lorekeeper_book_logo_web

Yazılarımız ve Çevirilerimiz Hakkında İletmek İstediklerimiz

Lorekeeper olarak bugüne kadar birçok yazı yayınladık. Bu yazılarda da orijinalde bulunan terimleri elimizden geldiğince çevirmeye çalıştık. Yazılarımız ve çevirdiğimiz bu terimlerle ilgili birçok yorum ve mesaj da aldık; en sonunda ise bir açıklık getirmeye karar verdik.

Lorekeeper ne yapıyor, neden yapıyor?

Öncelikle Lorekeeper’ın asıl amacını anlayabilmek için çok da uzağa bakmak gerekmediğini belirtmek isteriz. Sitenin kurucusu Can Arabacı’nın geçtiğimiz yıllarda hazırladığı ve amaçlarımızı anlatan kısa blog yazısına göz atmanız yeterli. Orada da anlatıldığı gibi yapmaya çalıştığımız şey aslen oyunların hikâyelerini bir araya getirip bir tarihçe, bir kitap gibi okunabilir hâle getirebilmek. Peki bunu yaparken nasıl bir yol izliyoruz? İşte asıl önemli nokta bu.

Herhangi başka bir detaya girmeden önce belirtmek istediğimiz çok önemli bir konu var: Sitemizde yer alan tarihçeler ve Kimdir, Nedir gibi karakterlerin hayat hikâyelerini anlattığımız yazılarımızın herhangi bir kaynaktan birebir düz çeviri olmadığının altını çizmek istiyoruz. Bu tarz yazıları hazırlarken özellikle yukarıda bahsettiğimiz gibi sanki bir kitap okuyormuşsunuz havasını yansıtabilmesi için çaba sarf ediyoruz. Peki bu tam olarak ne demek oluyor? Şöyle özetleyelim: Bir tarihçe bölümü yazılacağı zaman konuyla ilgili internet sayfalarını, kitapları, oyun içi görevlerin yazılı dökümlerini, eğer firma tarafından sağlanmışsa rehberleri ve bunlar gibi aklınıza gelebilecek her türlü kaynağı kontrol edip tekrar tekrar okuyor, doğruluğunu teyit ediyor ve kendi bilgimizi de katıp bir tarih kitabı havası vermeye çalışarak yazıyoruz. (Yeri geldiğinde arka plan hikâyelerini dilediği kadar iyi bilmediğini düşünen arkadaşlarımız açıp oyunları bile bitiriyorlar. Gerçekten!) Biz bir “wiki” sayfası değiliz, olmayı da düşünmüyoruz. O yüzden hedefimiz tek bir kaynak üzerinden çeviri yaparak, herhangi bir orijinallikten uzak ve sadece düz -ve bizce yetersiz- bilgi sağlamak değil. Bu yüzden seri hâlinde ilerleyen tarihçelerin bölümleri bazı durumlarda gecikmeli olarak yayınlanabiliyor. Tabii ki orijinal metne oldukça benzeyen cümleler kurduğumuz zamanlar da oluyor ancak emin olun ki bunun sebebi kolaya kaçmamız değil, o metni en iyi şekilde yansıtmaya çalışmamız. Bu yüzden altını çizerek tekrar dile getirmek istiyoruz: Biz çeviri yapan bir site değiliz. “Kısa Hikâyeler” başlığı altında yayınlanan ve firmaların resmi olarak okuyucuya sundukları öykülerin çevirileri dışında kalan yazılarımız, yazarlarımıza özgü ve sıfırdan kaleme alınmış çalışmalardır.

Bunu arkamızda bıraktıktan sonra gelelim bir başka noktaya: Neyi, neden, nasıl çeviriyoruz?

