Lorekeeper-Elder Scrolls-Irklar

The Elder Scrolls Tarihçeleri – Bölüm 2: Irkların Oluşumu

Elder Scrolls evreni, içerisinde barındırdığı birçok farklı ırk ile ön plana çıkmaktadır. Birbirlerinden farklı fakat bir o kadar da iç içe olan kültürlere sahip bu ırklar aslen üç ana kategoriye ayrılır: Elfler, insanlar ve yabansılar. Elfler bir zamanlar tek bir kavimden oluşurken çıkan iç huzursuzluklar, tanrısal yönlendirmeler ve daha birçok sebeple kıtanın dört bir yanına dağılıp zamanla farklı kültürleri meydana getirmişlerdir. Yani aslında tüm elf toplulukları tek bir kavimden meydana gelmektedir. İnsanlar da benzer biçimde dağılmışlar, kimisi zamanla elfler içinde asimile olurken kimisi de elfleri kendi kültürlerine asimile etmişlerdir; böylece elf kültürü insan topluluklarını da büyük ölçüde etkilemiştir. İnsan ırkına dahil olan Redguardlar ise diğer insan topluluklarıyla herhangi bir genetik bağ taşımamaktadır zira Tamriel’den kopuk bir kıtadan göç etmişlerdir. Yabansılar, kediye benzer görünümleri ile Khajiit ve sürüngenimsi görünümleri ile Argonian ırkları oluşturmaktadır. Ancak özellikle elfler ve insanlar söz konusu olduğunda çeşitli alt toplulukların var olduğu da gözden kaçmamaktadır. Okumaya devam…

lorekeeper-mage-clan-wars-1

Diablo Tarihçeleri – Bölüm 4: Büyücü Klan Savaşları

Cennet ve Cehennem’in sonsuz bir döngüye girmiş olan savaşı, Günah Savaşı‘yla birlikte bambaşka bir düzleme kayıp, beklenmedik bazı sonuçlara yol açmıştı. İlk defa iki taraf arasındaki savaşa üçüncü bir partinin karışması ve dahası, bu üçüncü partinin hem Cennet’in hem Cehennem’in güçlerini savaş alanından silecek kadar güçlü olması herkes için beklenmedikti. Sonuç olarak Cennet ve Cehennem, Sanctuary’den geri çekilerek Nephalem’i kendi hallerine bırakmak zorunda kaldı. Ancak Cennet ve Cehennem’in gidişi, güçleri yavaşça Dünyataşı tarafından emilmekte olan Nephalem’ler için her şeyi yoluna koymuyordu.

Okumaya devam…

lorekeeper-nephalemin-dogusu-1

Diablo Tarihçeleri – Bölüm 2: Nephalem’in Doğuşu

Cennet ve Cehennem’in uğruna savaştığı “Yaratılışın Kalbi” yani Dünyataşı, isminin aksine bir taştan çok daha fazlasıydı. “Anu’nun Gözü” olarak da bilinen Dünyataşı, kabaca bir dağ boyutundaydı ve uçsuz bucaksız bir gücü bünyesinde barındırıyordu. Hakkındaki efsaneler Dünyataşı’nın gücünü elinde tutan tarafın zahmetsizce yoktan dünyalar var edebileceğini, gerçekliğin dokusunu eğip bükebileceğini söyler. Yine aynı kaynaklarda her iki tarafın da belli dönemlerde taşın üstünlüğünü ele geçirmiş olduğu yazmaktadır. Melekler bu gücü mükemmel bir düzene sahip dünyalar yaratmakta ve kendi idealleri olan adalet, umut, bilgelik, kader ve yiğitlik gibi değerleri yaymakta kullanırken; iblisler ise meleklerin yarattığı dünyaları yok etmede, korku ve nefret saçmakta kullanmışlardı. Bu kısır döngü yüzünden yaratılan dünyaların hiçbiri gelişip yeterince büyüyememiş ve kısa bir süre içinde ölüp gitmişti…

Okumaya devam…

lorekeeper-anu-and-tathamet-1

Diablo Tarihçeleri – Bölüm 1: Anu ve Tathamet

Başlangıçtan önce boşluk vardı. Ne hava, ne sıcaklık, ne ışık, ne karanlık… Tek bir pürüzsüz, mükemmel inci dışında koca bir hiçlikten ibaretti her şey. Bu incinin içindeyse akıl sır ermez bir kudretteki Anu rüya görmekteydi. Parlak elmastan oluşan bedeniyle Anu bütün var oluşun özetiydi: İyi ve kötü, aydınlık ve karanlık, somut ve soyut, neşe ve keder -her şey onun kristal yüzeyindeki yansımalardan ibaretti aslında. Ve bu sonsuz rüya halinde, Anu kendini daha da saf ve mükemmel hale getirmek için kötü kısımlarından arınmaya karar verdi. Ve böylece kötü, karanlık, soyut, keder ve daha nicesi Anu’nun bedeninden atılarak o büyük ahensizliği, zıtlığı sona erdirmiş oldu.

