lorekeeper-isimsiz-hikayeler-03

İsimsiz Hikâyeler: Yeniden Doğuş

“Komutanım! Burada bir kız çocuğu var.”

Aniden sıçrayarak uyandı Gaia. Dolabın hemen yanında parlak zırhlı bir Draenei muhafızı masayı tek bir hamleyle dolabın üzerinden aldı. Dolabın kapağını açar açmaz içeri giren ışık Gaia’nın gözlerini rahatsız etmesine rağmen uzun zamandır ilk defa ışık kendisine bu kadar güzel görünüyordu.

“İyi misin?” diye sordu muhafız.

“Hı-hı,” diye yanıt verdi Gaia. Kamaşan gözlerini açmakta zorlanırken odasına birkaç kişinin girdiğini fark etti. En önde yaşlı beyaz sakalları ve heybetli görünümüyle grubun lideri olduğunu belli eden bir Draenei vardı. Gülümseyerek çömeldi.

“Işığa şükürler olsun!”

Sağ elini havaya kaldırıp Gaia’ya doğru savurdu. Beyaz, parlak bir ışık Gaia’nın etrafını sardı. Gaia bir anda ellerindeki çiziklerin geçtiğini gördü; yaraları iyileşiyordu.

“Adın nedir küçük hanım?”

“Gaia, efendim.”

“Benim adım da Velen. Tanıştığımıza memnun oldum. Artık korkmana veya üzülmene gerek yok. Senin yeni ailen bizleriz. Seni yeni evine götürmeye geldik.”

Gaia olanları büyük bir olgunlukla anlayıp boynu bükük bir şekilde kabul etti ve sordu: “Pebby de bizle gelebilir mi?”

“Tabii ki,” dedi Velen gülümseyerek.

Gaia yan odaya geçerken karşılaşacağı manzarayı görmekten korkuyordu. Gözleri kapıda iki adım geriye attı. Velen kuşkusunu anladı ve Gaia’yı büyük bir şefkatle kucağına aldı. Kapıdan çıkmak üzere her yeri dağılmış salondan geçerlerken Gaia annesini göremedi.

Dışarı çıktıklarında kapılarının önünde yaklaşık 50 kişilik bir kafile gördü Gaia. Herkes bineklerine ve sırtlarına mallarını yüklemişti; her halleriyle bir yolculukta oldukları belliydi. Gaia’yı Velen’in kucağında görünce bir sevinç çığlığı atıp alkışladılar. Herkesin yüzünde bir mutluluk ve umut gördü Gaia. Tek tek herkes öpmek ve sarılmak için minik Gaia’nın etrafında toplandılar.

Köyüne dönüp baktığında köyün tamamen yanıp yıkılmış olduğunu gördü. Kimi evlerden sönmüş yangınların beyaz dumanları hâlâ tütüyordu. Ork ve draenei cesetleri her yeri kaplamıştı.

“Toparlanın bakalım,” dedi gür sesiyle Velen. “Gidecek çok yolumuz var. Gün batmadan yolu yarılamalı ve diğer köylerde kurtulanlar var mı bakmalıyız. Gaia, sen benimle geliyorsun.”

Velen, minik Gaia’yı bineğinin önüne oturttu. Kafile yolculuğuna kaldığı yerden devam etmeye başladı.

Gaia başını Velen’ın göğsüne yaslamış uzaklara dalmıştı. Velen Gaia’nın kulağına eğilerek “Yolumuz uzun, sana geldiğimiz yeri Argus’u anlatmamı ister misin?” diye sordu.

“Elbette isterim,” dedi Gaia.

Sonra gözünden bir damla yaş düştü…