lorekeeper-bioshock-raptureın-düsüsü-ve-sivil-savas-4

Bioshock Tarihçeleri – Bölüm 2: Rapture Sivil Savaşı

Tarih 1952’yi gösterdiğinde Rapture gerçekten de altın çağını yaşamaktaydı. Dünyanın en maharetli sanatçıları, en büyük dehaları yaratıcılıklarının sınırlarını zorlamaktaydı. Her şey Andrew Ryan’ın en başta planladığı ve hayal ettiği şekilde ilerliyor gibi gözüküyordu. Tek bir şey dışında: Sofia Lamb’in politik etkisi, Ryan’ın umduğunun çok daha ötesinde bir hızla şehre yangın gibi yayılmaktaydı. Rapture üzerindeki hakimiyetini alnının teriyle kazanmış olan Ryan, bunun üzerine Dr. Lamb’in naif felsefesini çökertip onun zayıflıklarını ortaya çıkartmak adına halka açık bazı oturumlar düzenlemeyi teklif etti. Ancak umduğunun aksine, bu oturumlar Lamb’in elini zayıflatmak bir yana, daha da çok destekçi toplamasına yol açtı.

Kendilerini “Rapture Ailesi” diye anmaya başlamış olan Dr. Lamb’in takipçileri git gide artarken, Ryan ise gittikçe köşeye sıkıştığını hissediyordu. “Sözde” Rapture Ailesi’nden bir an önce kurtulması gerektiğini bilen Ryan, meseleyi halletmesi için Plazmid alanında Rapture’ın bir numaralı isimlerinden olan  Augustus Sinclair’in şirketi Sinclair Solutions ile anlaştı. Bu antlaşmaya göre Sinclair, Dr. Lamb ve takipçilerinin ensesinden düşmeyecek ve onları halkın gözündeki itibarlarından edecek ya da belki de hapse attıracak delillerin izini sürecekti. Bunun üzerine “Rapture Kürsüsü” ismiyle çıkan gazetenin muhabirlerinden Stanley Poole, Sinclair adına gizlice Rapture Ailesi’nin içerisine sızdı. Burada Aile’nin üst düzey üyeleriyle yakınlaşan Poole, Dr. Lamb’in Rapture’ın yönetimini ele geçirmek için yaptığı planları doğrudan Ryan’a bildirdi. Aradığı bahaneyi bulmuş olan Ryan da vakit kaybetmeden Lamb ve destekçilerini, Sinclair tarafından işletilen Persephone’deki hapishaneye tıktı.

Okumaya devam…

lorekeeper-bioshock-raptures-foundation-4

Bioshock Tarihçeleri – Bölüm 1: Rapture’ın Kuruluşu

“Sanatçının sansürden korkmayacağı, bilim adamının ahlaki değerlerin zincirine vurulmayacağı, yüce olanın daha aşağıda olan tarafından sınırlandırılmayacağı bir yer hayal ediyorum.”

Andrew Ryan’ın hayalleri gerçekten de büyüktü. Rusya’daki devrimin kucağında büyüyüp Bolşeviklerin iktidara geçmesine tanıklık etmiş ve bu sırada yaşadıklarıyla “her insanın sadece hak ettiğini alacağı” inancına bel bağlamıştı. Öyle ki hak ettiğini almak için daha çocuk yaşta Rusya’dan kaçarak zeka ve azimliliğin ödüllendirildiği topraklara, Amerika’ya sığınmasının sebebi de yine bu inancıydı. Burada “hak etmeden başkalarının sırtından beslenenlerin parazitten farkı olmadığı” fikri iyice kafasına yerleşti. Bu yüzden de elindeki her şeyi kullanarak kendine büyük bir servet ve güç yarattı. İkinci Dünya Savaşı’nın çaktığı kıvılcımlar, Ryan’ı elindeki gücü ve inandığı idealleri kullanarak imkansız olanı yapmaya, bir ütopyayı kurmaya itti: Atlantik Okyanus’unun dibinde, sadece hak edenlerin bir parçası olacağı bir şehir… Rapture.

Okumaya devam…