lorekeeper-artefakt-oykuleri-hunter

Artefakt Öyküleri: Hunter

Beast Mastery – Titanstrike

Hunter - Beast Mastery


Titandarbesi

Zeki bekçi Mimiron pek çok silah yarattı ancak Titandarbesi onun başyapıtıydı. Bu, yaptığı ilk tüfekti ve onu fırtınaların saf öfkesinden güç alacak şekilde tasarladı.

Mimiron, silahı savaşta kullanması için yakın arkadaşı olan Bekçi Thorim’e verdi. Thorim, avcılığa tutkun efsanevi bir savaşçıydı ve silahı büyük bir dikkatle, büyük bir ustalıkla kullandı. Hiç bir yaratık, ne kadar güçlü olursa olsun, tüfeğin ateş gücüne karşı koyamazdı.

Senin sayende Titandarbesi, Thorim’in mirasının hakkını verebilecek bir sahip bulmuş oldu.

Dikkatli avlan. Hedefinden şaşma.


Titandarbesi, Bölüm Bir

Titandarbesi ne ölümlü bir zihin tarafından tasarlandı ne de ölümlü eller tarafından yapıldı. Bu tüfeğin kökleri, Mimiron adında muhteşem bir varlığa dayanır. O, Eski Tanrılar ile savaşıp o kötücül varlıkları yerin altına hapseden ırk olan “bekçiler“den biriydi.

Mimiron’un dostları olan bekçilerden bazıları fırtınaların öfkesini kontrol edebiliyordu; bazıları ise bileği kuvvetli savaşçılardı. Mimiron’un kuvveti fiziksel değil zihinsel bir kuvvetti. Zekâsının ve yaratıcılığının eşi benzeri yoktu.

Mimiron, gece gündüz demeden benzersiz mekanizmalar yaptı. Özellikle de bekçilerin ve onların hizmetkârlarının Azeroth’u savunmakta kullanacağı silahlar icat etmeyi severdi. Earthen, ona düşmanlarına uzaktan vurabileceği bir şey yapmasını tavsiye ettiğinde Mimiron kendini bu zorlu göreve adadı.

Kısa zaman sonra bilinen ilk ateşli silahı yarattı: Titandarbesi adında bir tüfek.


Titandarbesi, Bölüm İki

Mimiron’un icatları nadiren hedeflediği şekilde çalışırdı. En azından ilk denemelerde. Her ne kadar bu sadık kulları olan mekagnomların pek hayrına olmasa da deneme-yanılma yöntemini iyice benimsemişti.

Titandarbesi’nin ilk versiyonlarından birini test ederken kazara atölyesinin bir kısmını ateşe verdi ve bir düzine mekagnomun hasar almasına sebep oldu. Ancak bekçi, bu felaketten pek çok ders çıkardı. Yaralanmış hizmetkârlarını iyileştirdikten sonra Titandarbesi’nin ince ayarlarını elden geçirdi ve bir sonraki prototipi fırtınalı bir dağ tepesinde denemeye karar verdi ki yanlış giden bir şey olursa kimseye bir zarar gelmesin.


Titandarbesi, Bölüm Üç

Mimiron’un Titandarbesi’ni dağ tepesinde denemesi yine felaketle sonuçlansa da en azından aydınlatıcı olmuştu. Tüfeğin yeni versiyonunda farkında olmadan elektriği çeken bir metal alaşımı kullanmıştı. Silahı ateşlediğinde fırtına bulutlarından sıçrayan bir yıldırım Titandarbesi’ni ikiye böldü.

Mimiron öfkeli ya da hayal kırıklığına uğramış değildi. Aksine etkilenmişti. Kaza ona ilginç bir fikir verdi. Titandarbesi’ni yeniden birleştirecek ve elementlerle olan bağını sahiplenecekti.

Ona fırtınaların gücünü katacaktı.


Titandarbesi, Bölüm Dört

Tarihçi Evelyna’nın “Fırtına Hırsızları” kitabının dördüncü bölümünden:

“Mimiron’un Titandarbesi’ne dair fikirlerini gerçeğe dönüştürmek için yardıma ihtiyacı vardı. Bekçi Thorim’in yardımına.

“Thorim göklerin çatırdayan gücüne hükmediyordu. Onun sığınağı olan Fırtınalar Tapınağı, gök gürültüsünü ve yıldırımları kanalize ediyordu. Burası Titandarbesi’ni yeniden birleştirecek ocak olmak için biçilmiş kaftandı.

