Lorekeeper-Warcraft Tarihçeleri-Bölüm2-Kara İmparatorluk

Warcraft Tarihçeleri – Bölüm 2: Elementler, Eski Tanrılar ve İlkel Azeroth

Bu sırada evrenin derinliklerinde iblislerle olan mücadelesine devam eden Aggramar, bir dünyadan diğerine yolculuk ediyordu. Aralarından hışımla çekip gitmiş olan ustasının yardımı olmadan tek başına uğraş veren titan, her ne olursa olsun Sargeras’ın bir gün Panteon’un haklı olduğunu anlayıp aralarına geri döneceğini düşünüyordu. Bu inançla azminden hiçbir şey kaybetmeden sayısız iblisle savaş vermeye devam eden Aggramar, bu yolculuklarından birinde hiç beklemediği bir şeyle karşılaştı. Merakla yeni bulduğu dünyaya giden titan, henüz doğmamış bir titanın huzurlu rüyalarının evrene yaydığı titreşimleri hissetti. İçerisinde olgunlaşmakta olan titanın benzersiz bir güce ve oldukça kudretli bir ruha sahip olduğu bu gezegen Azeroth’un ta kendisiydi.

Azeroth’a yaklaşıp üzerinde neler yaşandığını görmek isteyen Aggramar’ın şahit oldukları onu dehşete düşürdü. Hastalıklı bir görünüme sahip Eski Tanrılar ve kurdukları Kara İmparatorluk, bir veba gibi dünyayı sarmıştı ve onu yozlaştırmaya çalışıyordu. Her ne kadar dünya-özü henüz bu karanlıktan etkilenmemiş gibi gözükse de Hiçlik’in gölgesinin gezegeni sarması an meselesiydi ve eğer bu olursa, böylesine muazzam bir titanın dönüşebileceği varlığın karşısında hiçbir güç duramazdı. Hiçlik Efendileri ve evren hakkındaki karanlık planları düşünülünce Sargeras’ın en başından beri haklı olduğunu fark eden Aggramar, vakit kaybetmeden Panteon ile görüşerek durumu anlattı ve onlardan yardım istedi.

Aggramar’ın çağrısına ilk cevap veren, tüm yaşamın hanımı Eonar oldu. Bu yeni keşfedilen dünyanın geliştiğinde Sargeras’tan bile daha güçlü olacağını savunan Eonar, Hiçlik Efendileri ve kuvvetlerine karşı durabileceğine de inanıyordu. Daha da önemlisi Azeroth, kendi ırklarının savunmasız bir üyesiydi ve yardıma ihtiyacı vardı. Eonar’ın savunmasını dinleyen diğer Panteon üyeleri de hemen harekete geçmeyi kabul ettiler ancak ne yapmaları gerektiği konusunda çekimserlerdi. Bekledikleri plan ise Aggramar’dan geldi: Titanlar hep beraber Azeroth’a gidecek ve Eski Tanrılar ile kurdukları imparatorluğu topraklardan temizleyeceklerdi; ancak muazzam büyüklükteki bedenleri henüz doğmamış titana zarar verebilirdi ve bu yüzden bizzat müdahale etmek yerine kendilerine hizmet edecek canlılar yarattılar.

Azeroth’a giden Panteon, Khaz’goroth’un önderliğinde iki tür varlık yarattı. Gezegenin kabuğundan yaratılan bu varlıklar, metalden bedenleri ile fırtınaların gücüne sahip olan aesir ve taştan bedenleriyle toprağı kontrol edebilen vanirdi. “Titan-yapımları” olarak adlandırılan bu canlılar, Panteon’un ordusu olarak hareket edecek ve Azeroth’u saran karanlığı alt edeceklerdi. Yaratımlarından memnun olan titanlar, bir sonraki adım olarak aralarından seçtikleri ve sonraları “Bekçiler” olarak anılacak bazı bireylere, diğer titan-yapımlarına önderlik edebilmeleri için kendi güçlerinden bahşettiler: Bekçiler’in lideri olan Ra ve Odyn, Aman’Thul’un sınırsız güçlerini aldılar; Archaedas, Khaz’goroth sayesinde toprağı ve metali kontrol edebilmeyi öğrendi; Thorim ve Hodir, Golganneth’in lütfuyla fırtınaların ve gökyüzünün gücünü kullanabilecekleri şekilde eğitildiler; Freya, Eonar’ın sayesinde Azeroth’un bitki örtüsü ve canlıları üzerinde hüküm sağlamayı öğrendi; Loken ve Mimiron, Norgannon’un zekâsını ve büyü gücü üzerindeki ustalığını taşır oldular; son olarak ise Tyr, Aggramar’ın kendisine bahşettiği cesaret ve güç ile Bekçiler arasındaki en kudretli savaşçı olarak yerini aldı.

