ciri-kimdir-bolum3

Kimdir Nedir: Ciri – Bölüm 3

Gece yarısından hemen önce korkunç bir fırtına bastırır; kırılan dalların sesi, çatılarda tangırdayan kiremitlere karışırken korkunç uğuldamalar, çığlıklar ve ağıtlar yankılanmaktadır. Bulutlar bile bir tuhaf, dörtnala koşan atlar ve tekboynuzlara benzeyen şekiller alır. Rüzgâr bir saat sonra aniden kesilir ama sessizlik gelmez. Ölümü simgeleyen çoban-aldatan kuşlarının çığırtıları doldurur geceyi. Bir Banshee çığlığı yükselir, gökte ateşten gözleri ve iskeletten binekleriyle Yaban Avı belirir. Zaman zaman Yaban Avı’nın ortaya çıktığı ve can aldığı bilinir. Fakat bu olay on yıllardır bu kadar korkunç bir şekilde gerçekleşmemiştir: Novigrad’da yirmi kişi o gece sırra kadem basar.

Sıradan insanların bu ekinoks olayı için birçok açıklaması mevcuttur. Skellige adalarında kimileri bu olayların kıyamet alameti olduğunu söyler: Karanlık ve aydınlık arasındaki son savaşın habercisidirler. Kimileri ise hayalet savaşçıların ordularının kapıda olduğunu iddia eder. Lakin daha bilgili insanlar bilir ki bu korkunç deniz fırtınaları bir ölümün habercisidir aslında: Cintra ve Skellige hükümdarlarının kanından gelen birinin ölümünün.

Pek az kişi bu olayların gerçek sebebini bilir, daha da azı bunların tek bir kişiyle bağlantısını kurabilecek bilgiye sahiptir. Ve o kişilerden üç tanesi o gece aynı çatı altıdadır: Ellander’deki Melitele tapınağında. Başrahibe Nenneke, kâtip Jarre ve Triss Merigold, Ciri’nin ölümünü gördükleri korkunç bir kâbustan uyanırlar.

Güneyde, Melitele tapınağından çok uzaklarda yaşlı münzevi Vysogota da sebebini bilmeden uykusundan uyanır. Hatırlamadığı kâbusu yüzünden tekrar uykuya dalmak yerine bataklığın kıyısındaki tuzaklarını kontrol etmeye gider. Havaların her geçen yıl daha da soğumasından şikayet edip kimsenin elf kehanetlerini ciddiye almadığından yakınırken önce çoban-aldatanların çığlığını, sonra ise bir atın kişnemesini duyar. Merak duygusu temkine ağır basınca sesin kaynağına doğru gider, kapana kısılmış siyah kısrağı ve hemen arkasında duran cesedi görür. Cesedi ilk başta genç bir oğlana ait sansa da sonra sırt üstü çevirince görür ki bu ne bir ceset ne de bir oğlan çocuğudur. Acı içinde inleyen kızı hemen kulübesine taşır, yaralarını bandajlar ve onu iyileştirmek için iksirler hazırlamaya başlar. Hayatta kalma ihtimali pek zayıf da olsa kız güçlü çıkmıştır. Bir çığlık onu hafif uykusundan uyandırdığında, yere düşmüş olan hastasının bandajlı yüzünü açmaya çalıştığını görür.

Ciri ve Vysogota...

Ciri ve Vysogota

Kendi kendine yemek yiyebilmeye başladığında Ciri, Vysogota’nın yanından ayrılmak istediğini söyler. Zira peşindekilerin hâlâ onu arıyor olduğunu tahmin etmektedir; yaşlı adam ise bunu zaten biliyordur. Ciri uykusunda sayıklarken kendisini Falka olarak tanıtmıştır ve Vysogota’nın Bonhart’ın adamı olup olmadığını sorgulayıp kılıcını istemiştir. Burada şimdilik güvende olduğuna ikna olduktan sonra Ciri, bandajlarını çıkarıp yüzünü görmek istese de Vysogota başta buna razı olmaz. Zira yarası derin, enfeksiyon kapmış ve şişmiştir. Genç bir kız için kendi yüzünü bu halde görmenin yıkıcı olacağını düşünmüştür fakat Ciri ısrar eder. Sonuç gerçekten de yaşlı adamın tahmin ettiği gibi olur, Ciri hiçbir şey söylemese de Vysogota, onun sessizce ağladığını duyar.