Karşımıza en sık çıkan eleştirilerden birkaçı “Bunu neden böyle çevirdiniz? Orijinal ismiyle bıraksaydınız ya! Böyle hiç olmamış!” şeklinde ilerliyor. (Ve maalesef gelen yorumların %95’i herhangi bir yapıcılıktan uzak, yerme veya aşağılama amaçlı karşımıza çıkıyor.) Biz bu işe çok emek veriyoruz, yapabileceğimizin en iyisini sunmaya çalışıyoruz. “Olmamış ki bu! Yaptığınız çok yanlış!” gibi bir yorum yazıp neyin, neden hatalı olduğunu belirtmeden veya nasıl iyileştirilebileceğine dair herhangi bir öneri sunmadan saf sert eleştiri ile geldiğinizde inanın hevesimizi kırmaktan başka hiçbir şey yapmıyorsunuz. Biz bu yazıları gönüllü olarak yazıyoruz, sizler okuyun ve öğrenmek istediğiniz bir hikâye varsa keyif alın diye yapıyoruz; bizim hevesimizi baltalamanız veya aramıza yeni katılan takipçilerde kötü izlenimler bırakmanız için değil. O yüzden bir konu hakkında fikrinizi belirtirken sadece olmadığını söylemeyin, nasıl daha iyi olabileceğiyle ilgili fikrinizi de belirtin. İnanın ki bizler egosu göklerde gezen insanlar değiliz; eğer gerçekten hatamız var ise düzeltiriz.

Peki terimleri çevirirken nasıl bir tutum izliyoruz? Bu tutum aslında hikâyesini anlattığımız dünyaya göre değişiyor ancak elimizden geldiğince her şeyi çevirmeye çalıştığımızı söyleyerek başlayabiliriz. Fakat bazı durumlarda bir türlü hoşumuza giden bir karşılık bulamadığımız ve orijinal ismiyle yazdığımız zamanlar da olmuyor değil. Bu gibi durumlarda ise çok uzun senelerdir bu işle uğraşan profesyonel çevirmen arkadaşlarımızdan yardım istiyoruz. Kısacası kafamıza estiği gibi çeviri yapıyormuşuz da bazı yerleri öylesine bırakıyormuşuz gibi bir izlenim olmasın. :)

Bir terimi çevirirken kimi yerlerde birebir, kimi yerlerde ise anlamına ve doğasına uygun çeviriler yapmayı uygun görüyoruz; kimi yerlerde ise okunuşuna uygun karşılık gelecek bir tabir tercih ediyoruz. Bunlarla ilgili örnekler vermek gerekirse şu şekilde açıklayabiliriz:

“Necromancy” kelimesinin Türkçede bir karşılığı olmamasından ötürü geçtiği yerlerde “nekromansi” yazıp üzerine bir açıklama baloncuğu ekledik. Aynı şekilde “magocracy” kelimesinin bir karşılığı olmadığı için onu da “magokrasi” olarak yazmayı uygun gördük; nitekim “bürokrasi, demokrasi, aristokrasi” gibi direkt yabancı dillerden alınıp okunduğu şekliyle yazılan birçok kelimeye zaten sahibiz ve bu mantık çerçevesinde “magokrasi”nin de aslını düzgün bir şekilde yansıttığını düşünüyoruz.

Hepimiz cüceyiz! Hepimiz deviz!

Hepimiz cüceyiz!
Hepimiz deviz!