Kara İmparatorluk’un en kuzey topraklarına saldırmaya başlayan titan-yapımları, Eski Tanrılar’ın beklemedikleri bir kuvvetti. Gafil avlanan ve kuzeydeki n’raqi ile aqir birliklerini kaybeden bu meşum yaratıklar, yine de kontrolü elden bırakmaya hiç de niyetli değillerdi. Bu yeni düşmana karşı çarpışmaları için köleleri olan element efendilerini ve beraberlerindeki elementalleri savaşa çağırdılar.

lorekeeper-warcraft tarihceleri-2-element efendileri

Titan-yapımları ile element efendileri arasında geçen savaş

Bekçiler’den Tyr ve Odyn, Ragnaros’a karşı durmayı kabul ettiler. Ateşin Efendisi her ne kadar alev fırtınlarıyla onları çevrelemeye ve toprağın kendisini lav havuzlarıyla kaplayıp ilerleyişlerini engellemeye çalışsa da, bu iki titan-yapımının metalik bedenlerine hiçbir kuvvet işlemiyor gibiydi. Daha fazla karşı koyamayan Ragnaros ve kuvvetleri böylece Titanların hizmetkarları önünde düştü. Archaedas ve Freya ise Therazane’i alt etmek için yola çıktılar. Olağanüstü yüksekliklere ulaşan taştan duvarlarla kaplı bölgesine saklanan Therazane, hiç beklemediği bir saldırıyla karşılaştı. Toprak üzerindeki hükmünü kullanan Archaedas, Toprağın Hanımı’nın diktiği dağları yerle bir ederken, Freya ise yerden çıkarttığı muazzam bitki kökleriyle taştan duvarları sararak Therazane’in ve elementallerinin üzerine yıkılmasını sağladı. Ra, Thorim ve Hodir bu sırada Al’Akir ile çarpışmaktalardı. Rüzgârın Efendisi’ni gökyüzünde yaşadığı ve evi bildiği bölgeye kapatan üçlü, Al’Akir’in gücünü kendisine karşı kullanarak onu alt etti. Loken ve Mimiron ise Neptulon’a karşı savaş vermektelerdi. Kıvrak zekâlarını kullanan iki Bekçi, Suyun Efendisi’nin her hareketini önceden tahmin ederek bir adım öne geçtiler; Loken büyü gücünü kullanarak su elementallerinin bedenlerin paramparça ederken, Mimiron ise yine aynı gücü kullanarak Neptulon’u hapsetmeyi başardı.

Element efendileri ve orduları alt edilmişti ancak bir sorun vardı: Elementallerin ruhları Azeroth’a bağlılardı ve öldürüldükten sonra kısa süre içerisinde tekrar vücut bulacaklardı. Bunu engellemek isteyen Bekçi Ra, bir zamanlar Sargeras’ın iblisler için kullandığı taktiğin aynısını yapmayı önerdi: Elementalleri hapsedeceklerdi. Bu amaçla muazzam bir büyü gücüne sahip ve bu konuda oldukça yetenekli olan titan-yapımı Helya’dan yardım istedi. Elemental Düzlemi olarak bilinen ve birbirine bağlı dört alt düzlemden oluşan bir boyut yaratan ikili, element efendilerini ve ordularını bu dört düzleme hapsettiler: Ateş Toprakları, Derin Ada, Gök Duvar ve Dipsiz Boğaz.