lorekeeper-pillars-of-eternity-1

Pillars of Eternity 101: Eora’ya Giriş

İzometrik RYO tutkunları için bu hafta çok özel bir hafta. Çünkü bu hafta, Kickstarter’ın bize lütfu olan Pillars of Eternity çıkışını yapacak. Tam olarak Baldur’s Gate ve Planescape: Torment’in izinden sadık bir şekilde giden PoE, öncüllerinin aksine Dungeons & Dragons lisansına sahip değil. Bu da kendi ırkları, mekanikleri ve evreni olduğu anlamına geliyor tabii ki. RYO’ların adetindendir, illa ki ilk yarattığınız karakter içinize sinmeyecek, “Acaba başka bir tanesini mi seçseydim?” diyerek oyunun ilk 10 saatini sürekli başa dönerek geçireceksiniz. Ben yine de Eora’daki ırklara, bölgelere, sınıflara şöyle bir bakış atalım, size ön bilgi verelim diyerek bu bilgilendirme yazısını hazırladım.

EORA

lorekeeper-pillars-of-eternity-2

Eora, Pillars of Eternity’nin geçtiği dünyanın adıdır. Farklı kıtalar ve adalanmalar mevcut olsa da Pillars of Eternity’nin asıl hikayesi doğu taraflarına odaklanıyor daha çok. Bilinen tarihi 12,000 yıl geriye kadar gitmekte ve alışık olduğumuz fantastik diyarlara oranla çok daha detaylı işlenmiş, basmakalıplıktan uzak bir etnik yapı mevcuttur Eora’da. Mesela Vailia Cumhuriyetinde yetişmiş bir cüce, Deadfire Takımadalarındaki bir cüceden daha çok Vailialı bir elfle ortak noktalara sahip olacaktır.

Okumaya devam…

lorekeeper-bioshock-raptureın-düsüsü-ve-sivil-savas-4

Bioshock Tarihçeleri – Bölüm 2: Rapture Sivil Savaşı

Tarih 1952’yi gösterdiğinde Rapture gerçekten de altın çağını yaşamaktaydı. Dünyanın en maharetli sanatçıları, en büyük dehaları yaratıcılıklarının sınırlarını zorlamaktaydı. Her şey Andrew Ryan’ın en başta planladığı ve hayal ettiği şekilde ilerliyor gibi gözüküyordu. Tek bir şey dışında: Sofia Lamb’in politik etkisi, Ryan’ın umduğunun çok daha ötesinde bir hızla şehre yangın gibi yayılmaktaydı. Rapture üzerindeki hakimiyetini alnının teriyle kazanmış olan Ryan, bunun üzerine Dr. Lamb’in naif felsefesini çökertip onun zayıflıklarını ortaya çıkartmak adına halka açık bazı oturumlar düzenlemeyi teklif etti. Ancak umduğunun aksine, bu oturumlar Lamb’in elini zayıflatmak bir yana, daha da çok destekçi toplamasına yol açtı.

Kendilerini “Rapture Ailesi” diye anmaya başlamış olan Dr. Lamb’in takipçileri git gide artarken, Ryan ise gittikçe köşeye sıkıştığını hissediyordu. “Sözde” Rapture Ailesi’nden bir an önce kurtulması gerektiğini bilen Ryan, meseleyi halletmesi için Plazmid alanında Rapture’ın bir numaralı isimlerinden olan  Augustus Sinclair’in şirketi Sinclair Solutions ile anlaştı. Bu antlaşmaya göre Sinclair, Dr. Lamb ve takipçilerinin ensesinden düşmeyecek ve onları halkın gözündeki itibarlarından edecek ya da belki de hapse attıracak delillerin izini sürecekti. Bunun üzerine “Rapture Kürsüsü” ismiyle çıkan gazetenin muhabirlerinden Stanley Poole, Sinclair adına gizlice Rapture Ailesi’nin içerisine sızdı. Burada Aile’nin üst düzey üyeleriyle yakınlaşan Poole, Dr. Lamb’in Rapture’ın yönetimini ele geçirmek için yaptığı planları doğrudan Ryan’a bildirdi. Aradığı bahaneyi bulmuş olan Ryan da vakit kaybetmeden Lamb ve destekçilerini, Sinclair tarafından işletilen Persephone’deki hapishaneye tıktı.