Vysogota ile konuşurken kendisini ekinokstan dört gün sonra bulduğunu öğrenen Ciri, yaşlı adamın günleri karıştırdığını düşünür. Çünkü ekinoks gününde yaralanmıştır ancak yaşlı adam söylediğinde diretir. Ciri ekinokstan üç gün sonra yaralanmış olmalıdır. Birkaç saatlik bir yara ile üç günlük yarayı ayırt edemeyecek durumda olmadığına inanır. Zira aslında kendisi Corvolu Vysogoto idir, bir cerrah ve simyacı. Oxenfurt üniversitesinden ve sonrasında Nilfgaard’dan kâfirliğe varan fikirleri nedeniyle kovulduktan sonra bu bataklıkta inzivaya çekilmiştir.
Ciri, Vysogota’nın hikâyesini dinledikten sonra ona kendi hikâyesini anlatır. Thanedd’de portala atlaması, çölden kurtulması, Farelere katılması, Bonhart tarafından işkence edilmesi ve arenada dövüşmeye zorlanması, kaçışı ve yaralanışı… Vysogota da ona Thanedd adasında kullandığı geçidin Tor Lara olduğunu söyler: Martılar Kulesi. O kulenin Tor Zireael’e yani Kırlangıç Kulesi’ne açılması gerekir. Ancak kuledeki geçit hasarlıdır ve onun yerine geçtiği zaman Ciri’yi bir çöle fırlatmıştır. Ancak Tor Zireael’i bulabilirse, Thanedd adasına geri dönebilir ve düşmanlarını başından savabileceğini fark eder. Vysogota ve Ciri, eski elf kaynaklarını araştırmaya koyulurlar ve kulenin eski kitaplarda yüzgöller olarak geçen, zamanımızda ise Mil Trachta’ya tekabül eden yerde, Kelpie’nin hızıyla altı haftada ulaşılabilecek bir mesafede olduğunu bulurlar.
“Bu Tor Zireael, Kırlangıç Kulesi. Burası alemleri bağlayan yol ağzı ve zamanın kapıları. Burayı gördüğünüze sevinin! Nitekim her zaman ve herkes tarafından görülebilir değildir.” – Avallach
Gücünü toplayan Ciri, Tor Zireael’i bulmak üzere yola çıkar ve haftalar sonra göle vardığında Bonhart ve beraberindekiler de ona yetişir. Kimileri Ciri’nin gücünden korkarak firar ettiğinden sislerle kaplı donmuş göle varanlar on kişiden ibarettir. Ciri, sisten ötürü görüşleri çok zayıf olan Bonhart ve adamlarının yanından rüzgâr gibi geçer. Bir zamanlar Vysogota’nın kızına ait olan buz patenlerini giyen Ciri, Skellige’de geçirdiği kışlar sayesinde ustalıkla kaymaktadır buzun üzerinde. Düşmanları ise buzda kayıp düşme riskinden dolayı olabildiğine yavaş hareket etmeye çalışır. Ciri, hiçbir şey göremeyen adamları birer birer avlarken ancak birbirlerinin ölüm çığlıklarını duyarlar. Kendilerini korumaya çalışırken savurdukları silahları ancak birbirlerini öldürmelerine sebep olur. Kendi yaptığı ateş büyüsünün buzu eritmesiyle suya düşen ve umutsuzca buza tutunan Rience, karşısında onu görür. “Bana acıyı ‘bu parmaklarla’ öğretecektin, hatırladın mı?” diye sorar Ciri. Ve patenleriyle hızla uzaklaşırken sulara gömülen Rience’ten geriye hala buza tutunmakta olan sekiz parmağı kalır yalnızca.
Bonhart diğerleri kadar kolay lokma olmaz. Ciri’ye doğru gelirken, Ciri onunla savaşmaya çalışmaz; zira adamdan hâlâ korkmaktadır. Onu ancak kulenin kurtaracağını düşünür. Kuleye yaklaştığında sisler kalkar ve Bonhart’ın muzaffer bağırışı duyulur zira aslında ortada bir kule yoktur; Ciri köşeye sıkışmış ve savunmasızdır. Bonhart atağa kalktığında sisler bir araya gelir ve Ciri’ye kendini siper eden bir tekboynuza biçim verirler. Ardından sislerden başka şekiller meydana gelmeye başlar: Biniciler. İskelet atlarının üzerinde, kabuslardan fırlamışçasına parlayan gözleri ve paslanmış zırhlarıyla çıkagelirler ve Bonhart, zihninde ona seslendiklerini duyar. “Çekil, ölümlü! O sana değil, bize ait.” Bonhart cesur olsa ve hayalet atlılardan korkmasa da atı o kadar da cesur değildir. Ödü patlayan hayvan dörtnala kaçarak Bonhart’ı da beraberinde sürükler ve ikisi, kırılan buzun içine düşerler. Bonhart bıçaklarını buza saplayıp inanılmaz bir efor sarf ederek kendini yukarı çekerken kule gözlerinin önünde belirir. Ciri, Kelpie ile birlikte kuleye girerek gözden kaybolur.
lorekeeper-kimdir-nedir-ciri-ciri01

Ciri’nin kayak yeteneklerini Bonhart ve ekibine karşı sergilerken…

Kulenin içi Ciri’ye Kaer Morhen’i hatırlatır. Karanlığa doğru yürürken önünde kapılar belirip kendiliğinden açılırlar. Bir kapının ardında Vilgefortz tarafından yakalanmış Yennefer’in işkence çektiğini görür, bir diğerinde Triss’i, Başrahibe Nenneke’yi, Mistle’ı… Fringilla Vigo ile Geralt’ı birlikte gördüğünde utanç ve üzüntüyle başını çevirir. Bir sonraki kapıda Vysogota’yı görür ve onunla konuşur. Vysogota ona ekinokstan sonraki kayıp günlerin nereye gittiğini anlatır, Korath çölünde nasıl hayatta kaldığını ve nasıl düşmanlarının gözü önünde aniden yok olabildiğini… Damarlarında taşıdığı Kadim Kan, ona zaman ve mekanı kontrol etme gücü vermektedir. Ona inanılmaz bir gücü olduğunu ve değersiz suçluların onu kendi amaçları için kullanmasına izin vermemesini öğütler; ve böylece son vedalaşmalarını yaparlar. Zira Vysagota, Ciri gittikten kısa süre sonra evinde ölmüştür. Ciri bir sonraki kapıya bakar: Işık. Kör edici ışık vardır. Gölün kenarından çiçek kokuları gelir burnuna, hafif bir rüzgâr sisleri dağıtır. Etrafta bir bahar sıcaklığı vardır. Göl kenarındaki bembeyaz atlara bakan Ciri, bunların at değil tek boynuzlular olduğunu fark eder bir an sonra. Fakat bu Ciri’yi şaşırtmaz, artık şaşırabileceği bir şey kalmamıştır. Uzaklardan bir flüt sesi duyar ve o sese doğru yaklaşır. Sarı saçları, badem şeklindeki iri gözleriyle bir elf, melodisini bitirerek sorar kendisine: “Neden bu kadar geciktin?”