“Bir gün öfkeli bir kasırga tapınağın üzerinde dolanırken iki bekçi işe koyuldular. Thorim rüzgârlarla ve yıldırımla mücadele etti; ta ki gökler ona boyun eğinceye kadar. Fırtınayı ve onun öfkesini bir araya getirip Gümbürtü Kıvılcımı adında bir enerji küresi oluşturup tapınağına bağladı.

“Mimiron hazırdı. Gümbürtü Kıvılcımı’nı Titandarbesi ile birleştirdi. Yıldırımlar, bekçi kükreyen fırtınaları silahın içine hapsedene kadar tüm tapınağı salladı.”


Titandarbesi, Bölüm Beş

Tarihçi Evelyna’nın “Fırtına Hırsızları” kitabının on birinci bölümünden:

“Earthen ırkının ‘göklerin delirdiği’ bir zamana dair bir efsaneleri vardır. Denilene göre gök gürültüsü haftalarca Azeroth’un her köşesinde duyulmuştu. Bekçilerin pek çoğu korkunç bir şeyler olduğunu, gök kubbenin yarıldığını sanmışlardı. Ancak Mimiron gürültüye aldırmamıştı.

“Loken önderliğinde birkaç bekçi, gürleyen sesin kaynağını dünyanın bir ucundan diğer ucuna takip ettiler. Sonunda sesin kaynağına oldukça güneyde, korkunç devilzorların ve başka pullu yaratıkların cirit attığı bir adada karşılaştılar. Orada bekçiler, Thorim ve Hati ile Skoll adındaki iki worgunu avlanırken buldular.

“Loken, derhâl bekçinin yanına giderek onu gökyüzünün durumu hakkında uyarmak istedi; ancak o anda fark etmiş ki bu durumun sorumlusu zaten Thorim’in ta kendisiydi.

“Thorim, Mimiron’dan Titandarbesi’ni aldıktan sonra onu favori av alanlarında kullanmakta hiç gecikmemişti. Kendi enerjisi de silahın patlayıcı gücünü beslediği için yaptığı her atış sonrası bir gök gürültüsü gökleri yarıyor ve yeryüzünü titretiyordu.”


Titandarbesi, Bölüm Altı

Tarihçi Evelyna’nın “Fırtına Hırsızları” kitabının yirminci bölümünden:

“Thorim ve worglarından kaçabilen tek yaratık, devasa jormungar solucanıydı. Beyaz taştan sert pullarla kaplı bu yaratık, kendi türünün gelmiş geçmiş en büyüğüydü.

“Thorim solucanı gördüğüne Titandarbesi ile onu hedef aldı. İlk atışı solucanın taştan zırhını çatlattı. Ancak ikinci atışını yapamadan avı öne atıldı ve Titandarbesi’nin ellerinden düşmesine sebep oldu. Thorim solucanı çıplak elleriyle yumruklayarak yer altına kaçmaya zorladı.

“Böylece onlarca yıl sürecek av başlamış oldu. Thorim ve worgları, jormungar her yüzeye çıktığında savaşarak onu kuzeye kadar takip ettiler. Yaratıkla son karşılaşmasında bekçi, solucanı iki pulu arasından vurmayı başardı. Jormungar kaçtı ve bir daha asla ortaya çıkmadı.”


Titandarbesi, Bölüm Yedi

İhanet eninde sonunda bekçilerin birliğini bozmuştu. Pek çoğu Ulduar kalesinde hapsedilmişlerdi. Thorim ümitsizliğe düşerek Fırtınalar Tapınağı’nda inzivaya çekilmişti. Artık avlanmak bile onu mutlu edemez olmuştu ve böylece Titandarbesi’ni sığınağında sakladı.

Yıllar geçti ve bekçilerin hizmetkârları soğuk kuzey topraklarına yayıldılar. Vrykullar klanlar oluşturdular ve bölgeye hükmetmenin peşine düştüler.

Volund adında bir savaşçı bundan daha fazlasını arzuluyordu. Bütün vrykulların efendisi olmayı düşlüyordu. Bunun için de bekçiler tarafından yapılmış güçlü cihazları ve silahları aramaya koyuldu. Volund’un arayışları onu yalnız bir mekagnom ile karşı karşıya getirdi. Vrykul, bu savunmasız mekanik yaratığı esir alıp Mimiron’un icatları hakkında bilgi vermesi için zorladı.

Bu mekagnom sayesinde Titandarbesi’ni ve onu nerede bulabileceğini öğrendi.


