Lorekeeper

MAFIA: LOST HEAVEN GÜNLÜKLERİ #1

Büyük Buhran… Hepimizin övmekten geri kalmadığı o büyük ülke… Bayrağı için herkesin öldüğü, sadece kendimiz için değil ülkemiz için öldüğümüz o şanlı yer.

Bizim için değil tabii. Bizler, Angelo’nun lafıyla Büyük Buhran zamanında buralara Sicilya veya İtalya’dan bolca parayla gelmiş üç beş başıbozuk tiptik. Tabii burada anlaman lazım, bizler için nereden geldiğimiz önemli değil; kim olduğumuz, kimlerle iş yaptığımız ise hiç önemli değil. Biz “birilerine” iş yapmaz, “birilerine” iş yaptırtmayız. Bir “Aile” girdiğin zaman, artık o “Aile”densindir. Ne kadar ağır bir sözcük değil mi, “Aile”? Bunun bir sebebi var. Sen aileye girmezsin, aileye ancak “Soldato” olarak alınırsın. Ya da bu işin içine doğduysan belki daha yüksek bir rütbe ile.

Bir kere girdin mi bunun çıkışı yok demektir. Girmek için para vermezsin belki ama ruhunu ortaya koyarsın. Girdikten sonra senin biyolojik ailen hayatından silinir; onları sevdiğin için kendi ellerinle silersin hayatından. Girdiğin Aile için nefes alır, onun kurallarına uyarsın. “Vur” demeden asla vurmaz, “Öldür” emri olmadan kimseyi kafana göre öldüremezsin. Bizler öyle herkesin bileceği, girebileceği ya da erişebileceği topluluklar değiliz. Çok az kişinin bildiği, kontrolü elinde tutan kişileriz biz; aradaki dengeyiz. Tek kuralımız var: ASLA narkotik alışverişi dönmeyecek. Avrupa’daki o tekinsiz ghetto çakması galericilerin ne dedikleri veya ne yaptıkları bizi ilgilendirmiyor; biz kendi insanlarımızı zehirlemeyiz.

O zamanlarda da öyleydi. 1930’lar… Şimdi baktığımda mazi, olduğundan daha uzakta gözüküyor. Yaşlı bir adama göre bile çok uzun bir süre önceydi. 1908’de ben, Peponne ile Lost Heaven’a ilk geldiğimiz zaman yolları ayırmıştık; dostum Frank Vinci’nin her zaman yanında olmak zorundaydım. Geldiğimiz yerlerde arkadaşlıklar için yapılan şeyler böyle ödenirdi. Peponne ile sonraki görüşmemde kendisi artık bizim eski mahalleden “Peponne” değildi; kendi ailesinin ”Don Peponne”siydi. Ben ise “Galante” değildim; Vinci ailesinin danışmanı “Consigliere Galante” idim.

Peponne Mafya Ailesi. Soldan sağa: Capo Marcu Morello, Don Peponne, Capo Ennio Salieri

Uzun süre sonra bir araya gelmemiz iş yüzünden değildi aslında. Tamamen eski günleri yâd etmek için görüşmüştük. Kendisini iyi görmüştüm. Biz de tam o zamanlar Lost Heaven’ın kendi tarafımızda kalan kısımdaki “Güney Sahili” kesimlerini elde etmiş, keyfimize bakmakla meşguldük. Güzel bir sohbetti; yanında ise iki tane genç adam gördüğümü hatırlıyorum. Morello bir şey… Marcu Morello ve Ennio Salieri. Yanına çocuk almak bu işte hiçbir zaman iyi değildir, hele ki Peponne gibi kendini bir bok sanan eskimiş bir moruksan.

