lorekeeper-nier-automata-felsefesi

NieR: Automata Felsefesi

NieR: Automata’nın bir başka dikkat çekici unsuru işte bu ‘Adam and Eve’, yani ‘Adem ve Havva’ isimli kardeşlerdir. Bu kardeşler Drakengard 3’teki ‘Melekler Kilisesi’ ve ‘Gözlemciler Kilisesi’nin sembollerini taşımakla birlikte Drakengard evrenindeki ‘Ejderha Eldiveni’ gibi aksesuarları da giymektedirler. Bu noktada Adem ve Havva’nın Gözlemciler’in etkisi ile ortaya çıktığından bahsetsek de aslında bu iki kardeşin simgelediği kavram çok daha farklı. Adem ve Havva olarak isimlendirilen bu kardeşler hem inancı, hem tanrıyı hem de insanlığın yeniden doğuşunu temsil ederler. Robotların birleşmesinden ortaya çıkan Adam isimli ‘biyomekanik’ çırılçıplak doğmakla birlikte Androidlere ve diğer makinelere oranla kavramlar ile cümleleri çok daha hızlı bir şekilde öğrenmekle kalmayıp kardeşi Eve’e de hayat verir. Adem bilgiyi, merakı, sorgulamayı, tanrı kavramını ele alırken kardeşi Havva ise saf insanlığı, gücü, hisleri ve çocukluğu temsil eder. Kalıntılardan elde ettiği dini kitaplar ile birlikte kendisini Adem olarak isimlendiren bu biyomekanik canlı, bir nevi kendisini insanlığın yeni üyesi, tohumu, hatta varisi olarak görmüştü. Edindiği bilgiler ile birlikte Adem, ‘uzaylıların artık hayatta yaşamadığını da deneyimlemiş’ ve kendisini ‘Cennet’ten kovulmuş’ olarak da yorumlamıştı. Bu yüzden kendisinden hayat verdiği kardeşinin adını da ‘Eve’ olarak belirlemişti. Bu noktada Adem, okuduğu kitaplar ile birlikte hisleri, düşünceleri, dini kavramları ve ölümün anlamını öğrenirken kardeşi Havva’ya da öğrendiklerini aktarıyordu. Hatta bir noktada dini olayları taklit ederek kardeşine normal bir elma yedirdiği dahi oldu. Bu elmanın kendilerine sonsuz bir bilgi vereceğine inanan Adem, insanlığın doğuşu hakkında bilgi edinmiş ve taklit ederek ‘yeni bir yaradılışın’ da öncüsü olmuştu.. ta ki ölüm denen o derin kavramın anlamını merak edene kadar.

NieR:Automata_20170227095801

Bir makine veya Android için ölüm aslına bakarsanız derin bir kavram değildir. YoRHa Birimleri eğer ölmeden önce hafızalarını sunucuya aktarabilirlerse başka bir bedende yeniden doğabilirken makinelerin asıl problemi ise taklit etmek, insanlığı anlamak ve varoluştur. Ancak bu durum Adem ve Havva için geçerli değildi. Adem her ne kadar ‘tüm robotların düşüncelerinin toplandığı bir veri tabanına’ bağlı olsa da ölüm kavramına duyduğu merak onu ele geçirmiş ve nihayetinde Adem’in bu bağı kapatmasıyla da şekillenmişti. 2B’nin kılıcıyla hayatını kaybeden Adam, bu şekilde yaşamını, hatta amacını tamamlamış ve o çok merak ettiği ölüm hissini ‘soğuk ve karanlık’ olarak betimlemişti. Ancak Adem’in merakına yenik düşerek ölmesi, kardeşi Havva’yı göz yaşlarına boğmuş ve intikam duygusuyla hareket etmesine sebep olmuştu.

Philip K. Dick, William Gibson gibi cyberpunk yazarlarının ele aldığı konular, Androidlerin ‘insani hisleri’ yaşaması gibi temalardır. Bu yazarların kaleme aldığı romanlarda ve hikâyelerde karşılaştığımız veya karşılaşmayı beklediğimiz her durum aslına bakarsanız Adem ve Havva’da yaşanmaktadır. Özellikle de Havva’nın kardeşinin arkasından ‘Niye beni yalnız bıraktın? Niye ölmen gerekiyordu?’ diye ağlayarak nefretine yenik düşmesi bu bahsettiğim yazarların içeriklerine oldukça benzer. Bu noktada Havva da nefret, intikam duygusu, keder gibi insani hisleri temsil etmeye başlamaktadır.

