lorekeeper-nephalemin-dogusu-1

Diablo Tarihçeleri – Bölüm 2: Nephalem’in Doğuşu

Cennet ve Cehennem’in uğruna savaştığı “Yaratılışın Kalbi” yani Dünyataşı, isminin aksine bir taştan çok daha fazlasıydı. “Anu’nun Gözü” olarak da bilinen Dünyataşı, kabaca bir dağ boyutundaydı ve uçsuz bucaksız bir gücü bünyesinde barındırıyordu. Hakkındaki efsaneler Dünyataşı’nın gücünü elinde tutan tarafın zahmetsizce yoktan dünyalar var edebileceğini, gerçekliğin dokusunu eğip bükebileceğini söyler. Yine aynı kaynaklarda her iki tarafın da belli dönemlerde taşın üstünlüğünü ele geçirmiş olduğu yazmaktadır. Melekler bu gücü mükemmel bir düzene sahip dünyalar yaratmakta ve kendi idealleri olan adalet, umut, bilgelik, kader ve yiğitlik gibi değerleri yaymakta kullanırken; iblisler ise meleklerin yarattığı dünyaları yok etmede, korku ve nefret saçmakta kullanmışlardı. Bu kısır döngü yüzünden yaratılan dünyaların hiçbiri gelişip yeterince büyüyememiş ve kısa bir süre içinde ölüp gitmişti…

Melek ve iblislerin bu daimi mücadelesi sürerken, bütün dengeleri alt üst eden bir olay gerçekleşti: Adaletin Başmeleği Tyrael’in inşa ettirdiği Pandemonium Hisarı’nda korunmakta olan Dünyataşı bir anda sırra kadem bastı. Ne melekler, ne de iblisler tarafından yeri saptanamayan taşı alıkoyan ise aslında Inarius adındaki bir melekti. Sonu olmayan savaşın anlamsızlığının farkına varan Inarius, kendisi gibi düşünen başkaları da olabileceğine inanıyordu. Bu yüzden gizliden gizliye sadece melekleri değil, iblisleri de davasına katmak için çabaladı. Kendi tarafına çektikleri arasında bir tanesi vardı ki, Dünyataşı’nın çalınmasında herkesten çok daha büyük bir rol oynadı: Nefretin Efendisi Mephisto’nun kızı Lilith. Babasının nefretine çok uzun süre maruz kalmış olan Lilith, eline geçen bu fırsata sıkı sıkıya tutundu ve böylece eşi benzeri olmayan bir olay gerçekleşti: Inarius’un liderliğinde toplanan melek ve iblisler ortak bir amaç için birleşerek beraber yaşamayı öğrendiler. Beraberce Ebedi Savaş’tan uzak kalmaya ant içen Inarius ve Lilith arasındaki aşkın ilk kıvılcımı da bu sırada çaktı. Kendilerini takip edenlerle birlikte amaçlarına ulaşmak ve barış içerisinde yaşamak için Dünyataşı’nın güçlerini manipüle ederek Sanctuary adı verilen dünyayı yarattılar…

lorekeeper nephalem inarius lilith sanctuary worldstone

Cennet ve Cehennem arasındaki savaşın tehdit etmediği ilk dünya olan Sanctuary, böylece gelişip güzelleşmeye başladı. Inarius ilk önce Dünyataşı’nın varlığını gizli tutması için bir kabuk gibi saracak şekilde Arreat Dağı’nı yarattı. Hemen ardından Arreat’ı denizler, ormanlar ve Sanctuary’nin diğer yer şekilleri izledi. Inarius ve Lilith, Ebedi Savaş’tan kaçacak bir sığınak bulmuş olmanın güvencesiyle aşklarının ilk tohumunu attılar: Nephalem. Yarı melek, yarı iblis, her iki tarafın da potansiyelinin çok ötesini damarlarında gizleyen üçüncü bir ırk. Dünyataşı’nın çocukları.

Ebeveynleri tarafından başta sevgiyle kucaklanan Nephalem’in ilk jenerasyonu, daha sonraları tarihçiler tarafından “Kadimler” olarak adlandırılmıştır. İlk jenerasyon arasında özellikle kendi soyları tarafından hala hürmet ve saygıyla anılan dört önemli Kadim mevcuttu: Devasa boyutları, çelikten iradesi, inatçılığı ve inanılmaz kas gücüyle Arreat barbarlarının hala savaş narası olarak adını zikrettiği Bul-Kathos ilkiydi. Bul-Kathos’un doğaya yatkınlığıyla bilinen küçük kardeşi Vasily, nesiller sonra öğretilerini benimseyen Scosglen Druidleri tarafından el üstünde tutulurdu. Kudretli Kehjistan büyücülerinin takip ettiği yol, yoğun meditasyon teknikleri sonucunda ateş, su, toprak ve fırtına güçlerinde ustalaşmış Esu‘ya aitti. Yaşam ve ölüm arasındaki döngüyü inceleyen ve dengeyi korumayı görev edinen Necromancerlar ise kendilerini Rathma‘nın Rahipleri olarak adlandırmaktaydı.

Ancak Kadimler gelişip güçlendikçe, ebeveynlerinin içerisine büyük bir korkunun gölgesi düştü. Nephalem’in damarlarında akan gücün potansiyeli melek ya da iblislerin sınırlarının çok ötesindeydi. Ve bu büyük güç, Sanctuary’de güvende olacaklarına inanmış olan kaçak melek ve iblisler arasında yeni bir çatışmanın doğmasına yol açtı. Kimisi Nephalem’in kendileri için büyük bir tehdit olduğunu ve yok edilmeleri gerektiğini savundu. Diğerleriyse bunun ihtimal dahilinde bile olmadığını söyleyerek Nephalem’in yanında yer aldı. Takipçileri arasındaki bu ayrılık Inarius’un hoşuna gitmediyse de, bir meleğin bile böylesine büyük bir kararı vermek için düşünme süresine ihtiyacı vardı. Inarius da seçeneklerini tartmak için bir süreliğine inzivaya çekildi. Lilith ise çocuklarının içerisinde olduğu tehdit yüzünden yarı delirmiş bir şekilde Nephalem’in yok edilmesi gerektiğini düşünen herkesi tek tek avlamaya başladı. Barış içerisinde yaşamak için kendi inşa ettiği dünyayı Lilith’in kana buladığını öğrenen Inarius’un öfkesi büyüktü. Mephisto’nun kızını öldürmeye niyetlendiyse de, paylaştıkları aşkın kıvılcımları hala canlı olduğundan onu Sanctuary’den sürgün etmekle yetindi.

Daha fazla kan dökülmesini istemeyen, ancak Lilith’in ihanetiyle derinden etkilenmiş olan Inarius Dünyataşı’nı bir kez daha manipüle ederek Nephalem’in güçlerini emecek şekilde değiştirdi. Böylece sadece birkaç jenerasyon içerisinde Nephalem ırkının güçleri yitip gitti, sıradan insanlar haline geldiler. Sanctuary’yi mesken edinmiş melekler ve iblisler ortadan kayboldu, Inarius bir kez daha sırra kadem bastı. Ve onlarca, yüzlerce, binlerce yıl herhangi bir güce sahip olmayan, sıradan insanlar bir zamanlar hem meleklerin, hem de iblislerin sığınağı olmuş dünyada hüküm sürdüler…