Peponne ile görüşmemizden birkaç yıl sonra öldürüldüğü haberini aldım. Cesedi kıyafetsiz bir şekilde kıyıya vurmuştu. Komisyon bunun olmasına nasıl izin verdi bilmiyorum ama Tanrı bir yerlerde varsa bizi korusun; böyle bir ölümü kimse hak etmiyor. Heaven’ın uzak bir kısmı olduğu için bizi ilgilendiren bir konu değildi tabii ama eski günlerin hatırına olayı biraz araştırma kararı aldım. Korktuğum başıma gelmişti; Morello denen beş para etmez herif, dostu Salieri kendi Don’u olma kararı alınca Peponne’un kafasına uyurken iki delik açmış, ondan sonra da Salieri hakkında bir yalan uydurarak Peponne’nin tüm adamlarını kendi tarafına çekmişti. Sonra ismini “Don Morello” yapıp yerin 2 metre altında yatan moruğun arkasında bıraktığı bütün materyallerle girmediği alan bırakmayıp paraya para demedi.

Bizler için anlamsız bir hayat… Biz işin kurucuları olarak biraz daha sakin ve bürokratik olmayı seviyoruz. Morello her şeyi parayla çözebileceğini zannetmişti. Uzun bir süre çözdü de! En son birisini sokakta arabasını biraz sıyırdı diye ölümüne dövüp polisler görmesine rağmen rahat rahat arabasına dönerek basıp gittiğinin haberini almıştım. Tabii Peponne’den geri kalanlar onu öldürenin Salieri olduğunu zannettiği için Salieri elindeki yerlerin çoğunu kaybetmişti. Kendi restoranı ve üç beş sokak içinde cebinde sadece ona inanan polislerle beraber işlerini yakın soldatoları Sam ve Paulie ilerletiyordu. Tıpkı ben ve Vinci nasılsak, onun da çok yakın dostu ve consiglieresi Frank yanındaydı. Frank gibi bir adamı kime verirseniz verin onu kısa süre içerisinde zengin edecektir. Sıçtığımın şerefsizi, biz buralara gelmeden önce dostu Salieri’yle öyle işler çevirmişti ki Salieri geldiğinde Peponne yanına almasa bile lokanta zinciri kuracak paraları vardı ceplerinde.

Sam ve Paulie’nin ne kadar agresif olabileceklerine değinmek bile istemiyorum. Tabii asıl sorun burada başlıyor, evlat! Bizim işlerimizde herkesin belli görevleri vardır. Frank ve Ennio’nun görevleri, işin beyni olmaktı; Sam ve Paulie ise kas gücü olarak varlardı sadece. Kas, beyin olmadan ne işe yarar? Bir gün aptal bir şekilde kaza yaptıktan sonra bir taksicinin kafasına silah doğrultup Morello’lardan kaçmayı başarmışlar. Angelo… Kim bilebilirdi Tommy Angelo’nun, sokak kenarında çöp bir taksicinin böyle işler çevirebileceğini?

Salieri Mafya Ailesi. Soldan sağa: Sam, Frank, Don Ennio Salieri, Angelo, Paulie

Tabii mafya işlerine bir kere bulaşınca çıkamıyorsun. Angelo bu olaydan sonra “Ben girmem. Evimin sütten çıkmış ak kaşığı olmak istiyorum” falan bir şeyler gevelemiş tabii ama Morello’nun adamları Angelo’ya bir ders vermek isteyince gariban soluğu yine bizim Salieri’de buldu. Koruma bu aralar zor bir iş ve Salieri kesinlikle bunu yapabilecek bir adamdı. Salieri’nin aklı o zamanlar biraz daha başındaydı. Angelo’ya “Kaç kurtar kendini” gibisinden bir sinyal vererek para ve araba teklifi yapmıştı ama herhâlde Angelo’nun içindeki saflık aşkı onu tutmaya yetmedi. “Ben bu işe girmek istiyorum,” dedi Salieri’lere. Morello’lara ilk saldırısını böyle gerçekleştirdi işte Angelo; Salieri tarafından kendini kanıtlaması istendiğinde kaptığı bir beyzbol sopası ve kalbinde yanan yeni bir ateşle…