Adem ve Havva ile başlayan dini kavramların en çok yüzümüze vurulduğu an ise ‘terk edilmiş fabrikada kendilerine bir din, bir tanrı yaratmış makineler’in sapkın davranışlarıdır. Kendilerine bir ‘tanrı robot’ ilan eden bu makineler, tanrının varlığı ile ‘varlıklarının ötesine’ geçmeyi planlamakla birlikte aslında Friedrich Nietzsche’nin ‘übermensch’ yani ‘üstün insan’ kavramına da gönderme yapıyorlar. Ancak bu makinelerin insanlığı taklit ettiğini unutmamak gerek. Bu noktada tanrı robot ile konuşmaya giden 2B, bu makinenin cansız bedeni ile karşılaştığında aklını kaybeden ve “Tanrı öldüyse biz de ölürüz! Tanrı olmak için ölmemiz gerek!” diye çığlıklar atan makinelere karşı da savaşıyor. Tanrı olarak gördükleri robotun önlerine dökülmesi ile durumu mantıklı bir şekilde açıklayamayan makinelerin yaşadığı panik ise aslında benliklerin oluşmamasından ötürüdür. İşin en ilginç kısmı ise ‘tanrılaşmak’ isteyen robotların el ele lava atlayarak intihar etmeleridir.

Sadakat kavramını 2B ve 9S’in dışında ele alan bir başka kısım ise oyunun ‘Orman’ kısmıdır. Bu orman kısmında ‘şövalye’ kılığında ‘Orman Kralı’ için savaşan makineler, her seferinde kendilerine “Kralımız için” sözleriyle sadakati hatırlatsalar da aslına bakarsanız işin rengi oldukça farklıdır. ‘Orman Kralı’ olarak anılan devasa makine, aslında ormanın içerisindeki kaleye yerleşmiş bir robottan başka bir şey değildi. Etrafındaki robotlara destek olmaya başlayan ve onları da kendisi gibi geliştirmek isteyen Orman Kralı, kendisini takip eden minik makinelere sempati, empati, sadakat gibi duyguları öğretmiş, gerektiğinde de hasar görmüş robotları kendi parçalarıyla tamir etmişti. Ancak yıllar boyunca diğer robotları tamir ederek güçsüz düşen Orman Kralı, nihayetinde kalenin dehlizlerine çekilmiş ve burada yaşamına son vermişti. Krallarını görmeyen ancak hâlâ sonsuz bir sadakatle ormanlara giren yabancılara karşı savaşan bu robotlar için varoluş sebepleri ‘Orman Kralı’nın ta kendisiydi.

Peki bu evrende hiç mi düzgün bir robot yok diye soruyor olmalısınız. Bu acımasız ve savaşın bitmek bilmediği dünyada barışı sağlayan, hatta huzuru, anlayışı ve bir robot olarak mantığı temsil eden, aynı zamanda çevresindeki makinelere de öncülük eden saf ve temiz kalpli birisi bulunuyor. Pascal isimli bu makine, lunapark bölgesinin yanı başına kurduğu köye kendisi gibi mücadeleden yorulup savaştan kaçan robotları almakla birlikte onlara sığınabileceği bir yuva dahi inşa etmiş. Artık savaşın gidişatından yorulan ve YoRHa Birimleri ve Direniş ile barış yapmak isteyen Pascal, aslına bakarsanız ‘insan’ olarak tanımladığımız ‘kendi kendisine düşünebilen’, ‘sorgulayabilen’ hatta ‘yargı yaparak empati dahi kurabilen’ bir makine olmasının yanında NieR: Automata’daki maceramızda 2B ve 9S’e çokça yardım da ediyor. Hatta kendisi de 9S kadar meraklı olacak ki sırf incelemek, analiz etmek ve aynı hataları yapmamak için bizden eski dünyanın bilgilerini bulmamızı istiyor. Pascal’ın temsil ettiği bir başka kavram ise ‘özgürlük’ olarak karşımıza çıkıyor. Bu barışçıl, huzurlu köyde her robot istediği kimliğe bürünebiliyor ve hissettikleri gibi de davranabiliyorlar. Kendilerini kız kardeş gibi gören robotlar ‘pembe’ ve ‘mavi kurdele’ takabiliyor, aile olarak birbirlerini tanımlayan robotlar beraber yaşayabiliyor hatta kendisini kadın olarak hisseden robotlar ‘makyaj’ dahi yapabiliyorlar. Kaosun bitmediği dünyadaki distopik düzende Pascal’ın minik köyü aslına bakarsanız ütopyanın ta kendisidir.

NieR: Automata her ne kadar aksiyonu, draması ve etkileyici sahneleri bol bir oyun olsa da işlediği konu ve tema olarak oldukça çarpıcı bir yapım olarak karşımıza çıkıyor. İnsanlığın yok olmasıyla birlikte ‘insan olmaya çalışan, insan gibi hissetmeye, davranmaya, hatta insan olmaya gayret gösteren’ varlıkları ele alan ve bunu yaparken de bu makinelerin, Androidlerin ve robotların varoluşsal krizlerini ve depresyonlarını bizlere etkileyici bir şekilde sunan NieR: Automata, birçok başarılı cyber-punk eserinde karşılaştığımız konuları, insanlığın yıllardır tartıştığı psikolojik ve felsefi kavramları da etkileyici bir şekilde biz oyunculara sunuyor.

Kim bilir? Belki de insanlık gerçekten yok olmuştur ve bizler dahil çevremizdeki herkes insan olmaya çalışıyor ve öğrendiklerimizi taklit ediyor, sorguluyor veya benimsiyoruzdur.