“Gnome”, “ogre”, “troll” gibi kelimelerin bazılarının Türkçe karşılığı olmasına rağmen “gnom”, “ogre” ve “trol” olarak yazmayı uygun gördük. Neden mi? Hemen açıklayalım. Bu terimleri direkt Warcraft Tarihçeleri’nden örnek olarak veriyoruz ve takdir edersiniz ki Warcraft evreninde Türkçe karşılıkları aynı anlama gelen birçok kelime var. “Gnome” yerine “cüce” yazarsak aslen cüce anlamına gelen “dwarf” için ne yazacağız? Bazı yapımlarda “troll” kelimesi haklı olarak anlam gereği “dev” olarak çevrilebiliyorken (ki Warcraft evreninde trollerin devlerle yakından uzaktan alakası yok, sadece kelime anlamını göstermek için örnek verdik) üstüne bir de “ogre” ve “giant” eklerseniz hangisi gerçekten dev oluyor? İşin içinden çıkamayabilirsiniz. Okunduğu gibi yazmak istesek “nom”, “ogır” ve “tırol” yazmamız gerekir ve takdir edersiniz ki pek…hoş değiller. Bu sebepten ötürü konsept dahilinde anlaşılabilir ama göz yormayan terimler kullanmaya çalışıyoruz. (İnanır mısınız, önlerine gelen her şeyi çevirmeyi seven Lehler de Lehçede bu kelimeleri aynı bizim yaptığımız şekilde kullanıyorlar.)

Gelelim bizim en çok eleştiri aldığımız çeviriye. Warcraft için hazırladığımız yazılarımızdan birinde “artifact” kelimesini “artefakt” olarak çevirdiğimizden dolayı çok ciddi yorum yağmuruna tutulduk. Ve maalesef gelen onlarca yorum arasında yalnızca iki tanesi gerçekten fikir verir nitelikteydi; geri kalanlar ise sadece yerici ve aşağılayıcı yorumlardı. (Ve maalesef yererek eleştiren herkesin o 13 sayfalık yazıya baktığını zannetmiyoruz -ki bu çok üzücü.) Peki neden böyle bir çeviri tercih ettik? Kelimenin anlamına baktığımızda “insan yapımı eser” olduğunu görüyoruz ancak bunu tek kelimelik özel bir başlığa oturtmanın uygun olmadığını sizler de fark etmişsinizdir. Yakın bir anlam vermesi açısından “başyapıt” anlamına gelen “masterpiece” üzerinden mi gitsek diye de düşündük. Ancak “artifact weapon” denen şeylerin hepsi önemli isimler tarafından ortaya çıkarılan başyapıtlar değildi; tarihî anlamı olan ve birçok yerde defalarca kullanılmış yaratımlardı. Bu yüzden bu fikri de eledik, yardım istedik ve “artefakt” olarak çevirmeye karar verdik; zira “artefakt” ve “artifakt” kelimeleri arkeolojik yazılarda “insan eliyle yaratılmış, tarihî değeri olan eser” anlamında kullanılıyordu. Benzer bir yöntemi Warcraft Tarihçeleri’nde bulunan “Scarab Wall” öbeği için de kullandık. Normalde “bok böceği” anlamına gelen “scarab” kelimesini bu şekilde çevirmenin hoş olmadığını ve o mitsel anlamı vermediğini düşünerek alternatif kollar aradık ve yine arkeolojik yazılar ile müze plaklarındaki anlatımlarda kullanılan “skarabe” kelimesini kullanmakta karar kıldık.

Bu gibi durumlarda gelen diğer bir eleştiri de “Ama bunlar sözlükte yer alan kelimeler değiller” idi. Doğru, sanat ve bilim terimlerinin hepsini Güncel Türkçe Sözlük gibi yerlerde bulamazsınız. Ancak bunlar, içeriğin anlamını ifade edebildiği sürece kullanılmayacağı anlamına gelmiyor. Pek çoğunuzun bildiği bir örnek üzerinden ilerlemek istiyoruz: Elf. Elf kelimesi, bulunduğu içeriğe göre çeşitli anlamlara gelebilmektedir. Örneğin aslen “cin” ve “peri” anlamlarını taşırken kimi yazılarda bunu kullanmak büyük bir hata olabilmektedir. Yüzüklerin Efendisi elflerine cin veya peri dendiğini bir düşünsenize… Size de bir titreme geldi, değil mi? Hâlbuki Harry Potter çevirilerindeki “house elf” kelime öbeğini “ev elfi” olarak çevirselerdi Dobby’yi ilk başta muhtemelen uzun boylu, ince yapılı bir güzellik abidesi olarak hayal etmez miydiniz? İşte bu yüzden Yüzüklerin Efendisi’nde “elf”, Harry Potter’da ise “cin” olarak geçiyorlar. İçeriğe uygun şekilde değişim gösteriyorlar. Şimdi kalkıp “Elf kelimesi de sözlükte yok ama!” diyebilir misiniz?