Okumaya devam…

lorekeeper-starcraft-tarihceleri-terran-konfederasyonunun-kurulusu-1

StarCraft Tarihçeleri – Bölüm 3: Terran Konfederasyonu’nun Kuruluşu

Kendi dünyalarında, Xel’naga’nın herhangi bir müdahalesine maruz kalmadan evrimleşen insan ırkı, özellikle de 20. yüzyılda teknoloji ve kültürel açıdan inanılmaz bir gelişim gösterdiler. Ancak 21. yüzyıl, bu gelişimi daha da öteye taşıdı. Herkesin bilgiye kolay ve özgürce ulaşımını, batı ülkelerinde komünizmin çöküşü ve nükleer silahların ayağa düşüşü izledi. Daha önceden maddi ve askeri üstünlükle belirlenen uluslararası güç dengeleri de, üçüncü dünya ülkelerinin dünyanın süper güçlerine kafa tutmaya başlamasıyla alt üst olmuş oldu.

Okumaya devam…

lorekeeper-starcraft-tarihceleri-kusursuz-irk-2

StarCraft Tarihçeleri – Bölüm 2: Kusursuz Irk

Xel’Naga’nın müdahalesiyle saf formun özelliklerini kazanan Protoss, ne yazık ki hala özde saflığı yakalamaktan çok uzaktı. Protoss üzerindeki deneyleri başarısızlıkla sonuçlanan Xel’Naga da böylece Aiur’dan ayrılarak saf özün arayışıyla galaksiyi dolaşmaya devam etti. Nihayetinde Samanyolu’nun merkez sistemlerinden birinde yer alan Zerus gezegeninde orijinal Zerg ırkını da böyle buldular. Zerg’ün saf formu sağlamak için elverişli bir aday olduğuna karar verdikten sonra, aynen Protoss’ta olduğu gibi Zerg ırkının da genetik özelliklerine müdahalede bulunmaya başladılar. Önceden parazit bir yaşam formu olan Zerg, bu deneyler sonucunda hızla evrimleşerek gezegen üzerindeki dominant ırk haline geldi. Sadece birkaç jenerasyon içerisinde tanınamayacak kadar değişen, gelişim gösteren ve çevresine adapte olan bu parazitik ırk, bu özelliğiyle Xel’Naga’yı bile şaşırtmayı başardı.

Okumaya devam…

lorekeeper-starcraft-tarihceleri-ihtilaf-cagi-1

StarCraft Tarihçeleri – Bölüm 1: İhtilaf Çağı

Milyonlarca, hatta on milyonlarca yıl önce Xel’Naga adında gizemli, genetik bilimi konusunda inanılmaz gelişmiş bir ırk Samanyolu galaksisine ayak bastı. Yeni yaşam formlarının tohumlarını atma ve “kusursuz” ırkı oluşturma konusundaki takıntılarıyla elverişli buldukları dünyalara hayat getirmeye çalıştılar. Ancak bu çabaları uzun süre bir sonuç vermedi. Hayal kırıklığı içerisinde araştırmalarını galaksinin daha ücra köşelerine taşıyan Xel’Naga, aradığı cevabı Aiur adlı gezegende buldu: Telepatik açıdan gelişmiş, ancak oldukça primitif bir avcı kabilesi. Kendi hayat sürelerini uzatmak amacıyla özde ve formda saflığın arayışında olan Xel’Naga, keşfettikleri ırkın evrim sürecini yavaş bularak işleri hızlandırmak adına kabilenin gelişimine doğrudan müdahale etti. “İlk Doğanlar” yani Protoss adını verdikleri bu kabile de, yaratıcılarının müdahalesiyle hızla gelişim gösterdi ve onlara “Tanrı” gözüyle bakmaya başladı.

Okumaya devam…