NELER HİSSETTİM – PATHFINDER: KINGMAKER

Yıllardır gerek masaüstü gerek bilgisayar ortamında RPG oynarım, Kingmaker gibisini görmedim! Daha karakter yaratımı ekranında kendini gösteriyor oyun. Baldur’s Gate gibi oyunlardan alışık olduğumuz üzere bin tane sınıf arasından bir tane seçmemiz gerekiyor. Her zamanki gibi Sorcerer seçerek başladım hayatıma. “Sonrasında Dragon Disciple olurum, yaka yaka giderim ortalığı!” derken… Dragon Disciple da dâhil prestij sınıflarının hiçbirinin bana ne getirisi olduğunu göremediğimi farkettim. İnternette ise 10. seviyede kanatlarımın çıkmayacağı iddia ediliyordu.

pathfinder dragon disciple requirements
Oyun size Draconic Bloodline gerektiğini de söylemiyor ki asla Dragon Disciple olamayasınız…

Gosu‘lardan da öğrendiğim üzere çaydanlık kulpsuz, Marine Medic’siz, Dragon Disciple kanatsız olmaz! Vazgeçtim hâliyle. Magus diye bir şeyler varmış (yeni duyuyorum, on yıldır Pathfinder oynamadım), ona bakayım dedim. Kılıç diyor, büyü diyor… Neden savaşçı-büyücü kombinasyonunu sağlayan en az 3 farklı sınıf var bilmiyorum ama bu Magus’u bir deneyelim bakalım.

Aaa! Onun da en önemli özelliği CHA (Karizma) imiş. Bi’ saniye bu işte bir iş var… Neden savaşçı bir sınıf için en azından STR (Güç) ya da DEX (Çeviklik) de önemli değil? Bunu bir Google ustaya sorayım iyisi…

Bir de ne göreyim! Meğerse oyun bana hâlâ Sorcerer sınıfının özelliklerini gösteriyormuş. Az önce seçtiğim yetenekler falan da hep seçili kalmış. Ben de diyorum neden bir sonraki sayfaya geçemiyorum… Çünkü sınıfımın izin vermediği yetenekler seçili ve kaldıramıyorum. Bir Türk evladı olarak Mehter Marşı’na aşina olduğumdan iki ileri bir geri yapmak suretiyle karakter yaratımını geçmeyi başardım. Tabii ki her şeyi internetten iki kez kontrol ettim ki oyun bana başka oyunlar etmesin.

***Yaklaşık 3 saat sonra***

Yok, bug’lar 3 saat uğraştırmadı; onlarla sadece 2 saat kaybettim. Kalan 1 saati de oyunun birbirinden rezalet portrelerinden birini kullanmamak için Pinterest duvarlarımı arşınlayıp karakterime resim bulmak, o resmi uygun boyutlarda kesip biçtikten sonra doğru dosyaya yerleştirmek için kullandım.

Farkında olmadan anaya babaya el mi kaldırmışım bu nasıl bir portre?

Sonuç olarak eli yüzü düzgün (resimdeki değil) ve de eli kılıç tutan karakterimi yarattıktan sonra Gamescom’dan hatırladığım (ve hiç de beğenmediğim) ilk görevime atıldım. Aramızda masaüstü FRP’ye gönül vermiş arkadaşlar bilirler, acemi DM’lerin ya da hazırlıksız başlanan oyunların pek fena iki klişesi vardır: İlki “Siz hepiniz aynı köyün çocuklarısınız” klişesi. Diğeri de “İçinde bulundukları han saldırıya uğrayınca hemen oracıkta bir yoldaşlık kuran maceracılar” klişesi…

İşte oyunumuz bu klişelerden ikincisiyle başlayınca benim örümcek hislerim alarma geçmişti zaten. Neyse ki bu kısım çok uzun sürmüyor. Görevimiz net: Haydutları temizle, baronluğu kap. Ana karaktere ters giden uyuz tip düşmanımız olsun falan filan… Bu arada mekân saldırıya uğrasın, herkesi kessinler, biz de kalan sağları toplayıp yola düşelim.

Nihayetinde yoldaşları da alıp bu klişeler bölgesinden kurtularak yola çıkıyoruz ve baronluğumuzu ilan edip kendi şehrimize yerleşene kadar bize sığınaklık edecek Oleg’s Trading Post’u buluyoruz. Oyundaki ilk güvenli sığınağımız meğerse peşimizi bırakmayan bug’lardan bizi koruyabilecek kadar güvenli değilmiş. Zira bu haritaya girer girmez yoldaşlarımız ayrılıyor ve envanterimiz ortak olduğu için ben üzerimde 400 kilo eşyayla kalakalıyorum! Adeta sürünerek ilerleyen karakterimi mekânın ismini veren tüccar dostumuz Oleg’e kadar getirmeyi başardıktan sonra üzerimdeki (yolda ihtiyacımız olan 6 birim yiyecek erzak hariç) her şeyi satıyorum. Sonra haritanın çıkışına yöneliyorum ancak o da nesi?!? Çıkmama izin vermiyor oyun! Zira üzerimde çok fazla yük var. Ama… Ama üzerimde yalnızca bir kez dinlenmeye yetecek kadar yiyecek ve kendi silahım var?! Hmm… Yiyecekler 60 kilo tutuyor! Aramızdan hangi ayı günde 10 kilo yiyor bilmiyorum ama bulursam üzerine bir kova barbekü sosu döküp ejderhanın önüne atacağım onu! Bir saniye… biz 6 kişi neden 60 kilo yükü taşıyamayalım ki aslında? Kaslı maslı barbarımız şurada duruyor emrimize amade! Fakat şu an kapının önünde, takım seçme ekranının öncesinde… tek kişi sayılıyorum. Ve oyun tek başıma 60 kilo taşıyamayacağım için beni yoldaşlarımı seçebileceğim ekrana bile çıkarmıyor.

