SARGERAS’IN KABRİ – BÖLÜM 1: BİR BAŞKASININ KADERİ

Gul’dan alelade bir el hareketiyle perişan yaratığın yaşamına son verdi ve taşların üzerine ıslak bir leke gibi bıraktı. Gul’dan’ın gözüne bir elf gibi görünmüştü ancak Draenor’u işgal edenlere hiç benzemiyordu. Onlar böyle hastalıklı görünmüyorlardı.

“Neydi o?” diye sordu efendisine Gul’dan.

GECEYE DÜŞEN. SURAMAR’DAN SÜRGÜN EDİLENLERDEN BİRİ.—

Yakınlarda daha fazlası vardı; kaçıyorlardı. Çok uzağa gidemediler. Gul’dan ellerini kaldırdı ve bir an sonra Geceye Düşenlerin hepsi yere yığıldı. Ölmüşlerdi, bedenlerinden geriye kalan pörsümüş boş birer kabuktan fazlası değildi. Buğulu yeşil akımlar bedenlerinden ayrılıp bir girdap gibi dönerek Gul’dan’ın avcuna toplandı; sonrasında ise teninin altında gözden kayboldu.

Gul’dan gözlerini kapadı ve yavaşça nefes verdi. Bitkinliğinin ağırlığı bir nebze olsun hafiflemişti ancak aldığı tatmin duygusu çok daha derindi. Tekrar avcı olmak güzeldi. Keşke daha uzun sürebilseydi.

Korunaksız sahilden ayaklarını sürüyerek uzaklaştı. Takipçisinin işini kolaylaştırmanın alemi yoktu. Okyanustan uzak toprakların iri kayalar ve kurumuş ölü ağaçlarla gizlenmiş iç kısımlarına varana kadar durmadı.

Dinlenmek için oturdu.

“Bahsettiğin yer burası mı? Parçalanmış Adalar?” diye sordu Gul’dan.

EVET. İLERLEMEYE DEVAM ET.

Gul’dan, Kil’jaeden’ın sesinin zihninde yankılanmasından nefret ediyordu. Bu dünyaya ayak bastığından beri zihnini doldurmuştu ve bir dakika bile rahat vermiyordu. “Zamana ihtiyacım var” diye mırıldandı.

KAYBEDECEK VAKTİN YOK.

Gul’dan geriye doğru yaslanıp sırtını iri bir kayaya dayadı. Yakan Lejyon ile yaptığı anlaşma ona güç kazandırmıştı ancak vücudu her zamanki gibi eğri büğrü ve çarpıktı. Fâni bedeni hâlâ zayıftı. “Zamana ihtiyacım var. Başbüyücü düşündüğünden çok daha güçlü.” Gul’dan sahile yüzerken yalnızca fiziksel gücünü kullandığı için neredeyse ölüyordu. Khadgar yanan tüccar gemisinden kıyıya doğru ilerleyen en ufak fel enerji akımını bile hissedecek olsa… Hoş, öyle bir şey olmamıştı; ancak şimdi de Gul’dan zar zor ayakta duruyordu. “Tüm ihtiyacım olan az bir zaman.”

HAYIR.

Gul’dan hareketsiz kalıp soluklanmaya devam etti.

BANA KARŞI MI GELİYORSUN?

Ork tısladı. Yeni bir dünyaya ayak basmış, bir gemiyi gasp etmiş, yabancısı olduğu bir okyanusa yelken açmıştı ve tüm bunları yaparken peşinde onu yakalamaya gelen amansız bir avcı vardı. Gul’dan konuştuğunda öfkesini gizleyemedi. “Sadakatimi binlerce kez kanıtladım.”

TEKRAR VE TEKRAR BAŞARISIZ OLDUN. HİÇBİR ŞEY KANITLAMADIN.

Gul’dan yorgunluğunu görmezden gelerek ayağa kalktı. Ben mi başarısız oldum? diye düşündüyse de bunu kendine sakladı. Kendi üzerine düşeni yapmıştı. Başarısız olan Lejyon’du. Yaptıkları planların hepsi bir bir suya düşmüştü. Mannoroth, binlerce farklı dünyanın belası, pusuya düşürülerek öldürülmüştü. Auchindoun ve onun o değerli gücü yalnızca kısa bir süre ellerinde kalabilmişti.