Angelo’nun Soldato olması kısa sürdü. Biraz adam tartaklama, üç beş dükkan koruması… Bilirsin, klasik işler. Bir tek at yarışlarına el atmazlardı. Salieri sözde biz Vinci’leri bilirdi. Eh, n’aparsınız, benim de Vinci’yle en sevdiğim şey boş zamanlarımızda at yarışı izlemek, bazen birilerine para verip gidişata biraz eğlence katmaktı… Yaşlı adamlarız, ne yapalım? Her neyse…

En son gördüğümde Angelo, Sam ve Paulie ile iyi arkadaş olmuştu ve üçü Morello’yu sürekli kenara sıkıştırıp duruyorlardı. Salieri’nin egosu galiba tam o zamanlarda artmaya başladı. Morello yine aynı dönemlerde at yarışlarına girmek istemişti; Vinci ile beraber önünü kesip buraları kimin yönettiğini biraz sert bir şekilde anlatmıştık Marcu’ya… Kendisi ise bize lanet edip araba yarışlarına girmek istediğini söyledi. Orada da Salieri engeli vardı; gidip Salieri’lerin sürücülerini döverek yarışı kazanabileceğini düşünmüştü ama Salieri’nin yanında Frank vardı ve bu ikili sinirle dünyaları deviren Marcu’dan kesinlikle daha zekilerdi. Salieri’nin Avrupa’dan getirttiği arabayı çalarak sistemini bozup geri yerine koymuşlardı. Büyük ihtimalle arabayı çalmak için içeriden birilerine sağlam para dökmüşlerdi. Sürücüye ne mi oldu? Ne olacak, sürücüye gerek mi var? Adamların yanında sıçtığımın Tommy Angelo’su var. Herif Lost Heaven’da taksicilik yapıyordu; bir yarışı mı kazanamayacak? Tabii ki girdi ve kazandı.

Angelo ve Sarah

Yalnız kulağıma gelen bilgilere göre o gün bazı arkadaşlıklar kurulmuş ve bazılarıyla aralarına fark girmişti… Salieri kendi yeni Capo’su olarak kesinlikle Angelo’yu almak istiyordu. Sam’i alırdı ama Sam’de vizyon yoktu. Pauile ise… hayatında büyük ihtimalle konuşmaktan çok çene kırmıştı. Hatta ağzından çıkan kelimelerin sayısından çok çene kırmıştır desek yalan olmaz… Yine de büyük bir engel vardı. O gün Angelo, Salieri’nin barında çalışan ve eskiden onun için çok adam öldürmüş olan yaşlı barmen Luigi’nin kızı Sarah’dan hoşlaşmaya başlamıştı. Hatta evine bırakırken birkaç çene kırmış. Sonrasında Sarah’ya sıkıntı çıkaranların mekânını basıp oradaki herkesi öldürdüklerini bile duydum. Heh… aşk bu işlerde tehlikelidir, evlat.

Salieri duygusal adamdı. Büyük ihtimalle son duygusallığını da burada kullandı. Tommy, Sarah ile evlenip ayrı bir eve çıkma kararı alınca biraz onu bu işlerden uzak tutmak istedi, Aile önemlidir ama gelecekte kurulacak ve özellikle içinde çocuk olan aile çok daha önemlidir. Tommy hâlâ işin içindeydi tabii, sadece artık Don’un gözü Sam’e kaymıştı. O zamanlar bilmiyordu ama Tommy bir kere Sam’in aşık olduğu bir fahişeyi öldürmemişti, cebine para verip uzağa yollamıştı. O salak Sam aşık olunca ağzını tutamayıp her şeyi anlatmıştı bu kadına, Tommy ise arkadaşlığı seçip öldürmemeyi seçmişti kadını. Hata… bu işte aşk tehlikelidir demiş miydim, evlat?

