Lorekeeper-DiabloAnniversary-01

Diablo’nun 20 Yıllık Tarihi

DIABLO III ve REAPER OF SOULS

lorekeeper-diabloanniversary-diabloiii-01

Lord of Destruction’ın yapımının tamamlanmasıyla birlikte anladığımız ve bildiğimiz kadarıyla Blizzard North ilginç bir döneme girdi. Diablo oyunlarının başarısı kaçınılmazdı; bu kadar başarılı her seride olduğu gibi oyuncular daha da fazlasını istiyorlardı. Ancak Blizzard North, bir yandan da farklı oyunlara yelken açmak ve yeni denizleri keşfetmek istiyordu. Bu yüzden ikinci bir Diablo II ek paketinin beyin fırtınasını yaparken aynı zamanda açık denizlerde geçen bir korsan aksiyon-rol yapma oyunu yapmaya karar verdiler. Şaşırdınız değil mi?  Blizzard’ın piyasada bu tanıma uyan bir oyunu yok çünkü yaklaşık 1 yıl boyunca üzerinde çalıştıktan sonra içlerine sinmediği için bu projeyi rafa kaldırmak zorunda kalmışlar. Denizde boğulma tehlikesi geçirdikten sonra bu sefer uzaya çıkmaya karar vermişler; “Starblo” kod adlı uzayda geçen aksiyon-rol yapma oyunu projesi de böylece tasarlanmaya başlanmış. Birkaç oynanabilir prototip geliştirmeyi başarmış olsalar da bu proje de en nihayetinde iptal edildi.

Multiplayer özelliklerini geliştirmeyi planladıkları Diablo II ek paketini yapmaktan da vazgeçen Blizzard North’un önünde tek bir seçenek kalmış gibi duruyordu bu noktada: Diablo III.

Diablo III için yapılan asıl plan, 20’den fazla kişinin birlikte oynayabileceği, hafif devasa online soslu ve multiplayer ağırlıklı bir oyun olmasıydı. Herkes için aynı, statik bir dünya ve rastgele oluşturulacak zindanlarla Cennet ve Cehennem arasında geçecek savaş bütün görkemiyle işlenecekti. Önceki oyunların görsel tonu korunurken yepyeni bir üç boyutlu grafik motoruna geçiş yapılacaktı. Oyunun bir kısmının Cennet’te geçeceğini ve Tyrael haricinde Başmelekleri oyuncuya tanıtmayı planladıklarını da biliyoruz. Bildiğimiz bir diğer şey ise Lonca Salonları ve oyundaki eşyaların “iyi” ve “kötü” varyasyonlarının olması da planlanan özellikler arasındaydı. Ne yazık ki 2003 yılında David Brevik, Schaefer kardeşler ve Bill Roper’ın Blizzard North’tan ayrılmasının ardından şirket bir türlü belini doğrultamadı; 2005 yılında Blizzard’ın dağıtımcısı Vivendi Games tarafından verilen kararla Blizzard North tarihe karışırken Diablo III’ün bu versiyonu da asla oynayamayacağımız oyunlar arasındaki yerini aldı.

Ancak tabii ki bu Diablo serisinin sonu değildi. 2006 yılında Blizzard’ın Irvine ofisi projeyi devraldı. Bazı noktalarda Blizzard North’un taslaklarına ciddi şekilde bağlı kalınsa da (Başmelekler ve Cennet’in oyunda bir bölüm olması gibi) Irvine stüdyosunun yaptığı Diablo III tamamen yeni bir oyundu. İki yıl boyunca büyük bir gizlilikle baştan geliştirilmeye başlanan oyun, 2008 yılında Paris’teki World Wide Invitation etkinliği sırasında ilk kez oyunculara gösterildi. Devasa online tarafını tamamen yitirmiş, dört kişilik parti sınırlamasına takılmış bu Diablo III her şeye rağmen özüne sadık görünüyordu. Her ne kadar gösterilen demoda bir bölümde köprüden geçerken gökkuşağı gözüktüğü için oyuncular tarafından acımasızca eleştirilmiş olsa da tonundan çok da ödün vermiş değildi. Zira aynı videoda iblis çağırmak için kurban edilenler, kahramanın kafasını ısırarak kopartan devasa yaratıklar gibi tonla sert içerik de mevcuttu. Yine de eleştiriler devam etti; Blizzard da bu eleştirilere kendi tonuyla yanıt vermeyi ihmal etmedi: Gökkuşağı ve midillilerin oyunun bir parçası olacağına dair şakacı imalarda bulunduktan sonra gerçekten de tam olarak bunlardan oluşan bir gizli bölümü oyuna eklediler.