Archimonde bile düşmüştü.

Tehlikeli bir düşünce aklında belirdi. Neden işlerin bu sefer farklı yürümesini bekleyeyim ki? Gul’dan bu soruyu aklının derinlerine gömdü. Oldukça derinlerine…

“O hâlde nereye gitmeliyim?” diye sordu, sesi ölümün kendisi kadar soğuktu.

ÖNCEKİ ADIMLARINI TAKİP ET.

Gul’dan okyanusa doğru baktı. “Anlamıyorum.”

BU ADALARI DAHA ÖNCE DE ZİYARET ETMİŞTİN. ON YILLAR ÖNCESİ. HİSSETMİYOR MUSUN?

“O ben değildim,” dedi Gul’dan. Huzursuzluğun getirdiği buz gibi his içine oturdu. Bu farklı zaman dilimindeki dünyada daha önce başka bir Gul’dan’ın yaşayıp öldüğünü bilmek tüylerini diken diken ediyordu. “Aynı kişi değiliz.”

EĞER ÖYLEYSE HİÇBİR İŞE YARAMAZSIN. KUZEYE GİT.

İtaatsizlik bir seçenek değildi. En azından şimdilik. Gul’dan yavaşça yürümeye başladı, kendisini izleyen herhangi bir büyüye karşı dikkatliydi. Başbüyücü Khadgar’ın adaları çoktan taramaya başladığından şüphe duymuyordu. Geceye Düşen pislikleri etrafta koşturuyor ancak fel büyücünün tehditkâr halesini hissettikleri anda kaçışıyorlardı. Birçoğu aceleyle sahili boylu boyunca dolduran onlarca yıllık gemi enkazlarına saklandı. Gul’dan keyiflendi; Khadgar için hepsini tek tek aramak oldukça sinir bozucu olacaktı. Görünürde hiç kuzgun yoktu ancak birkaç akbaba havada süzülüyordu. Mesafelerini koruyorlardı.

“Burada ne oldu? Diğerine yani?” Bu soruları sormak acı vericiydi ama öğrenmesi gerekiyordu. Tüm öğrenebildiği Draenor’da eline düşecek kadar talihsiz olan İttifak ve Güruh askerlerinin çığlıkları arasında duyabildikleriydi; bu zaman diliminde yaşamış olan Gul’dan, ilk Güruh savaşa gittiğinde onlara eşlik etmişti. Eninde sonunda mağlup edilmiş ve öldürülmüştü. Detayları öğrenmek ise daha zordu. Ki bu da diğer Gul’dan’ın belki de önemsenmeyecek, anlatmaya bile değmeyecek bir şekilde öldüğü anlamına geliyordu. Bu hiç de memnuniyet verici bir düşünce değildi.

BİR ADAYI, THAL’DRANATH’I, OKYANUSUN DİBİNDEN YÜKSELTTİN.

“Senin emrinle mi?” diye sordu Gul’dan.

BURAYA SORU SORMAYA GELMEDİN. BURAYA O ADAYI TEKRAR ZİYARET ETMEYE GELDİN. YOLUN UZUN. KIMILDA.

Gul’dan’ın düşünceleri ihanetin sularında bir girdap gibi dönmeye devam etti. Burada güçlü bir şeyler olmalı. Yoksa Kil’jaeden neden bazı şeyleri ondan gizli tutsundu ki? Ona itaat etmek zorunda olabilirim ama güvenmek zorunda değilim, diye karar verdi Gul’dan. Kil’jaeden’ın “Hilekâr” olarak bilinmesinin haklı sebepleri vardı ne de olsa.

“O adada ne olduğunu sorabilir miyim?”

SARGERAS’IN KABRİ.

Kategoriler
Yazarlardan İnciler
“Çünkü klasiklerin klasik olmasının bir sebebi vardır. Özellikle de üzerine tüm hasar modifikasyonlarını bastığınızda.”
-Burcu (Amansızca Horizon: Zero Dawn överken)