NELER HİSSETTİM – HORIZON: ZERO DAWN

Bu sıralar kıyamet sonrası bilimkurgu – fantezi konseptli senaryolarda bir artış var sanki. İyi ki de var. Zira insanlığın neden yok olduğunun gizemlerini çözmek beni elflerle barış yapıp ejderha dövmeye gitmekten çok daha fazla kendine çekiyor son zamanlarda. Lost’un Lost olduğu ve her şeyi bilimsel açıklamalara bağlamaya çalışan çılgın teoriler kasılan zamanları hatırlarsınız. İşte onun gibi bir keşif ve araştırma duygusundan bahsediyorum.

Yine bu yıl çıkmış olan Torment: Tides of Numenera’nın dünyası olan Dokuzuncu Dünya da bu keşif duygusunu merkeze alan, yine dünyamızın uzak geleceğinde geçen bir hikayeydi. Ancak Horizon: Zero Dawn ile hikayesel benzerlikleri bu noktada bitiyor diyebilirim; zira Horizon dünyasında henüz bildiğimiz anlamda medeniyetin çöküşü üzerinden çok fazla zaman geçmemiş olsa gerek ki etrafta araba, tank ve gökdelen kalıntılarına sıklıkla rastlamak mümkün. Fantastik evrenlerin o iç ferahlatan doğası ve dev robotlar arasındaki dengeyi muhteşem bir şekilde kurmakla kalmamış, avladıkları hayvanların metal parçalarından kendilerine zırh, silah ve süs yapan avcı bir toplumunu da oldukça güzel yansıtmış.

horizon zero dawn tallneck

Manzaraya dalmışken üzerimize Tallneck basmasa bari…

Avcı toplumu demişken, bütün dünya İngilizce konuşan tek bir topluluktan ibaret değil tabii. Bir saniye, İngilizce konuşuyorlar evet. Fakat bunu oyunun sonunda pek güzel bağlamışlar Stargate gibi çok sevdiğimiz ama bu konuda açıklama yapmakta yetersiz kalan serilerin aksine. O yüzden şimdilik hiç takılmayın. Neyse topluluklar diyordum…

Karlarla kaplı doğuda yaşayan anaerkil, aşırı kuralcı ve teknolojiyi kurcalamaya şiddetle karşı olan Nora’ların diyarında, neden sürgün edildiği belli olmayan bir garip çocuk olarak başladığımız oyunda çeşit çeşit kültürle tanışıyoruz. Pek ortalıkta görünmemekle birlikte şamanistik bir kültüre sahip olduğunu bildiğimiz ve karlı dağların tepelerine resimler çizmek gibi değişik adetleri olan Banuk, her mevzuyu bir şekilde Güneş’e bağlamayı başaran Carja ve son olarak da teknoloji ve bir şeyleri patlatma sevdalısı Oseram… Bir de kendileri çoktan yok olmuş olsa da, kayıtları günümüze ulaşabilmiş olan Eskiler var elbette. Eksik olmasınlar, dünyanın canına okumuşlar giderayak.

horizon zero dawn nora

Nora’lar batıl inançlı olsa da yaşadıkları mekanların manzarası pek bir şahane.

Hikâye bir sürgün olarak sürekli kendini ispatlama mecburiyetinde olan ve kendi halkı tarafından bile itilip kakılan Aloy’un Eskiler’den kalma “Kazan” denilen çukurlardan birinin içinde, görüntü itibariyle penaya benzeyen bir mikro bilgisayar bulmamızla başlıyor. Odak diye adlandırdığımız bu nesne aslında oyun mekanikleri ile hikaye arasındaki köprüyü kuran bir numaralı araç. Baktığımız robotların zayıf noktalarını ve ne tür hasara karşı dayanıksız olduklarını gösteren, karanlıkta şeklini şemalini zorlukla seçebildiğimiz insanın elit bir haydut okçusu olduğunu şıp diye tespit eden bu minik cihaz aynı zamanda biraz Assasins Creed’i anımsatan bir tarzda, siluetler yaratarak iz takip etmemize ve eskilerden kalmış türlü teknolojik cihaz ile iletişime geçmemize de yarıyor. Telefon olarak da kullanılabilen iFocus7 yalnızca 999.99 dolar… değil tabii. Zira artık para birimimiz öldürdüğümüz robotlardan elde ettiğimiz metal parçaları. Ayrıca kabile liderimiz olan nineler teknolojik kalıntıları kurcalamamıza çok kızıyor. Çünkü onlar bizim tanrıçamızın parçaları olabilir. Tanrıçamız, yalnızca Maderşahi ninelerimizin gitmeye izinli olduğu bir dağın altında, kırmızı ışıklar çıkaran, biraz mekanik sesli… bildiğimiz bir telesekreterden ibaret. Anlayacağınız teknolojiye çok uzağız. Robot gördün öldür, gaipten ses geliyor tapın…

horizon zero dawn aloy at mothers womb door

Operatöre bağlanmak için dokuzu mu tuşlayalım?

