TerranBurak M. Kılıç

Oyun oynamayı, resim çizmeyi ve pusulaları sever! Oyunculuk ‘kariyerinin’ başlangıcı 90’ların sonlarına doğru, babasının ona görece büyük ve “Atari’den daha güzel” diye adlandırdığı, gri bir kutu mekanizma getirdiğinde başladı. O gün bugündür, geniş evrenlere sahip oyunları keşfetmeye karşı takıntılı biri. Bununla birlikte, arada sırada çizdiği belli-başlı Concept Art resimleri bitirdiğinde, karşısına çıkan herkese – insan olsun, kedi olsun – bu konuda hava atmaktan da bir hayli haz alır. Steam hesabında büyük bir titizlikle hazırlıyor olduğu oyun arşivini bir gün olur da torunları olursa, onlara miras bırakmayı umut ediyor aynı zamanda – ki onlar da kendi torunlarına aynı şekilde miras bıraksın ve bu böyle ilerlesin... Ha, bir de, pusulaları sevdiğinden bahsetmiş miydim?

Bu yazarın tüm yazıları : Terran

 

Fallout 4: Neler Hissettim?

Evet, sonunda Fallout 4’ü %100 bitirmiş bulunmaktayım. Esasen üstünden birkaç ay geçti ve bu yüzden oyunu (tamamen) bitirir bitirmez taze bir hafızayla böyle bir yazıya girişmemin daha akla yatkın ve mantıklı olduğunu savunmanız bir hayli makul. Lakin inanın Fallout 4‘ün, içerisinde kelimenin tam anlamıyla yapacak hiçbir şeyim kalmadıktan sonra bile aklımdan çıkmadığını söylesem sanırım abartı olmaz. O yüzden neler yazacağım üstüne düşünecek daha fazla vaktim oldu.
Okumaya devam...  

Fallout Tarihçeleri – Bölüm 3: Sığınaklar, Vault-Tec Şirketi ve Özünde Hiçbir Zaman İnsanları Kurtarmayı Hedeflememiş Niyetleri

23 Ekim 2077. Artık kimsenin unutmayacağı bir tarihti bu. Sıradan ve mütevazi bir cumartesi olarak başlamasına rağmen, beraberinde yaşanan olayların üzerinde bulunduğumuz gezegeni – gerek sosyal gerekse ekolojik bağlamda – yüzyıllar boyunca altüst edecek bir değişime sokması aşağı yukarı iki saat kadar sürmüştü. Kulakları sağır eden tiz siren sesleri, bir gürültüyle patlayan füzelerin kaçacak yer arayan milyonları muazzam radyoaktif toz kütlelerine çevirmeleri… Aynısını başka bir yere yapacak olan ve sözüm ona bu taraftaki insanları korumakla görevli, ufukta belli belirsiz yükselen bir diğer füze… Sonuçlar çoğluğun düşündüğünden de kötüydü. Söz konusu değişimin gerekliliği bir gecede oluşan bir şey değildi elbet. Uzun yıllar boyunca bitmek tükenmek bilmeyen açgözlülük, hırs, sinsilik ve hepsinin doğurduğu nihai aptallığın meyvesiydi bu yıkım.  Amansızca başlayan ve neredeyse başladığı gibi biten, tarihin en kısa süren savaşlarından biri olan Büyük Savaş, insanoğlunun – ve en nihayetinde gezegenin – kaderini hiçbir yönüyle doğal (daha doğrusu yararlı) olmayan bir değişime zorlamış, onun yan etkilerini yüzyıllarca hissetmesi için elinden geleni ardına koymamıştı. Ardında bıraktığı yıkım sonucu Doğa Ana, adeta intikam peşindeymiş gibi davranıyordu.
Okumaya devam...  

Fallout Tarihçeleri – Bölüm 2: Büyük Savaş Sonrası ve Ardında Bıraktığı Yıkıma Karşı Bütünlük Oluşturmaya Çalışan İnsanoğlu

23 Ekim 2077. Güneşli bir Cumartesi sabahı – en azından Pasifik saatiyle. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde hayat sakin ve nispeten mutluydu. Alelacele kahvaltı yapıp da geç kaldığı toplantısına yetişmeye çalışan stresli bir iş kadını, çalıştığı içecek firmasının yeni ürününü ülkenin bir ucundan diğer ucuna taşımakla görevlendirilmiş bir kamyon şoförü, uygulanan okul gezisinde bir grup ilkokul öğrencisini dizginlemekle görevli bir öğretmen ve o sabah güzel bir kahvaltı yapmaya karar vermiş mutlu bir aile… Bildiğiniz sıradan bir cumartesi işte. Sakin, canlı ve gelecekle ilgili yığınla planı olmasına karşın hemen sonrasında olacaklardan bihaber bir sabah… En azından sirenler çalana kadar durum buydu. Ve beraberinde düşen bombalara kadar…
Okumaya devam...  

Fallout Tarihçeleri – Bölüm 1: Büyük Savaş ve Öncesi

23 Ekim 2077. ’da karşılaşabileceğiniz hemen herkesin aklına, gün boyu kafanıza takılan ve susmak bilmeyen iğrenç bir melodi misali kazınmış bir tarihti bu. Artık farklı gruplar tarafından kullanılıp, farklı isimler ile anılan bir askeri üste yaşayan bir tarihçi olmanızla eski, terk edilmiş bir evde bulduğunuz bir buzdolabının ve görece temiz su sağlayan çeşmesinin yanında yaşayan – eğitimli olması şöyle dursun – okuma yazması bile olmayan sıradan bir Çorak Toprakları vatandaşı olmanız arasında pek fark yoktu. Ya da insanların özel mülkiyetlerini kendisininmiş gibi benimseyip, onları öldürmeden evvel bir güzel işkence etmekten başka bir şey bilmeyen bir yağmacı olmanızla… 23 Ekim 2077, sizin bu hale düşmenizin sebebiydi çünkü. Biliyordunuz ki, insanlar her zaman bu şekilde özgür, bu şekilde sefil veya bu şekilde korunmaya aciz bir şekilde yaşamıyordu; bu şekilde yaşamaları gerekmiyordu. Hatırlamaları gereken bir tarih de yoktu.
Okumaya devam...