Bioshock Tarihçeleri – Bölüm 1: Rapture’ın Kuruluşu

“Sanatçının sansürden korkmayacağı, bilim adamının ahlaki değerlerin zincirine vurulmayacağı, yüce olanın daha aşağıda olan tarafından sınırlandırılmayacağı bir yer hayal ediyorum.”

Andrew Ryan’ın hayalleri gerçekten de büyüktü. Rusya’daki devrimin kucağında büyüyüp Bolşeviklerin iktidara geçmesine tanıklık etmiş ve bu sırada yaşadıklarıyla “her insanın sadece hak ettiğini alacağı” inancına bel bağlamıştı. Öyle ki hak ettiğini almak için daha çocuk yaşta Rusya’dan kaçarak zeka ve azimliliğin ödüllendirildiği topraklara, Amerika’ya sığınmasının sebebi de yine bu inancıydı. Burada “hak etmeden başkalarının sırtından beslenenlerin parazitten farkı olmadığı” fikri iyice kafasına yerleşti. Bu yüzden de elindeki her şeyi kullanarak kendine büyük bir servet ve güç yarattı. İkinci Dünya Savaşı’nın çaktığı kıvılcımlar, Ryan’ı elindeki gücü ve inandığı idealleri kullanarak imkansız olanı yapmaya, bir ütopyayı kurmaya itti: Atlantik Okyanus’unun dibinde, sadece hak edenlerin bir parçası olacağı bir şehir… Rapture.

1946 yılında, Amerika’da kendi tırnaklarıyla kazıyıp yarattığı serveti harcayarak Grönland ve İzlanda arasında, yüzeyin fersah fersah altında, güneş ışığının bile ulaşmadığı derinliklerde Rapture’ı hayata geçirmek için ilk adımı attı Andrew Ryan. Öncelikle Ryan’ın kendi kişisel buharlı gemisi “Olimpiyalı” ile şehrin kurulacağı koordinatlara kullanılacak malzemeler ve işçiler taşındı. Daha sonrasında ise büyükçe bir platform inşa edilip her şey suyun dibine, nihai dinlenme alanlarına indirildi. Tamamen kendi kendine yetecek şekilde tasarlanan şehir, elektrik ve yiyecek üretimi, su arıtma ve savunma sistemleri için sualtı volkanlarının gücünden yararlanıyordu.

Ve sonra, Rapture’ın ayrıcalıklı halkı yavaş yavaş şehre yerleşmeye başladı. Ryan’ın tasvir ettiği şekliyle her biri “insanlığın en parlak örnekleri”ydi. Sanatçılar, bilim adamları, endrüstriyel alanda tanınmış isimler tek tek arkalarında iz bırakmadan dünya tarihinden silinmeye başladılar. Basın tarafından “Kayboluş” olarak isimlendirilen bu olay, komplo teorisyenlerinin ekmeğine yağ sürdüyse de gerçekte bu parlak insanların tamamı sınırsız özgürlüğün vaat edildiği Rapture’da yaşamaya gidiyordu.

lorekeeper-bioshock-raptureın-kurulusu-1

Ancak tam bu noktada, Ryan’ın pürüzsüz planındaki ilk çatlak baş gösterdi: Şehrin yapımında çalışan işçiler için sürekli bir iş gücü sağlanmamıştı. Haliyle Rapture bütün ihtişamıyla tamamlandığında işçi sınıfı açıkta kalmış oldu. Bir kısmı yeni işlere ve yeni hayatlarına adapte olmaya çalıştıysa da, çoğunluğu sızıntı yapan, tıkış tıkış, izbe “geçici” evlere atandı. Ryan ve Merkez Konseyi, işçilerin bir şekilde kendi yollarını bularak Rapture’daki yerlerini hak edeceği inancıyla bu konudaki sorunları büyük ölçüde görmezden gelmeyi tercih etti.