Okumaya devam…

lorekeeper-bioshock-raptures-foundation-4

Bioshock Tarihçeleri – Bölüm 1: Rapture’ın Kuruluşu

“Sanatçının sansürden korkmayacağı, bilim adamının ahlaki değerlerin zincirine vurulmayacağı, yüce olanın daha aşağıda olan tarafından sınırlandırılmayacağı bir yer hayal ediyorum.”

Andrew Ryan’ın hayalleri gerçekten de büyüktü. Rusya’daki devrimin kucağında büyüyüp Bolşeviklerin iktidara geçmesine tanıklık etmiş ve bu sırada yaşadıklarıyla “her insanın sadece hak ettiğini alacağı” inancına bel bağlamıştı. Öyle ki hak ettiğini almak için daha çocuk yaşta Rusya’dan kaçarak zeka ve azimliliğin ödüllendirildiği topraklara, Amerika’ya sığınmasının sebebi de yine bu inancıydı. Burada “hak etmeden başkalarının sırtından beslenenlerin parazitten farkı olmadığı” fikri iyice kafasına yerleşti. Bu yüzden de elindeki her şeyi kullanarak kendine büyük bir servet ve güç yarattı. İkinci Dünya Savaşı’nın çaktığı kıvılcımlar, Ryan’ı elindeki gücü ve inandığı idealleri kullanarak imkansız olanı yapmaya, bir ütopyayı kurmaya itti: Atlantik Okyanus’unun dibinde, sadece hak edenlerin bir parçası olacağı bir şehir… Rapture.

Okumaya devam…

lorekeeper-garona-1

Kimdir, Nedir: Garona – Bölüm 1

Hem Draenor’un, hem de Azeroth’un bilinen en tehlikeli suikastçilerinden biri olan Garona’nın ünü fazlasıyla hak edilmişti. İnsanlar ve Orklar arasındaki kanlı ilk savaşın gidişatına mührünü vuran hareketi sayesinde ününü kazanan yarı-ork suikastçi, her ne kadar Stormwind Kralı Llane’i öldüren hançeri tutan el olsa da, sahne arkasında asıl tebrikleri alan Gul’Dan ve Gölge Konseyi’ydi. Zira Garona’nın doğumu ve yetiştirilmesi, mükemmel suikastçi haline gelişi ve hayatındaki diğer her şey Gul’dan tarafından organize edilmiş bir olaylar silsilesiydi.

Okumaya devam…

lorekeeper-mage-clan-wars-1

Diablo Tarihçeleri – Bölüm 4: Büyücü Klan Savaşları

Cennet ve Cehennem’in sonsuz bir döngüye girmiş olan savaşı, Günah Savaşı‘yla birlikte bambaşka bir düzleme kayıp, beklenmedik bazı sonuçlara yol açmıştı. İlk defa iki taraf arasındaki savaşa üçüncü bir partinin karışması ve dahası, bu üçüncü partinin hem Cennet’in hem Cehennem’in güçlerini savaş alanından silecek kadar güçlü olması herkes için beklenmedikti. Sonuç olarak Cennet ve Cehennem, Sanctuary’den geri çekilerek Nephalem’i kendi hallerine bırakmak zorunda kaldı. Ancak Cennet ve Cehennem’in gidişi, güçleri yavaşça Dünyataşı tarafından emilmekte olan Nephalem’ler için her şeyi yoluna koymuyordu.

Okumaya devam…

lorekeeper-khadgar-5

Kimdir, Nedir: Khadgar – Bölüm 1

Azeroth’u canlı bir varlık sayacak olsaydık, büyü de muhtemelen Azeroth’un damarlarında kan yerine akan ve bu koca gezegene hayat veren şey olurdu. Bugüne kadar Azeroth’un yaşam damarı olan büyüyü kullanmakta ustalaşıp kendini “büyücü” olarak tanıtan pek çok isim tarih kitaplarında yerini aldıysa da, pek azı hala yaşayan ve nefes alan bir efsane statüsünü kazanmayı başarmıştır. Hele ki bu kümeyi Doğu Krallıkları’nın en önemli şehirlerinden birinin girişine heykeli dikilenleri de kapsayacak şekilde daraltacak olursak elimizde sadece tek bir isim kalır: Başbüyücü Khadgar.