Titandarbesi, Bölüm Sekiz

Loken’in ihanetinin ardından Thorim, Fırtınalar Tapınağı’nda inzivaya çekilmişti. Hati ve Skoll vahşi doğada keyiflerince gezerlerken sıklıkla yıllar süren düzensiz uykulara dalıyordu.

Volund, Titandarbesi’ni çalmak için Thorim’in uykuya dalacağı dönemi bekledi. Kudretli bir proto-ejderi yakalayarak onu Fırtınalar Tapınağı’na çıkmak için kullandı. Titandarbesi’ni Thorim’in burnunun dibinden yürüttü ve bekçinin yuvasından kaçtı.

Thorim uyanıp da Titandarbesi’nin ortalarda olmadığını gördüğünde derhâl Hati ve Skoll’u yanına çağırdı. Worglar ve efendileri hemen Volund’un izini sürüp peşine düştüler. Vrykul peşindekilerin her zaman bir adım ötesinde kalmayı başarıyordu ancak bunu sonsuza kadar sürdüremeyeceğinin de farkındaydı. Thorim ve worgları efsanevi avcılardı. Eninde sonunda ona yetişip cezasını vereceklerdi.

Volund, esir ettiği mekagnom ve çaldığı titan eserleri ile birlikte kuzey topraklarından kaçtı. Güneyin uzak köşelerine seyahat etti, ta ki adını yalnızca efsanelerden bildiği Stormheim denilen diyara varana dek.


Titandarbesi, Bölüm Dokuz

Tarihçi Llore’un “Sahte Bekçi” kitabının üçüncü bölümünden:

“Volund kudretiyle övünerek Stormheim vrykullarının kendisine boyun eğmesini istedi. Elbette ki ona itaat etmediler. En azından o anlığına. Birkaç vrykul bu küstah yabancıya ağzının payını vermek için öne çıktı; ancak Volund, her atışı bir devin adımları gibi gümbürdeyen Titandarbesi’ni kullanarak hepsini yere serdi.

“Vrykullar, Volund’un gücüne kendi gözleriyle şahit oldukları anda ona gıpta ile bakmaya başladılar. O, bekçilerin gücüne sahipti; öyleyse onların kutsamasına da sahip olmalıydı.

“Volund kendini savaşlordu ilan etti ve Stormheim savaşçılarını sancağı altında topladı. Ordusu ile Stormheim’dan çıkarak komşu diyarları vrykulların şanı için fethetmeye koyuldu.”


Titandarbesi, Bölüm On

Tarihçi Llore’un “Sahte Bekçi” kitabının yedinci bölümünden:

“Savaşlordu Volund’un ordusu kalabalıktı ve Stormheim çevresindeki toprakları dize getirmeye yetecek güçte silahları vardı. Yalnızca tek bir eksiği bulunuyordu: Birlik.

“Vrykul askerler Stormheim yakınlarındaki çetin drogbarlar ile savaştığırken Volund, takipçilerinden şüphe duymaya başladı. Kendisini öldürüp Titandarbesi’ni elinden alacaklarına inanıyordu. Nihayetinde kendisini bunu bir titandan çalabildiyse bir başkası da ondan çalabilirdi.

“Volund’un paranoyası, yoldaşlarından pek çoğuna işkence etmesi ve hatta bazılarını öldürmesi ile sonuçlandı. Vrykul askerlerinin çoğu deliren savaşlordunun peşinden gitmeyi bıraktı ve bir zamanlar kudretli olan ordusu dağıldı gitti.”


Titandarbesi, Bölüm On Bir

Pek çok yıl sonra Volund ölümün kıyısındayken kölesi olan mekagnom ve yanında kalan bir avuç sadık vrykuluna onu Titandarbesi ile birlikte gömmelerini vasiyet etti. Bekçilerden çaldığı mekanizmaları da mezarına kimseler giremesin diye tuzaklar yapmakta kullandı. Ölümünden sonra bile Volund, kıymetli tüfeğini kimselere dokundurtmayacaktı.

Neyse ki Titandarbesi, sonsuza kadar sözde-fatih Volund’un mezarında gömülü kalmadı. Tüfek korku salmak veya yönetmek için değil, Azeroth’u korumak için yaratılmıştı.

Tekrar hak ettiği sahibi bulan Titandarbesi, nihayet Mimiron’un onu yaratma amacını gerçekleştirebilecek. Nerede karanlık kıpırdanıyorsa orayı vuracak ve kükreyişi bu dünyayı ve onun halklarını tehdit eden her türlü kötülüğün ölümünü müjdeleyecek.