Zaman ilerledikçe ayrışmalar başladı. Tommy artık evli ve Salieri için yaptığı tüm işler sonucunda zengindi; hatta benim bir zamanlar oturduğum sokakta kendine güzel bir ev bile almıştı. Taksicilikten nerelere…

Sam ve Paulie ise daha elit işler yaptıkları için Don’un gözünde büyümüşlerdi. O aralar beni hâlâ şok eden bir şey oldu. Frank, Angelo’ya arkadaşlara nasıl güvenilmemesi gerektiğiyle ilgili bir şeyler gevelemiş ve sonrasında Salieri’nin bütün muhasebe kayıtlarıyla birlikte ortadan kaybolmuştu. Morello’ların içine sızdırdığım bir adamdan duyduğum kadarıyla Frank, açık bir şekilde Salieri’ye ihanet etmişti. Bu tarz ailelerde, hele ki böyle arkadaşlıklarda bu tarz olaylar pek olmaz ama bu iş yorucu olabiliyor, evlat; neyi beklemen gerektiğini bilemiyorsun. Aptal adam, hâlbuki zeki sanırdık, Morello’nun kendini kurtarabileceğini zannetti ama Salieri onu öldürmesi için Angelo’yu yolladı. Angelo gitmesine izin vermiş. Aptal… Bu işte en önemli şey girdiğin Aile demiştim ya evlat. Angelo yaşamasına izin verdiyse bile Don affeden bir adam değil. Burasını iyi dinle: Don Salieri birçok şey olabilir ama asla affetme duygusu yoğun olan bir adam değildir.

Tam bu sırada Salieri’nin sinirleri tepesine çıkmıştı. Çocukluk dostunu ve consiglieresini öldürmenin acısı ve siniriyle Morello’nun arkasından gitme kararı aldılar ve Marcu Morello’yu öldürdüler. Burayı farklı şekilde anlatmanın anlamı yok, evlat. Bir şekilde Morello gidecekti ve üzgünüm ama bu işler böyle işliyor…

Morello pis işlerin içindeydi. Komisyon kurallarını kırarak kokain satımına başlamıştı. Ya Salieri’ler öldürecekti onu ya da biz Vinci’ler. Bizden erken davrandılar sadece. Morello’nun ölmesiyle Salieri, şehrin yarısı kendine kaldı zannetti ve her işe elini atmaya başladı. Farklı adamlar aldı, gördüğü herkesi soldato yapmaya başladı. Tabii bu işletmede artık Sam ve Angelo çok başarılılardı; kendilerinin her şeyi halleden ekipleri ve evleri vardı. Paulie dışında… Paulie hâlâ iyi olduğu tek şeyi yapıyordu: Çene kırıp para almak. Eh, ama artık o devirler de geride kalıyordu ve Paulie’nin Salieri’ye yaptığı ciro da hâliyle gittikçe azalıyordu. Sam ve Angelo ne kadar üstünü doldurmaya çalıştılarsa da Salieri bir noktada irrite oldu ve yasakladı: Ya paranı ödersin ya da emekliye ayrılırsın demiş Salieri. Nereden mi biliyorum? Onların içinde de adamımız vardı tabii ki.

Bunun üstüne ne oldu tam olarak bilmiyorum. O aralar Morello’ların başına yeni bir adam geçirdiler ve aynı uyuşturucu işine girmeye kalkıştılar. Biz de o sıralarda dâhil olmanın zamanı diyerekten başa yeni geçen adamı öldürttük; daha doğrusu ben bir adam bulup öldürttüm diyelim. Azgın bir köpeğin önüne ödül maması koy ve parmağını doğrult, evlat; asla şaşmaz. Senin için ölürler bile. Biz de öyle yaptık ve Morello’lar, Falcone ailesi olarak şekil değiştirdi.