Altı yıllık geliştirme süreci boyunca üç kere baştan tasarlanan grafik stili dışında oyun bu ilk sınavında genel olarak hayranların beğenisini topladı. Yıllarca bekleyişin ardından Barbar vurdukça onun vuruş hissini biz oynamadan bile ekran karşısından hissedip mest olduk hatta. Diablo II’den başka kahramanların dönmeyeceğini söylediklerinde biraz kalbimiz kırılmıştı gerçi; ama yine de Diablo III’ün muhteşem olmama şansı yok gibi gözüküyordu. Ne yazık ki işler umulduğu gibi gitmedi…

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım: İlk çıktığı sırada Diablo III, olması gereken oyun değildi. Problemleri olan bir oyundu ve bu problemlerin çoğu da Blizzard’ın yıllar ve yıllarca üzerinde oynayıp bir türlü oturtamadığı şeylerle alakalıydı. Mesela hikâye… Aslında müthiş heyecan verici bir şekilde başlıyordu hikâye: 20 yıl sonrası. Eski Tristram’ın yıkıntılarının yakınlarında yeni bir yerleşim yeri. Her zamanki o tanıdık Katedral. Oyunun beta aşamasında da oynatılan bu kısımlar hakikaten “Olmuş bu!” dedirtirken o betanın bittiği kısımdan hemen sonrası yerini “Tam olmamış bu…”ya bırakıyordu. Neden bu şekilde olduğu da aslında çok büyük bir gizem değil; Blizzard’ın oyun çıkmadan önceki açıklamalarına baktığımızda net bir şekilde gözüküyor aslında. Diablo III’te asıl planlanan şey, biz oyunda ilerledikçe dallanıp budaklanacak ve Cennet ile Cehennem arasındaki savaşın arasında kalarak yapacağımız seçimlerle şekillenecek bir hikâyeydi. Blizzard sırf bu yüzden Fallout, Arcanum, Vampire the Masquerade: Bloodlines gibi oyunlarda rol almış Leonard Boyarsky’yi ekibe katmıştı hatta. Oyunun betasının kaynak kodlarında bulunan “Tristram’ın Felaketi” gibi ünvanlar da tam olarak istersek cehennemin tarafında savaşa katılabileceğimizi destekliyor, bizi heyecanlandırıyordu. Ancak en nihayetinde olmadı; farklı oyuncuların seçimlerini yoğun bir şekilde çoklu oyuncu içeren oynanışta nasıl anlamlı bir şekilde yansıtacaklarını tartışırken Diablo oyuncularının hikâyeyi aslında pek de önemsemediklerine dair çok yanlış bir sonuca vardılar. Çıkışına nispeten az süre kalmış oyunun hikâyesi bu yüzden sil baştan yazıldı ve ortaya çıkan sonuç maalesef ki umduklarımızın çok çok altındaydı. Yalan söyleyemeyen Yalanlar Efendisi, planının her aşamasını detaylı bir şekilde açıklayan sözde stratejik deha ve rakibinin duygularını inciterek onu yenebileceğini düşünen Dehşetin Efendisi gibi komik bir tablo çıktı ortaya.

lorekeeper-diabloanniversary-diabloiii-02

Daha ne Paragon seviyelerinin olduğu ne de doğru düzgün eşyaların düştüğü zamanlarda Diablo III…

Benzer bir tabloyu oyunun başka alanlarında görmek mümkün: Diablo II, yapısı gereği Sorceress gibi eşyalara çok daha az bağımlı karakterlere sahipken Irvine ekibi, karakterleri üzerindeki ekipmanın etkisinin daha fazla olmasını amaçlamıştı. Atmayı planladıkları doğru bir adım olsa da işin uygulama kısmında çok fazla rastgelelik eklenince oyunun bu kısmı da tamamen bir faciaya dönüştü. Aynı şekilde oyunun en tartışılan yanlarından biri olan “Auction House” da aslında mantıklı bir çıkış noktası olan ama yanlış kullanılan özellikler arasındaydı. Zira Diablo II oynayanlar oyunun “dupe” ve “kaçak eşya satışı” konusundaki kötü şöhretinden gayet haberdarlar. Bir dönem kaçak eşya satışı yapan sitelerin reklamına çarpmadan iki adım atmak bile mümkün değildi hatta. Auction House aslında tam olarak bunu engellemek için konulmuş bir önlemdi; oyuncular oyun içinde yasal olarak eşya takası yapabilecekleri için üçüncü parti sitelere girip kredi kartlarını çaldırmak ya da bilgisayarlarını hackletmek gibi sorunlarla uğraşmayacaklardı. Lakin işin içine kötü itemizasyon ve gerçek para girince oyunun bu kısmı da yıllardır bekleyen oyuncular için bir hayal kırıklığına dönüştü.

