına çekildi. Hem Art hem de Baş Habisler tek tek yenilgiye uğradığında hepsinin ruhu bu taşta birleşti. Tathamet’ten beri yedi habis birden ilk defa bir araya gelmişti. Diablo’nun ruhundan bir parça taşıyan Leah bu taşla yeniden doğduğunda içinde yedi iblisin bütünleşmiş kakofonisi yükseliyordu. Cennet’e bir geçit açarak istilaya başlayan Baş Habis, Elmas Kapılar’ın önünde Imperius ile savaşarak onu yenilgiye uğrattı, Cennet’in ahengini bozdu ve Kristal Kemer’i yozlaştırmaya başladı. Lakin son anda yetişen nefalem gücüne uyanmış kahramanlar, burada Baş Habis hâline gelmiş Diablo’yla dövüşüp onu yenilgiye uğrattılar. Yedi habis, tekrar Kara Ruhtaşı’nın içindeki hapishanelerine döndüler… Ta ki bu sefer Ölüm Vekili hâline gelmiş olan Malthael onlarla bir olana dek.

Yedi habisin ruhunu içeren Kara Ruhtaşı’nı kullanmaya hazırlanan Malthael…

Sığınak’taki bütün iblis özünü tüketerek Ebedî Çatışma’yı nihai olarak bitirme peşinde olan Malthael, Diablo’yu yenen nefalem kahramanlarla dövüşürken son bir çaresizlikle ruhtaşını parçalayarak içindeki ruhlarla birleşti. Onların gücünü aldı ve kahramanlara karşı kullandı; ancak bu bile ne habislerin ne de başmeleğin galip gelmesini sağlamadı.

Mephisto ve kardeşlerinin serbest kalan ruhlarının nereye gittiği ise bugün bile gizemini koruyor…

Kategoriler
Yazarlardan İnciler
“Çünkü klasiklerin klasik olmasının bir sebebi vardır. Özellikle de üzerine tüm hasar modifikasyonlarını bastığınızda.”
-Burcu (Amansızca Horizon: Zero Dawn överken)