WARCRAFT – KISA HİKÂYE: LANETLENMEYE GİDEN YOL

Ardında bıraktığı bir kurt sürüsü, miller boyunca Kel’Thuzad’ı büyü mesafesinin az ötesinden takip etmişti. Omzunun üstünden geriye temkinli bir şekilde göz attı ve kurtların hızla uzaklaşmadan önce kulaklarını düzleştirip hırladıklarını gördü. Neyse ki kutup rüzgârları da dinmeye başlamıştı. Uzakta, manzarası ona bir zafer ve olacaklara dair önsezi hissi veren kasvetli dağ zirvesini görebiliyordu. Buztacı’nın doruğu… Az sayıda kâşif bu dağ buzuluna gelme riskini göze alabilmiş, çok daha azı yaşadıklarını anlatabilecek şekilde hayatta kalabilmişti. Ama o, Kel’Thuzad, tek başına doruğuna tırmanabilir ve dünyanın geri kalanına tepeden bakabilirdi.

Ne yazık ki Kuzeyyarı’nın buzdan kıtasının neredeyse hiç haritası yoktu ve var olanları da acınası derecede yetersiz bulmuştu; tıpkı bu yolculuk için gururla hazırladığı erzakları gibi. Önündeki yoldan ve nihai varış noktasından emin olmadığından ışınlanamıyordu. Temkinli davranmayı bir kenara bırakıp sendeleyerek ilerledi. Ne kadar süredir yürüdüğünü kestiremiyordu. İçi kürklü pelerinine karşın kontrolsüzce titriyordu. Bacaklarını taştan sütunlarmış gibi hissetmeye başlamıştı: Hantal ve uyuşuk. Bedeni işlevini durdurmaya başlamıştı. Yakında bir sığınak bulamazsa burada ölecekti.

Sonunda bir ışık parıltısı gözüne takıldı: Büyülü semboller oyulmuş taştan bir dikilitaş ile ardında uzanan bir hisar. Nihayet! Aceleyle dikilitaşı ve saf enerjiden oluşmuşa benzeyen bir köprüyü geçti. Hisarın kapıları gelişiyle açıldı ama Kel’Thuzad kısa bir anlığına duraksadı.

Giriş, belden aşağısı dev örümceklere benzeyen iki grotesk yaratık tarafından korunuyordu. Her bir yaratığın ağırlığı altı dar bacakla destekleniyordu; diğer iki uzuv, insanımsı gövdeye kollar gibi bağlanmıştı. Yaratıkların kendilerinden daha büyüleyici olan şey, mevcut durumlarıydı. Bedenleri bir sürü açık yara içindeydi ve aralarından en kötüsü kabaca bandajlanmıştı. Muhafızlardan birinin kolları mümkün olmayan açılarla bükülmüştü. Diğer muhafızın sivri dişli ağzından irin sızıyordu ama silmek için hiçbir çaba göstermiyordu.

Diriölülerin tanıdık kokusuna sahip olmalarına karşın bu muhafızlar, Kel’Thuzad’ın sıçanları gibi akıl sağlıklarında bir bozulma göstermiyorlardı. Bu örümceksi yaratıklar, orijinal güçlerinin ve düzenlerinin çoğunu koruyor olmalılardı. Aksi takdirde oldukça zayıf muhafızlar olurlardı. Anlaşılan yaratıcıları yetenekli bir nekromanstı.

Onu şaşırtarak kenara çekilip geçmesine izin verdiler. İyi şansını sorgulamak istemeden, memnuniyetle dışarıdan çok daha sıcak olan hisara girdi. İlerideki koridorda yarı-örümcek yaratıklardan birinin yıpranmış heykeli vardı. Binanın kendisi nispeten yeni yapılmıştı ama heykel oldukça eskiydi. Düşününce kuzeye gelirken geçtiği kadim harabelerde benzer heykeller görmüştü. Soğuk, ince zekâsını yavaşlatıyordu.

Tahminine göre nekromans, bu örümceksi varlıkların krallığını fethetmiş, onları başarıyla diriölüye dönüştürmüş ve hazinelerini savaş ganimetleri olarak almıştı. İçini sevinç kapladı. Burada kesinlikle harika şeyler öğrenecekti.

