lorekeeper-nier-automata-felsefesi

NieR: Automata Felsefesi

Beni tanıyanlar, ürettiğim içerikleri takip edenler Japon Rol Yapma Oyunları’na ve bu oyunların evrenlerine, hikâyelerine ve karakterlerine oldukça ilgi duyduğumu bilirler. Daha çocuk yaşlarda bu türe gönül vermiş ve her karakterin hikâyesini, geçmişini öğrenmeye çalışmış, oyunların evrenlerini ve hikâyelerini benimsemek için de vaktimi diyaloglar ile raporlar karşısında harcamıştım. Bu açıdan hikâyesi derin, işlenişini etkileyici, hatta çarpıcı oyunlar her zaman dikkatimi çekmiş ve beni etkilemişti. 2004 senesinden beri ilgilendiğim Drakengard – NieR evreni de bende aynı etkiyi çıkar çıkmaz koşarak aldığım NieR: Automata ile yaratmıştı. Bu yazımda siz okuyucularımıza NieR: Automata evreninde işlenen konuyu, karakterleri ve dünyayı felsefi ve psikolojik yandan sunmayı hedefliyorum. Bu yüzden de incelemeye başlamadan önce sizleri *spoiler*lar konusunda uyarmam gerekiyor zira birçok karakteri, içeriği ve karşılaştığımız düşmanları açık açık ele alacağım.

Eğer Drakengard ve NieR evrenine yabancıysanız hazırladığımız Drakengard & NieR Tarihi yazısına da buradan ulaşabilirsiniz.

lorekeeper-nier-automata-felsefesi-1

Felsefi ve psikolojik analize başlamadan önce NieR: Automata’nın evreni hakkında bilmemiz gereken temel birkaç unsur yer alıyor. Dünya binlerce yıl önce uzaylıların kontrol ettiği makineler tarafından istilaya uğramış ve hayatta kalan insanlar da Ay’ın çevresinde oluşturdukları üslere sığınmışlardı. Uzaylıların dünyaya saldırıp Ay’daki insanlara karşı bir tehdit oluşturmamasının nedeni ne yazık ki bilinmiyor; ancak dünyayı makinelere karşı kaybetmiş olan insanlık, yarattıkları insansı robotlar olan YoRHa Birimleri ile bu istilaya karşı savaşmaya ant içti. YoRHa Birimi için yaratılan Androidler ise tamamen savaşmak için yaratıldıklarından ötürü bu birimlerin herhangi bir ‘insani’ his yaşaması konsey tarafından yasaklandı. Savaşmak, makineleri ve uzaylıları dünya yüzeyinden tamamen yok etmek bu birimlerin yegane görevi ve yaratılma amacıydı. YoRHa Birimleri her ne kadar Android olsalar da dünyadaki makinelerden tamamen farklılardı. Bu birimlerin kendilerine has benlikleri, düşünceleri, yargıları, kısaca ‘doğruları ve yanlışları’ vardı; YoRHa Birimleri tamamen programlanmış birer robot değillerdi. Dünyada makinelere karşı ekip halinde savaşan bu birimlerin birbirleriyle dayanışmaları sırasında ‘arkadaşlığın, aşkın ve hatta nefretin’ ortaya çıkması da oldukça olasıydı, bu nedenle YoRHa birimlerine gözlerini kapatan bantlar verildi.

lorekeeper-nier-automata-felsefesi-2

Ancak NieR evreninde bulunan insanlık, Gestalt Projesi’nde her ufak detayı kontrol edemedikleri gibi YoRHa Birimleri’ni de istedikleri gibi yönlendiremedi. Ay’da bulunan üslerde YoRHa Birimleri arasında aşk, dostluk ve ihanet gibi insani hisler zaman zaman ortaya çıkıyor ancak Android savaşçılar bu hisleri tamamen gizliyorlardı. NieR: Automata’nın ana karakteri 2B isimli YoRHa savaşçısı da bu hislerle oyun boyunca çarpışan bir Android olarak karşımıza çıkıyor. Diğer birimlere oranla oldukça soğuk ve kendisini görevine adamış biri olarak betimlenen 2B’nin bizlere pek fark ettirmese de görevi sırasında daha ilk dakikalarda ekibini kaybetmekten oldukça etkilendiği ancak bu hisleri sakladığı görülüyor. 2B’yi değiştiren, eğitim aldığı sırada edindiği tabuları yıkan yegane kişi de ona görevi sırasında destek veren 9S isimli YoRHa birimi. Diğer Androidlere oranla oldukça meraklı bir kişiliğe sahip olan ve makineleri araştırmak, dünyayı ve yok olmuş insanlığı daha iyi anlamak isteyen 9S, görev sırasında 2B’ye karşı hisler beslemeye de başlıyor. Arkadaşlarının ona ‘Dokuzluk’ (Nines) lakabını taktığını 2B’ye söyleyen 9S, aslına bakarsanız insani duyguların Androidlerde bulunduğunu gözler önüne seriyor. Peki NieR: Automata evreninde bu insani duyguların, kişiliğin önemi ne kadar büyük?

