lorekeeper-warcraft-tarihceleri-12-01

Warcraft Tarihçeleri – Bölüm 12: Arathor İmparatorluğu ve Trol Savaşları

Kral Thoradin’in hükmü sona erdikten sonra bile insanlar Arathor İmparatorluğu’nu genişletmeye ve ilerletmeye devam ettiler. İlk büyücülük eğitimi alan yüz insandan bir kısmı bildiklerini öğrenmeye hevesli diğer insanlara da aktarmaya başladılar; öyle ki birkaç on yıl içerisinde insan büyücülerin sayısı muazzam derecede arttı. Büyücülerin desteğini ve korumasını alan diğer insanlar ise Doğu Krallıkları’nın kuzey topraklarına dağılmaya başladılar. Doğukırı ve Alterac Dağları çevresi öncelikli olmak üzere birçok yerleşim yerine taşındılar veya yenilerini kurdular.

En bereketli topraklar Tirisfal Açıklıkları bölgesinde bulunuyordu. Burada birçok çiftlik kuran insanlar, gereken korumayı sağlayabilmek için bir de büyük kale inşa ettiler. Eski askerlerin birçoğu da buraya yerleştiler ve Lordain’in fedakârlığını taçlandırmak adına bölgeye Lordaeron ismini verdiler.

Eski Alterac şehir devleti [Arka planda Dalaran şehri de gözükmekte]

Eski Alterac şehir devleti
[Arka planda Dalaran şehri de gözükmekte]

Bir kısım Arathor insanı ise Gilneas olarak adlandırılan bölgeye yerleşerek burada balıkçılık ve ticaret ile ilgilenmeye başladı. Daha cesur olanları denize açıldı ve bir süre sonra oldukça zengin maden yatakları olduğunu fark ettikleri bir adaya yerleşerek Kul Tiras yerleşkesini kurdular. Balıkçılık ve deniz ticaretine yoğunlaşan bu şehir kısa süre içerisinde muazzam bir şekilde gelişip ekonomik anlamda da güçlenirken insan devletleri arasındaki en güçlü donanmaya sahip olmakta da gecikmedi.

Strom yönetimi ise bu durumdan pek memnun değildi zira kendi kültürel ve ticari yapılarını oluşturmaya başlamış olan bu şehir devletlerinin bağımsızlıklarını ilan etmelerinden endişeleniyorlardı. Keza yıllar sonra hepsi ayrı birer krallık olarak yükseleceklerdi; ancak bu duruma önayak olan şehir devleti, büyücülerin kurduğu Dalaran’dı.

Her zaman dikkatli davranan ilk insan büyücülerinin eğitmeye başladıkları çırakları maalesef aynı özveriyi gösteremiyorlardı. Strom şehrinin sınırları içerisinde güçlerini rahatlıkla kullanamayacaklarını düşünen ve kendi çıkarlarını ön plana koymaya başlayan yeni nesil büyücüler, insan topraklarına yayıldılar; güçleri arttı ve gittikçe toplumdan uzaklaşmaya başladılar. Strom’un kuzeyine doğru yola çıkan bir grup büyücü, Alterac Dağları’nın batısındaki topraklarda Dalaran şehir devletini kurdu. Kısa süre içerisinde diyarın dört bir yanındaki büyücüler, eğitimlerine hiçbir engel veya kısıtlama olmadan devam edebilmek adına bu şehre akın ettiler. Güçlerini şehrin ve kulelerin yapımı için birleştiren büyü kullanıcıları Mor Hisar’ı inşa ederken Dalaran, büyüyle korunan bir şehir devleti olması sayesinde kısa sürede ekonomik olarak da gelişme sağladı. Sadece büyücüler değil, diyarın dört bir yanından insanlar yeni iş imkanları bulabilmek adına şehre akın eder olmuştu. Büyü kullanmayan Dalaran sakinleri, büyücülerin güçlerini diledikleri gibi geliştirmelerine de göz yumuyorlardı.

Dalaran

Dalaran

Dalaran’a göç eden büyücülerden bir tanesi vardı ki hem zekâsı hem de tuhaf kişiliğiyle şehir sakinlerinin ilgisini ve sevgisini kazanmıştı. Ardogan ismindeki bu büyücü öylesine büyük bir takdir topladı ki en sonunda Dalaran halkı tarafından şehrin yöneticisi seçildi. Ardogan’ın yönetimi altındaki Dalaran kısa sürede daha büyük güç sağlayarak bir şehir devleti olarak yükseldi. Ardogan tüm büyücüleri Dalaran’a davet ediyor ve burada herhangi bir sınırlama olmadan büyü güçlerini kullanacaklarını söylüyordu. Vaatleri şehrin kısa sürede daha da dolup taşmasına sebep oldu; ki bu yüzden bir grup büyücü bir araya gelerek güçlerini kullandı ve şehrin yapılarını büyüyle genişletmek zorunda kaldı.

Ardogan’ın da aralarında bulunduğu en güçlü büyücülerden oluşan bir grup, Dalaran’ın düzenini sağlamak için bir araya gelerek magokrat bir yönetim birimi oluşturdu. Şehir hem bir büyü hem de muazzam kütüphaneleriyle bir bilim merkezi hâline gelirken nüfus durmadan artıyordu; öyle ki bir süre sonra toplam nüfusun oldukça küçük bir kısmı büyü kullanıcılarından oluşur hâle gelmişti. Ancak kontrolsüz büyü kullanımı uzun vadede hoş olmayan sonuçlar doğuracaktı ve felaket çanlarının çalmaya başlaması an meselesiydi.