Öte yandan bizim Aloy biraz daha araştırmacı ve sorgulamacı bir karakter. Öldürdüğü robotların üzerinden düşen yeşil yeşil sıvıları “Acaba radyoaktif olabilir mi?” diye sorgulamadan cebe atıyor olsa da “Bu robotlar niye insanlara saldırmaya başladı? Bunları birileri kontrol ediyor olmasın? Amaçları ne bunların?” gibi kimsenin pek sallamadığı soruları sormayı görev biliyor. Bir de kendisi hakkında cevabını almaya kararlı olduğu bir tane sorusu var: “Benim annem kim?”

Anlıyoruz ki az gelişmiş bir anaerkil toplumda annesiz olmak zor; çocuğa yaratık muamelesi yapıyorlar hayatı boyunca. Gerçi başka bir sürgün olan Rost hem analık hem babalık ediyor Aloy’a, hakkını yemeyelim. Adam gibi adam Rost. Cinayetin yatarı on yıl iken kendisini ömür boyu sürgüne yollamış olmalarının sebebini açıklamasalar da kabilesinin kurallarına saygıda kusur etmiyor. Aloy’u da bu kurallar çerçevesinde yetiştirse de sürgünlerin kabileden kimseyle veya birbirleriyle konuşamaması, kutsal diyardan dışarıya adım atılamaması gibi tuhaf yasaklar Aloy’un pragmatik kafasına pek yatmıyor. O daha çok Rost’tan aldığı eğitimle kendini dağlarda sıçramaya, ok atmaya, yaratık kesmeye vuruyor ki Kanıtlama adı verilen, gençlerin kendilerini ispatlama maksadıyla yaptığı yarışmayı kazanıp kabile yaşlılarına istediği soruyu sormaya hak kazanabilsin. Bu işi de öyle başarıyla yapıyor ki nihayetinde “piç Aloy” olarak başladığımız hayatımızda “Aloy hanımefendi hazretleri” olmaya kadar gidiyoruz.

lorekeeper_horizon_zero_dawn_rost_baby_aloy

Adam.

Daha biz yarışı bitiremeden kabilenin başına kötü şeyler gelince, ninelerden “kutsal diyarlardan dışarı çıkabilir” manasına gelen Arayıcı ünvanını da alıp vuruyoruz kendimizi yollara. (Hayır, Quidditch pozisyonu olan Arayıcı’yla alakası yok) Ondan sonra haydutların meskenini mi basmıyoruz, sevenleri mi kavuşturmuyoruz… Adeta her taşın altından biz çıkıyoruz. Bir de yeni Güneş Kralı Avad. O da her kapının arkasında, bizden aşağı kalır yanı yok. Kadın hakları savunuculuğu, ırkçılığı bitirme ne bileyim dini dogmalara savaş açma falan hepsiyle birden uğraşıyor; bir de üstüne bi zırh giyse çok iyi olacak. Savaşa gidiyoruz diyorum, hâlâ çıplak çıplak geziyor… Eee, Meridian tarafları sıcak tabii. Bu coğrafik özelliklerini giyim kuşamlarına ve zırhlarına da yansıtmışlar zaten. Mesela nerede bir göbeği açık, böyle tiril tiril ince kumaştan zırh görürseniz bilin ki o bir Carja zırhıdır. “Şurada bir ayı postu vardı, onu da üstüme atsana” diyen zırh ise Banuk’tur. Sırasıyla ateşe ve buza karşı dayanıklı olan bu iki zırh, Nora Silent Hunter zırhı ile birlikte vazgeçilmez üçlüm oldular. Özellikle en başa bela olan, en lanet okutan robotların buz hasarı verdiğini düşününce ölürüm de Banuk zırhımı vermem kimselere. Zaten on tane Glinthawk saldırınca her türlü ölüyorum. Silent Hunter zırhı ise adı üzerinde, saklanma yeteneğinize bonus vererek kimselere çaktırmadan koskoca kampları temizlemenize yarıyor.

Hayır, Aloy boş zamanlarında Phantom Thief'lik yapmıyor. Yine de şekil Shadow Stalward zırhıyla çok kalpler çalıyor tabii, orası ayrı.