Tekrar Oleg biraderimize dönüp üzerimdeki yiyecekleri de satıyorum. Yolda barbarın avladıklarını yiyoruz; o da etlerin tütsülenip kurutulabileceği gerçeğinden bihaber tam bir barbar olduğu için her seferinde tam 6 kişilik yiyecek buluyor. Zindanlarda avlanamadığımız için tabii 2 saat dolanarak dışarı çıkıyoruz, dinlenip geri giriyoruz. Peki görev bitmeden dışarı çıkışı olmayan zindanlarda n’apıyoruz? Oyunun zorluğunu düşürüp aldığımız onca hasarla yola devam ediyoruz tabii, ne yapacağız…

Oyunda en çok göreceğiniz şey bu. Bitmek bilmiyor.

Barbar avlanıyor; biz dinleniyoruz ve yola devam! Kendi yağında kavrulan dördüncü seviye bir grubuz. Tabii yolda düşmanlar bizi rahat bırakmıyor: Goblinler olsun, haydutlar olsun, dev hava elementalleri olsun… DEV HAVA ELEMENTALLERİ NEREDEN ÇIKTI YAHU? Evet. Adamlar Random Encounter derken sadece zamanlamasının değil, aynı zamanda seviyesinin de rastgele olabileceğini belirtiyormuş da biz anlamamışız herhâlde. Oyunun bu saçma sapan dengesizliği yüzünden daha eline yeni kılıç almış maceracılar olarak dev elementallerin karşısına düşüp eski tarihli bir kaydıma geri dönmek zorunda kalırken yüksek seviyelere geldiğimde ise kahvaltıda ejderha kesecek grubun önüne atlayan intihara meyilli goblinlerden dolayı küplere biniyordum. Zaten Random Encounter oyunlarda en sevmediğim şeylerden biridir, adeta tembel yazar işi. “Şuraya da biraz kavga serpiştirelim oyalansınlar işte. İki XP falan alırlar.” E bana doğru düzgün bir görev ver orada oyalanayım, ondan alayım XP’mi. Ama pardon, onlardan 100 tanesi otomatik olarak yaratılamıyor değil mi? (Yaratılıyor aslında, Assassin’s Creed Odyssey yapmış mesela. Zorunlu da olmadığından güzel olmuş; Owlcat’in yetememezliği o bence. -Can)

Gelelim krallık yönetimine… Ya da gelmesek mi ya, bilemedim.

Kral olmak istiyorsanız bir daha düşünün! Emin misiniz?

Sonuçta Kingmaker’da kral olduk da n’oldu? Bence başka kimsenin istemediği lanetli toprakları kakalamışlar bana. Başka bir açıklama göremiyorum. Görevini tamamladığım kimse krallığımın yakasından düşmüyor. Paladinler bozuk atıyor; konuşup hallediyoruz… ya da genellikle biz hallettiğimizi sanıyoruz ama krallığın puanları düşmeye devam ediyor.

Kingmaker da başımıza aşılması imkânsız dertler açıyor sağolsun. Belki de “Yoldaşlarınızın görevlerini yapmayın, krallığın kapısından kafasını uzatanın kafasını kesin!” diye teşvik etmeye çalışıyor da olabilirler. Zira merhamet edip öldürmediğim bir dev yüzünden krallığım çöküyordu az daha. İki ay geriye alıp direkt öldürdüm, artık kafam rahat. Oh be, kötülükte dünya varmış!

Aynı şey iki kez daha olunca ve bu sefer Google yardımıyla alternatif bir çözüm de bulamayınca “Yeter be!” diyerek oyunu kapattım. Geliştiriciler sağ olsunlar haftada bir yama çıkarıyor, bir görevi düzeltirken bir başkasını bozuyorlar. 3 ay daha bekleyip de şu oyunu en azından bir kez test ederek çıkarmış olsalar şu an bu yazıda çok farklı şeyler yazıyor olabilirdim. Olmadı; canları sağolsun… Batmazlarsa bir sonraki oyunlarını çıktıktan 1 yıl sonra indirimden alırım. Belki…

patchfinder logo
Bunca yamadan sonra oyunun adının Patchfinder olarak değiştirilmesini talep ediyorum. Logo da benden.
Kategoriler
Yazarlardan İnciler
“Çünkü klasiklerin klasik olmasının bir sebebi vardır. Özellikle de üzerine tüm hasar modifikasyonlarını bastığınızda.”
-Burcu (Amansızca Horizon: Zero Dawn överken)