lorekeeper-ac-origins-teoriler-01

Assassin’s Creed: Origins – Tahminler ve Teoriler

İşin kurmaca tarihi bir yana, bir de gerçek tarihsel kısmı var tabii bunun. Bilmiyorum ne kadar farkındasınız ancak Ubisoft’un övünmekte haklı olduğu bir yan var ki o da oyundaki tüm gerçek karakterlerin sahiden de gerçekte öldükleri tarihte ve mekanda ölüşlerine tanıklık ediyoruz. Alternatif tarih olsa da gerçeklere çok yakın kalmaya dikkat ediyorlar yani. Buna bağlı olarak Ubisoft ağzını açmıyor olsa bile nelerle karşılaşacağımızı az çok tahmin edebiliyoruz hâliyle.

lorekeeper-ac-origins-teoriler-03

Oyunun resmi çıkışı açıklanmadan önce M.Ö. 49 yılında geçeceğine dair bazı sızıntılar olmuştu; doğru da çıktılar. Bu döneme baktığımızda oyuna konu alınabilecek ya da Bayek’in hikâyesiyle kesişebilecek bir sürü önemli olay var: Roma İmparatorluğu ve Pompeili Cumhuriyetçiler arasında yaşanmış olan Bagradas Savaşı (M.Ö. 49); oyunda olmasına neredeyse kesin gözüyle baktığım ve Kleopatra’nın tahta büyük ölçüde yaklaşmasını sağlayan meşhur İskenderiye Kuşatması (M.Ö. 47); Sezar ve Kleopatra’nın güçlerini birleştirerek Kraliçe IV. Arsinoe ve Kral XIII. Ptolemy’yi yenip Mısır tahtını garantiye aldıkları Nil Savaşı (M.Ö. 47) bu potansiyel tarihi olaylardan sadece birkaçı. Bu olayların bir kısmının sonuçlarının günümüz sınırlarıyla Türkiye’deki Efes’e kadar uzandığı da düşünülürse tanıdık topraklara bir kez daha uğrama olasılığımız da hayli yüksek gözüküyor.

Origins muhtemelen Assassin tarikatının kuruluşu ve köklerinin atıldığı dönemi kapsayacak olsa da perde arkasındaki fısıltılar bize Bayek’in yolculuklarının daha öteye de uzanacağının söylentilerini yayıyor bir yandan. Benim bu yöndeki tahminim bu yolun Yunanistan ve Roma İmparatorluğu tarafına doğru gideceği yönünde. Zira serinin hem Ezio gibi güçlü bir ana karaktere hem de o ana karakterin hayatındaki farklı maceralara ve dönemlere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum; Bayek de bunun için altın bir fırsat. Çoğunluk oyunun fazla hatalı olması sebebiyle sıkça yerin dibine gömse de Unity’de Arno’yla da benzer bir fırsatın kaçırıldığını düşünmüştüm, umarım bu sefer sürekli yeni karakterlere sıçramak yerine bize Bayek’e daha çok ısınma şansı verir Ubisoft. Zaten dudağındaki yara izinin şekli ve yeri itibariyle Altaïr ve Ezio’yla olan bağı da gözümden kaçmadı; Ubisoft Bayek’e ciddi yatırım yapacak gibi duruyor. Her neyse, Yunanistan ve Roma İmparatorluğu diyordum. Roma İmparatorluğu’nda oyunun geçtiği dönemdeki en büyük olay tahmin edeceğiniz üzere M.Ö. 44 yılında Julius Sezar’ın suikasti. Eh, Kleopatra’yla “yakın” ilişkiler içerisinde olan Sezar’ın da Templar tarafına yakın çıkacağını tahmin etmek kolay. Bu durumda Brütüs ve tayfasının taze kurulmuş Assassin tarafını temsil etmesi hiç de garip kaçmaz. Bayek’in de olaylara ucundan kenarından bir şekilde bulaşacağına bahse girerim. Sonrasında da Roma İmparatorluğu’nun çöküşüyle birlikte Akdeniz ve Ege bölgeleri, Yunanistan tarafları ilginç bir oyun alanı olabilir hikâyenin devamı için.

"Et tu, Bayek?"

“Sen de mi, Bayek? Öyleyse yıkıl Sezar!”

Benim Assassin’s Creed Origins’in Antik Mısır tarafıyla ilgili öngörülerim ve teorilerim bu şekilde. Eğer sizin de fikirleriniz, tahminleriniz varsa yorumlar kısmında paylaşmayı ihmal etmeyin. Aslında bir de işin günümüz kısmına dair teorilere girişmeyi çok isterdim ancak hem yazıyı çok uzatmak istemediğim için hem de Ubisoft o konuda ağzını açmayı reddettiği için söylenebilecek çok şey yok gibi duruyor. Ancak sizin gözünüz yine de bir yandan Lorekeeper’da olsun. Zira önümüzdeki haftalarda Assassin’s Creed serisinin gizemini aralamak için yeni bazı yazı dizileriyle karşınızda olacağız.