Hayır, Aloy boş zamanlarında Phantom Thief’lik yapmıyor. Yine de şekil Shadow Stalward zırhıyla çok kalpler çalıyor tabii, orası ayrı.

Silahlara gelecek olursak yine çeşit çeşit… Aynı anda sadece 4 tanesini kullanabilmemize rağmen ve pek silah değiştirme ile arası olan biri olmamama rağmen hepsini bol bol kullandım. Standart yayımızın yanı sıra kullandığımız keskin nişancı yayımız, bombalarımız, tuzaklarımız, devasa robotları bile iple bağlayıp devirebildiğimiz ropecaster’ımız ve az hasar veren ufak oklardan onlarcasını arka arkaya atan yarı otomatik rattler’ımız arasından en çok sevdiğim ve kullandığım hangisi oldu dersiniz? Düz yay. Evet. Çünkü klasiklerin klasik olmasının bir sebebi vardır. Özellikle de üzerine tüm hasar modifikasyonlarını bastığınızda.

Modifikasyonlar yaratıkların üzerinden veya görev tamamlayınca aldığımız kutulardan çıkabildiği gibi ayrıca tüccarlardan da alınabiliyor. Ama o kadar çok çıkıyorlar ki hiç para verip de satın almadım. Bir de Eskiler’den kalma kupalar ve metal çiçekler ile Banuk’ların dağ tepelerine bıraktığı geyik figürlerinin setini getirene yine bu ödül kutularından veren özel tüccarlar var Meridian’da. O yüzden buldukça toplayın, sonra alırım deyip geçmeyin.

Aloy'un hayat felsefesi: "Ben bununla bir şeyler yaparım ki..."

Aloy’un hayat felsefesi: “Ben bununla bir şeyler yaparım ki…”

Güzel bir zırh giydik, en modifiyeli silahı aldık elimize… Herkesi dövüp alemin kralı olabiliyoruz değil mi? Malesef olamıyoruz. En azından “Hard” zorluk modunda; çünkü bizi iki vuruşta yere seren Ravager’lar efendim Stormbird’ler falan gırla geziyor. O zaman ne yapıyoruz? Opsiyonlarımız arasında yuvarlanarak ortamdan uzaklaşmak, tuzaklar kurarak düşmanı üzerimize çekip zayıflatmak, üzerindeki modülleri oklarımızla düşürüp kendisine karşı kullanmak, ateş/buz oklarıyla patlatmak, bir dağın tepesine kurulup oklaya oklaya bitirmek ya da benim kişisel favorim olan Override’ı kullanmak var. Bir Ravager’ın üzerindeki silahı düşürüp onu ve yanındaki diğer yaratıkları o silahlara öldürmekten daha keyifli ne olabilir derseniz, o Ravager’ı override edip başka bir dünya robot ve haydutun üzerine saldıktan sonra kenarda beklemek ve sonra etrafa saçılmış metal parçalarının arasında zafer dansı yapmak derim. Override özelliği gizlendiğimiz yerden suikast yapma ile birlikte oyunun en sevdiğim şeylerinden biri ve kesinlikle oyunu çok daha eğlenceli hale getiren bir özellik.

Oynanışı, dünyası, karakterleri… Her şeyiyle dört dörtlük bir oyun olmuş anlayacağınız Horizon: Zero Dawn. Hikâyesinin tadı damağımda kaldı adeta. Oyunun başından beri olup bitenleri öyle muhteşem bağlamışlar ki, başta da dediğim gibi adeta gizem yaratıp yaratıp da sonunu bağlayamayan Lost’a tepki olarak dünyaya gelmiş gibi. O robotların neden hayvan şeklinde olduğundan tutun da dünyadaki hayvan çeşitliliğinin azlığına, herkesin aynı dili konuşmasından, ana karakterin neden böyle çağının ötesinde cin gibi bir insan evladı olmasına kadar her şeyin açıklamasını duyduğunuzda “Vay be, adamlar yapmış!” diyeceksiniz, ben dedim şahsen. Son sahnede göz kırptıkları ikinci oyunun gelmesini de heyecanla bekliyorum. Bu sene pek çok güzel oyun çıktığından “Yılın Oyunları” seçimleri kıran kırana mücadele ile geçecek olsa da benim gönlüm Horizon: Zero Dawn’dan yana olacak. Bastır Aloy!

Kategoriler
Yazarlardan İnciler
“Çünkü klasiklerin klasik olmasının bir sebebi vardır. Özellikle de üzerine tüm hasar modifikasyonlarını bastığınızda.”
-Burcu (Amansızca Horizon: Zero Dawn överken)