Bütün bunları bir kenara koyacak olursak Diablo III abartıldığı kadar kötü bir oyun da değildi doğrusu. Özellikle de ana oyundan iki sene sonra çıkan Reaper of Souls ek paketi, oyunu çok ciddi oranda toparladı: Itemizasyon düzeltildi, Auction House kapatıldı. Barbarian, Wizard, Witch Doctor, Demon Hunter ve Monk’tan oluşan oynanabilir karakterlere ağır zırhlı Crusader eklendi. Özetle Reaper of Souls, Diablo III’ü “toparlayan” paket olarak yerini aldı. Bu arada 1998 yılında Diablo 1 portuyla şöyle bir görünüp kaybolduğu konsollarda bile çok daha kuvvetli bir şekilde tekrar baş gösterdi seri. Oyun içinde geçen diyaloglar ve son sinematik, Diablo III’ün bize sunacağı daha çok şey olduğuna işaret ediyordu…

Reaper of Souls'la kendini toparlamaya başladığı dönemde Diablo III

Reaper of Souls’la kendini toparlamaya başladığı dönemde Diablo III

…Derken adeta Blizzard North’un kapanışını andıran tehlike çanları tekrar çalmaya başladı: Leonard Boyarsky, Jay Wilson, Josh Mosqueira gibi oyunda çok önemli rollerde yer almış çalışanlar birer birer Diablo ekibinden ayrılmaya başladılar. İkinci bir ek paketin gelmesine neredeyse kesin gözle bakan hayranlar ise (hâliyle) endişeliydi. BlizzCon 2015’te duyurulması planlanan ve “The King in the North” proje ismine sahip olan bu paketin içeriği Mike Morhaime’ın ısrarı üzerine yamalarla bedava olarak oyuna eklendi. Zira Morhaime’a göre Diablo III’ün ilk hâlinden dolayı kalbi kırılan hayranları geri kazanmaları gerekiyordu. BlizzCon 2016’da şu an içinde bulunduğumuz yılın ikinci yarısında piyasaya çıkacak ilk ücretli karakter paketi olan “Rise of the Necromancer” duyuldu. Her ne kadar yeni içerik kıtlığı Reaper of Souls’un onarmayı başardığı kalpleri yine biraz kırmış olsa da eski dost Necromancer’ın dönüşü ufak da olsa bir kıpraşma yaratmadı desek yalan olur doğrusu.


DIABLO IV?

Lorekeeper-DiabloAnniversary-DiabloIV

Peki ya serinin geleceği ne durumda? Diablo IV gelecek mi? Gelecekse neyi içerecek? Bu soruya ne yazık ki şu an somut bir yanıt vermek imkânsız. Ancak durum aslında dışarıdan bakılınca görüldüğü kadar umutsuz da değil.

Genel beklenti, BlizzCon 2016’da Diablo’nun 20. Yılı şerefine mutlaka bir duyurunun yapılacağı yönündeydi. Ortaya çıkan tek şey Rise of the Necromancer paketi olunca da sesler yükseldi tabii. Ancak bir şey duyurulmamış olması aslında çok önemli bir noktaya da ışık tutuyor kanımca: Blizzard’ın yakın zamanda doldurduğu önemli pozisyonlar ve şu anda Diablo takımının asıl geliştirdiği şey bir Diablo III ek paketi değil. Muhtemelen kapalı kapılar ardında harıl harıl geliştirilen oyun Diablo IV’ün ta kendisi. Bu da demek oluyor ki Diablo III önümüzdeki aylarda minimum yeni içerik görecek ve sezon ödülleriyle günü kurtarmaya çalışacak. Peki ya Diablo IV ne hakkında olacak?

Bundan sonrası tabii ki tahminden ibaret. Ancak benim Reaper of Souls’dan bile önce bas bas bağırdığım, üzerine bastığım ve Blizzard’ın da unutmayacağını umduğum çok önemli bir konu var: Cennet ve Cehennem’in dengesi bozulmuş durumda; Melekler tarafında Malthael düşmüş olsa da İblisler tarafında büyük isimlerin tamamını yenilgiye uğratmış durumdayız. Bu durumda iki seçenek kalıyor geriye:

Ya Cehennem’deki güç boşluğunu dolduracak yeni iblisler ortaya çıkacak.

Ya da işi “dengeyi sağlamak” olan bir grup çıkıp Cennet ve Cehennem arasındaki durumu eşitlemek için kolları sıvayacak.

Kimlerden bahsettiğimi -eğer serinin yakın takipçisiyseniz- eminim ki tahmin ediyorsunuzdur…

Rathma'nın rahiplerinin hikâyeye dahil olma zamanı çoktan geldi de geçiyor bile...

Rathma’nın rahiplerinin hikâyeye dahil olma zamanı çoktan geldi de geçiyor bile…