Salonun sonunda devasa bir yaratık ağır ağır yürüyerek görüş alanına girdi: Bir böcek ile örümceğin iç bulandırıcı karışımı. Kasıtlı bir yürüyüş hızıyla kendisine yaklaşıyordu ve Kel’Thuzad, yaratığın kule gibi bedeninin az önce gördüklerinden çok daha fazla yara ve bandaj barındırdığını gördü. Muhafızlar gibi o da diriölüydü ama dimdik cüssesi yüzünden etkilenmekten ziyade korktuğunu hissetti. Böyle bir canavarı, ölümden diriltmek şöyle dursun, yenebilmek için yeterli yeteneğe sahip olduğundan şüpheliydi.

Yaratık hantal bedeninden yankılanan derin, pesten bir sesle onu karşıladı. Mükemmel şekilde anlaşılabilir Ortak Dil konuşmasına rağmen, sesi ürpermesine sebep oldu. Kelimeleri, tuhaf cızırtı ve tıkırtılarla destekleniyordu. “Efendi seni bekliyordu, başbüyücü. Ben Anub’arak.”

Konuşmak için hem gerekli zekâya hem de algılama becerilerine sahip, inanılmaz! “Evet. Kendisinin çırağı olmak istiyorum.”

Koca yaratık basitçe ona doğru aşağı baktı. Muhtemelen lezzetli bir atıştırmalık olup olmayacağını düşünüyordu.

Kel’Thuzad gergin bir biçimde boğazını temizledi. “Onu görebilir miyim?”

“Zamanı geldiğinde,” diye gürledi Anub’arak. “Şimdiye kadar hayatını bilginin peşinde koşmaya adadın. Takdire değer bir hedef. Yine de bir büyücü olarak tecrübelerin, seni efendiye hizmet etmek için hazırlayabilmiş değil.”

Böyle bir konuşmaya yol açan ilham ne olabilirdi? Vekilharç, Kel’Thuzad’ı bir rakip olarak mı değerlendirmişti? Bu en yakın zamanda giderilmesi gereken bir yanlış anlaşılmaydı. “Kirin Tor’un eski bir üyesi olarak emrimde hayal edebileceğinden daha fazla büyü var. Efendi bana hangi görevi verirse versin, beklentilerin ötesinde hazır durumdayım.”

“Göreceğiz.”

Anub’arak yol göstererek onu toprağın çok altına götüren bir dizi tünele doğru götürdü. Sonunda Kel’Thuzad ile rehberi, Anub’arak’ın söylediğine göre adı Naxxramas olan muazzam bir zigurata çıktılar. Mimarisine bakılırsa yapı, yarı-örümcek yaratıkların başka bir ürünüydü. Gerçekten de Anub’arak’ın ona gösterdiği ilk dairelerde hızlıca ilginçliğini kaybeden diriölü varlıklar yaşıyordu. Aralarında gerçek örümcekler de geziniyor ve yoğun bir şekilde ağ örüp yumurtalar bırakıyorlardı.

Kel’Thuzad tiksinmesini sakladı. Devasa vekilharca bu tatmini vermeyecekti. Diriölü örümcek-varlıkları göstererek konuştu. “Biraz onlara benziyorsun. Hepiniz aynı ırktan mı geliyorsunuz?”

“Evet, nerubian ırkı. Sonra efendi geldi. Etkisi yayılırken ona savaş açtık, bir şansımız olduğuna aptalca inandık. Çoğumuz katledildi ve diriölü olarak kaldırıldı. Yaşarken ben bir kraldım. Bugün bir kabir lorduyum.”

“Ölümsüzlük karşılığında ona hizmet etmeyi kabul ettin,” diye sesli düşündü Kel’Thuzad. Fevkalade.

“’Kabul etmek’ seçim ima eder.”

Bu, nekromansın diriölüleri itaate zorlayabildiği anlamına geliyordu. Kel’Thuzad buraya kendi özgür iradesiyle gelen ilk yaşayan varlık olabilirdi. Hafifçe endişelenerek konuyu değiştirdi. “Bu yer senin halkınla dolu. Burayı senin yönettiğini tahmin ediyorum, doğru mu?

“Ölümümden sonra yeni efendimiz için bu ziguratı fethederken kardeşlerime liderlik ettim. Ayrıca onun dizaynına hizmet etmek üzere düzenlenmesi sürecini denetledim. Ancak Naxxramas benim otoritem altında değil. Benim halkım da tek sakinleri değil. Burası yapının var olan dört kanadından sadece bir tanesi.”

“Bu durumda, kabir lordu, önden buyur. Bana geri kalanını göster.”

Kategoriler
Yazarlardan İnciler
“Çünkü klasiklerin klasik olmasının bir sebebi vardır. Özellikle de üzerine tüm hasar modifikasyonlarını bastığınızda.”
-Burcu (Amansızca Horizon: Zero Dawn överken)