Biz Morello’ları halletikten sonra baktığımda Paulie ve Angelo, garip bir şekilde banka soymuş ve bir düzine polisi ölü şekilde bırakmışlardı. Aptallar, Salieri gibi bir adamın bunu kimin yaptığını bulamayacaklarını mı sanıyorlardı? Yani, belki bulamayabilirdi ama yanında para için arkadaşlarını satmaya hazır bir Sam vardı ve Sam de zaten tam olarak öyle yaptı: Arkadaşlarının küçük kaçamağını Salieri’ye söyleyerek Angelo’nun Frank’i ve o fahişeyi affettiğini de ekledi. Salieri çıldırdı; tıpkı Morello gibi kontrolünü kaybetti. Sam ise tüm gururunu ve onurunu kenara bırakmış, Frank’in bir zamanlar Angelo’yu uyardığı adama dönüşmüştü. Banka soygunu ve arkadaş ifşasından bir gün sonra ise olay patlamıştı: Paulie’nin kafasına 2 delik açıldığı haberini aldık. Eh, Paulie pek umurumda olan bir adam değil ama zamanında Vinci’lere birkaç iş yapmıştı, yazık oldu. Tatlı çocuktu. Bir aile bile kuramadan öldü.

Gözümüzü açıp kapatana kadar şehrin ağzına sıçmışlardı; Angelo ve Salieri’den bahsediyorum. Salieri çıldırmış ve herkesi Angelo’nun üstüne yıkmış durumdayken Şehir Galerisi’nde bir çatışma olduğu haberini aldık, bulunan ceset ise Sam’e aitti. Angelo eski dostunu affetmemişti, büyük ihtimalle Paulie uğruna… Bu Salieri’ler kadar iki yüzlü adamlar gördüğümü söylemem, evlat. Başta Frank, Salieri’ye ihanet etti; sonraysa Sam, Paulie ve Angelo’ya. Bu nasıl iş? Patrondan izinsiz iş yapmak hoş değil ama böyle bir ihanet affedilemez. Angelo da affetmemişti.

Kızının düğününe katılan yaşlanmış Tommy Angelo

Sonrasında mı? Sonrası yok, evlat. Bu işler böyle yürür. Sen Ailen için varsın ve Ailen de senin için var. Ailen sana ihanet ettiğinde ne yapardın? Tahmin ettiğim gibi. Angelo da tam olarak öyle yaptı: Tüm bilgileri FBI’a sızdırdı ve mafyalığını orada sonlandırdı. Sarah ile çocukları oldu ve onları evlendirdi. Benden hallice yaşlı bir adam oldu yani anlayacağın – ha hah! Tabii, o evinde torunlarını bekleyip çayını içerken ben o zamanlar birilerini öldürtmeye devam ediyordum. Uzun yıllar FBI koruması yüzünden nerede olduğunu bulamadık.

Yalnız, benim gözüm derindir, evlat. Bu işte senin bildiğinden çok benim unuttuğum olaylar vardır. Ne kadar haklı olsan da aramızdaki fareyi asla affedemeyiz. Sene… 1950 civarlarıydı galiba? Evet, 1951. Falcone’lere iki yeni çılgın genç katmıştık. Şahsen ben önermiştim onları. Joe ve Vito adında iki genç. Falcone’ler bir zamanlar Morello’ydu, Morello’ların iki eski Don’u ise Salieri’nin arkadaşlarıydı… Böyle şeyler asla unutulmaz. Bize Angelo’nun nerede olduğu haberi geldi ve sonunda cezasını vermeleri için Joe ve Vito’yu yolladık. Özellikle acı çekmemesi gerektiğini not ettim Eddie’ye. Falcone’lere haberi verdiğimiz gün içinde Angelo’nun öldüğü haberini aldık. Ruhu şad olsun, bir “öbür taraf” varsa umarım çocuklarını şu anda mutlulukla izliyordur. Çok azımızın elde edebileceği bir hayatı yaşadı her şeye rağmen.

Joe bir kenara, Vito işinde kesinlikle profesyonel bir çocuktu. Eski asker olduğunu zaten silahı nasıl tutuşundan da belli ediyordu; hapiste bile bir süre beraber zaman geçirdik desem yalan olmaz. Onun başına gelenler de gerçekten üzücüydü, yazık oldu diyeceğim çok olaya karıştı. Ama bunlar başka bir günün hikayeleri, evlat…