Şimdi bunlardan hangisi elfti yahu? [E şıkkı: Hepsi]

Şimdi bunlardan hangisi elfti yahu?
[E şıkkı: Hepsi]

Bu noktada Türkçede kullanılan ve aslen Türkçe olmayan kelimeleri de düşünmek gerekiyor. Bunlarla ilgili birkaç örneği aşağıda sıralayacağız ancak asıl amacımız bu yönde bir bilgi vermek değil. Anlatmaya çalıştığımız şey bu kelimelerin de kullanılmaya başlandıktan sonra sözlüklerde bir anda yer bulmadıkları, muhtemelen insanlar tarafından kabullenene kadar bir kısmın memnuniyetsizliği ile karşılaştıklarıdır. Bir kelimenin bir dil içerisine kabul edilmesi enteresan bir olgudur: Ya karşılık gelecek bir kelime üretilmesi ya da yaygınlığına ve karşılığının üretilecek durumda olmamasına bağlı olarak okunduğu gibi aktarılması gibi durumlar söz konusudur. Yani “Sözlükte yok!” derken kullandığınız oldukça fazla sayıdaki sözcüğün aslen Türkçe olmadığını fakat zaman içerisinde sözlüğe dahil edildiğini bilmenizde fayda olduğunu düşünüyoruz. Peki örnek vermek gerekirse neleri gösterebiliriz? Çok uzatmadan kısa bir listeyle gösterelim.

Fransızcadan gelen bazı sözcükler: Abone, editör, fonksiyon, garson, ofis, paket, salon, sinema
İtalyancadan gelen bazı sözcükler: Abluka, antika, banka, çikolata, iskele, lira, tiyatro, vardiya
Yunancadan gelen bazı sözcükler: Alfabe, anahtar, efe, fidan, lahana, papatya
İngilizceden gelen bazı sözcükler: Basketbol, cips, hobi, maç, test, tanker
Arapçadan gelen bazı sözcükler: Aile, aynı, baharat, ciddi, devlet, haber, hayat, isim, kelime, lütfen, madde, ömür
Farsçadan gelen bazı sözcükler: Canavar, çamaşır, dost, düşman, meyve, şehir, şeker, zehir

Bu kadar yazmışken bu dillerin de kelimelerini birbirlerinden aldığını, birçok kelimenin kökeninin Latinceye uzandığını da ayrıca iletelim. Kısacası bize bu dillerden gelen bazı kelimeler de o dillere Latinceden veya başka bir dilden geçmiş olabilirler -ki örnek verdiklerimiz arasında bu yönü olanlar mevcut. Peki nereye varmaya çalışıyoruz? Demek istiyoruz ki dil oldukça canlı bir yapıdır ve yıllar içerisinde birçok kelime edindiği gibi birçoğunu da atmaktadır; bunu yaparken ise geçen belirli bir süreç vardır ve her şey bir anda gerçekleşmez. Yabancı bir dilden kelime kullanılması özentilik değildir; etimolojik alışveriştir. Dillerin ilk gelişiminden beri var olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Bu yüzden yabancı bir kelime Güncel Türkçe Sözlük’te yok diye kullanmış olmamız bizi özenti yapmaz, aksine içeriğe uygun olup olmadığına bakarak karar vermek gerekir. Şimdi kalkıp birine ailecek basketbol maçı izlediğinizi anlatırken ne kadar özenti içeren bir konuşma yaptığınızı bir söyleyin bize. Hiç mi? Biz de öyle düşünmüştük. :)