Daha önce de sizlere bahsettiğim gibi NieR: Automata evreninde insanlık neredeyse yok olmuş, geriye makinelerle savaşmaya çalışan bir avuç ‘Direniş’ üyesi kalmıştır. Ancak unutmamamız gereken bir detay ise NieR’de gerçekleştirilen Gestalt isimli projedir. NieR evreninde gerçekleşen bir felaketten ötürü insanlık öldürücü bir hastalığa maruz kalmış ve Gestalt Projesi ile birlikte ruhlarını kendi bedenlerinden ayırmayı hedeflemişlerdi. Bu noktada ruhtan tamamen arınmış insan bedenlerinin hastalığa yine de maruz kaldığını gören bilim insanları, ‘kabuk’ olarak nitelendirebileceğimiz ‘Replicant’ isimli klonları yaratmışlardı. Hastalık ortadan kalktığı zaman Gestalt olarak adlandırılan insan ruhları Replicant vücutlarına yerleşecek ve böylelikle insanlık da yok olmaktan kurtulacaktı. Durum ne yazık ki böyle olmadı.

Replicantların zamanla kendi benliklerini edinip yaşayabilecekleri bir topluluk oluşturmaları Gestalt Projesi’ne vurulan en büyük darbeydi. Gestaltların yerleşebileceği Replicant bedenlerinin kendi benliklerini oluşturması, her iki tarafı da tehlikeye atmıştı. O yıllarda Replicantları gözlemleyen Androidler ise oluşan bu tehlikeye karşı bir çözüm bulamıyorlardı. Nihayetinde NieR’de gerçekleşen olay neticesinde Replicantların ve Gestaltların yok olduğu tahminini teoriler ile yürütebiliyorduk; ancak NieR: Automata’da insanlığın Ay’a yerleştiğinden bahsedilmişti. Peki insanlık gerçekten de hayatta mıydı? Yoksa Replicantlar insanlığın yerini mi almıştı?

lorekeeper-nier-automata-felsefesi-3

NieR: Automata’nın ele aldığı konuyu yapacağım analizden önce şöyle özetleyebilirim: ‘İnsanlığın bulunmadığı bir evrende, insani duygular yaşayan, bu duyguları anlamaya ve yaşamaya çalışan makineler ile androidlerin varlık çatışması.’ Bizler için aşk, nefret, dostluk, hayal kırıklığı, inanç gibi kavramlar günlük hayatımızın bir parçasıyken programlarında ve kodlamalarında bu tür kavramlar bulunmayan makinelerin yaşadığı bu varoluşsal çatışma NieR: Automata’nın ele aldığı kavram olarak özetlenebilir. Bu kavram, bu varoluşsal çatışma oyunda o kadar başarılı bir şekilde işlenmiş ki karşılaştığınız her boss’ta veya adımınızı attığınız her yeni bir bölgede bu çatışmanın, bu felsefenin yeni bir yüzü ile tanışıyorsunuz. Sizlere bahsettiğim YoRHa Birimleri’nin yaşadığı bu durum ve ebraberinde karşılaştıkları bu çatışma, açıkçası makinelerin yaşadıklarının yanında hiçbir şey diyebilirim. YorHa Birimileri’nden ‘Android’ ve ‘insansı robot’ olarak bahsedilse de aslında bu birimler bir nevi programlanmış birer askerdirler. Her orduda olduğu gibi uğruna savaştıkları bir amaçları vardır. Bu kavram YoRHa birimleri için insanlıktır, amaçları dünyayı makinelerden temizlemektir. Bu ordunun en büyük tabusu ise ‘insani hislerden uzak durmak’tır. İnsani hisler duyan, aşık olan, nefret eden, hayallere kapılan, inancına kendisini adayan YoRHa Birimi nihayetinde amacından sapabilir ve kendi hayatını yaşamayı tercih edebilir. Bu noktada YoRHa Birimi’nin ‘insani’ yönlerinin olduğunu anlayabiliriz. Bizim gibi düşünebiliyor, sevebiliyor, nefret edebiliyor hatta korkup panik dahi olabilen bu birimler var olma sebeplerinin de farkındalar. Peki ya dünyayı istila eden makineler?

lorekeeper-nier-automata-felsefesi-4