Okumaya devam…

lorekeeper-lonca-savaslari-1

StarCraft Tarihçeleri – Bölüm 4: Lonca Savaşları

Bütün sistemdeki en zengin madenlerin kontrolünü elinde tutan Morialı kolonistler, yeni kurulan Konfederasyonun işlerine burnunu sokacağından endişeliydiler. Önlem olarak Kel-Moria Birliği’ni kuran ve Konfederasyonla çıkar çatışması yaşayan bütün loncaları koruması altına alan Morialılar, böylece Terran Konfederasyonuyla olan gerginliğin büyümesine sebep oldu.Kel-Moria madenlerine istihbarat birimleri yollayıp gözlem yaptıran ve sudan sebepler yaratmaya çalışıp durumu düzeltmek adına madenlere saldıran Konfederasyon da Moria’nın zenginliklerinde gözü olduğunu açıkça belli etmiş oldu.

Okumaya devam…

lorekeeper-gunah-savasi-1

Diablo Tarihçeleri – Bölüm 3: Günah Savaşı

Lilith’in Nephalem’i korumak için göze aldığı katliamın sonuçları herkesin tahmininden büyük olmuştu. Inarius, suçları yüzünden Lilith’i Sanctuary’den sürgün etti. Beraber yaşamayı öğrenmeye başlamış olan melek ve iblisler arasında yine çatışmalar baş göstermişti. Ve hepsinden önemlisi, Nephalem o büyük potansiyelini, sınırsız gücünü kaybetmişti. Böylece Inarius ve onun takipçileri gölgelere çekildiler. Kimisi Sanctuary’yi terk ederken, kimisi ise kalıp gizlice insanlığın gelişimini gözlemledi. Efsanelerin söylediğine göre çeşitli zorluklarla yüzleşen ve mücadele eden insan ırkı, zamanla Inarius’un takdirini bile kazandı. İnsanlığın artık melek ve iblislere bir tehdit oluşturmadığını gören Inarius, Triune inancını da tam bu sırada keşfetti. Diablo, Mephisto ve Baal’ın etkisini derhal tanıyan Inarius bu sefer sadece kendisi ve takipçileri için değil, kendi kanını taşıyan çocuklarının geleceği için de endişe etti…

Okumaya devam…

lorekeeper-nephalemin-dogusu-1

Diablo Tarihçeleri – Bölüm 2: Nephalem’in Doğuşu

Cennet ve Cehennem’in uğruna savaştığı “Yaratılışın Kalbi” yani Dünyataşı, isminin aksine bir taştan çok daha fazlasıydı. “Anu’nun Gözü” olarak da bilinen Dünyataşı, kabaca bir dağ boyutundaydı ve uçsuz bucaksız bir gücü bünyesinde barındırıyordu. Hakkındaki efsaneler Dünyataşı’nın gücünü elinde tutan tarafın zahmetsizce yoktan dünyalar var edebileceğini, gerçekliğin dokusunu eğip bükebileceğini söyler. Yine aynı kaynaklarda her iki tarafın da belli dönemlerde taşın üstünlüğünü ele geçirmiş olduğu yazmaktadır. Melekler bu gücü mükemmel bir düzene sahip dünyalar yaratmakta ve kendi idealleri olan adalet, umut, bilgelik, kader ve yiğitlik gibi değerleri yaymakta kullanırken; iblisler ise meleklerin yarattığı dünyaları yok etmede, korku ve nefret saçmakta kullanmışlardı. Bu kısır döngü yüzünden yaratılan dünyaların hiçbiri gelişip yeterince büyüyememiş ve kısa bir süre içinde ölüp gitmişti…

Okumaya devam…

lorekeeper-anu-and-tathamet-1

Diablo Tarihçeleri – Bölüm 1: Anu ve Tathamet

Başlangıçtan önce boşluk vardı. Ne hava, ne sıcaklık, ne ışık, ne karanlık… Tek bir pürüzsüz, mükemmel inci dışında koca bir hiçlikten ibaretti her şey. Bu incinin içindeyse akıl sır ermez bir kudretteki Anu rüya görmekteydi. Parlak elmastan oluşan bedeniyle Anu bütün var oluşun özetiydi: İyi ve kötü, aydınlık ve karanlık, somut ve soyut, neşe ve keder -her şey onun kristal yüzeyindeki yansımalardan ibaretti aslında. Ve bu sonsuz rüya halinde, Anu kendini daha da saf ve mükemmel hale getirmek için kötü kısımlarından arınmaya karar verdi. Ve böylece kötü, karanlık, soyut, keder ve daha nicesi Anu’nun bedeninden atılarak o büyük ahensizliği, zıtlığı sona erdirmiş oldu.

Okumaya devam…