İkinci çatlak, şehrin üst tabakasından geldi. Özgürlüklerinin tadını çıkartıyor olsalar da güneş ışığının bile ulaşmadığı derinliklerde yaşamaya alışmak, insan ırkının en iyi temsilcileri için bile başa çıkması zor bir durumdu. Andrew Ryan’ın umduğu ideal şartlarla sert bir şekilde çelişen bu psikolojik problemi çözmek için yüzeyden Oxford Üniversitesi’nde eğitim görmüş, Sofia Lamb adında başarılı bir psikolog getirtildi. Dr. Lamb’in idealist ve özverili yaklaşımı, Rapture’da kısa süre içerisinde büyük bir popülerliğe ulaşmasını sağladı. Kamu yararını el üstünde tutarak Rapture sakinlerini aydınlatıp kendi kafasındaki gerçek ütopyaya ulaşmayı amaçlayan Dr. Lamb’in yöntemleri, herkesin kendi hakkını kazanmak için çabalaması gerektiğini düşünen Andrew Ryan’la ciddi şekilde çatışıyordu. Bu sırada artık fakir kesim haline gelmiş olan işçi sınıfını bedava terapi seanslarına alan, ihtiyacı olanların servetini arttırmak için bilerek poker oyunlarında yüklü paralar kaybeden Dr. Lamb ufak ufak kendi takipçilerini toplamaya başlamıştı.

Aşağı yukarı bu dönemde, bir başka doktor olan Dr. Brigid Tenenbaum, Rapture’ın kaderini değiştirecek büyüklükte bir keşfe imza attı. Neptün’ün Ödülü olarak bilinen rıhtımda çalışan ve önceden elinin savaş sırasında felç olduğunu bildiği bir adamın sakatlığından kurtulmuş olduğunu gördü. Adamı bu konuda sorguladığında, elinin mucizevi iyileşmesinin bir deniz salyangozu tarafından ısırıldıktan sonra gerçekleştiğini öğrendi. Bunun önemli bir keşif olabileceğinin bilinciyle hemen bir sponsor arayışına başlayan Tenenbaum, Rapture’daki diğer bilim adamları tarafından hor görüldüyse de, Neptün’ün Ödülü’nde amansız bir iş adamı olarak bilinen Frank Fontaine araştırmaya destek çıktı. Tabii ki Tenenbaum’un projeden elde edeceği tüm kârı ve hakları kendisine devretmeyi kabul etmesi şartıyla… Kaçakçılık yoluyla kazandığı büyük servet aracılığıyla Dr. Tenenbaum’u finanse eden Fontaine, böylece Rapture’ın aynı anda hem en parlak hem de en karanlık keşfinin altına imzasını atmış oldu.

Tenenbaum’un araştırmaları, deniz salyangozlarının salgıladığı maddenin kök hücreler gibi davrandığını ve bu maddenin insan DNA’sını bile manipüle etme yeteneğine sahip olduğunu ortaya çıkarttı. Bu madde sayesinde tedavisi olmayan hastalıklara tedavi bulunabilecek, insan ırkının evrimi hayal bile edilemeyecek bir noktaya taşınacaktı. İnsanoğlu için bir nevi “yeniden doğuş” olacak bu maddeye “ADEM” ismi verildi.

lorekeeper-bioshock-raptureın-kurulusu-3

ADEM’in keşfi, bu mucizevi maddenin üzerindeki araştırmaların sadece başlangıcı oldu. Başta Tenenbaum’u hor gören, ona küçümseyerek bakan bilim adamları da araştırmanın içerisine dahil olunca çok geçmeden ADEM ile ilgili yeni bilgiler de ortaya çıktı. Bunlardan en önemlisi de ufak kız çocuklarının karnına yerleştirilerek simbiotik bir bağ sağlanan salyangozların %20 ile %30 oranında daha fazla ADEM üretiyor olmasıydı ve ADEM’i piyasaya sürmek isteyen Fontaine’in umduğu kadar çok üretim yapılabilmesi için çok fazla sayıda kız çocuğuna ihtiyaç vardı. Bu yüzden “Küçük Kız Kardeş Yetimhanesi”ni kuran Fontaine, aslında yetimhanedeki kızları birer kuluçka gibi kullanarak ADEM üretimini katladı. Bir yandan da çok daha fazlasını üretebilmek için Rapture’daki ailelere küçük kızlarını iyi bir gözetim ve eğitim için yetimhaneye yollamaları konusunda reklam yapıyordu. Üzerlerinde yapılan deneyler ve deniz salyangozunun salgıladığı ADEM yüzünden dönüşüme uğrayan küçük kızlar, yetimhanenin isminden yola çıkarak “Küçük Kız Kardeşler” olarak anılmaya başlandı.