lorekeeper-artefakt-oykuleri-monk

Artefakt Öyküleri: Monk

Mistweaver – Sheilun, Staff of the Mists

Monk - Mistweaver


Sheilun, Sisler Asası

Shaohao’yu bilir misin? Ya da İlk Şafağın Yumruğu olan Kang’i? Ak Kaplan Xuen’i? Pandaren halkının binlerce yıl önce üstesinden geldikleri çileleri bilir misin peki?

Sheilun, keşmekeşe dayanılabildiğinin, zorbalığı alt edilebildiğinin, felaketlerin önlenebildiğinin ve dahası şefkatli bir yüreğin tüm bunları gerçek kılabildiğinin yaşayan kanıtıdır. Sheilun yaklaşan sıkıntılı zamanlarda sana büyük destek olacaktır. Onu gururla taşı ve yoldaşlarının evlerine tek parça hâlinde dönmelerini sağla.


Sheilun, Sisler Asası, Bölüm Bir

“Sheilun’a ‘güçlü’ demek çok tuhaf geliyor, değil mi? Onu bir dağı tek hamlede dümdüz etmek veya binlerce düşmanı anlık bir düşünceyle yakıp kül etmek için kullanamazsın. Bazıları bunu hayal kırıklığı yaşatan bir şey olarak görebilir. Ancak sen bir keşişsin. Gücün birçok farklı şekle büründüğünü biliyorsun. Başkaları bir şelalenin kayalara çarpması gibi yıkıcı bir güç isteyebilir. Sen ise bir nehrin sakin ancak önüne geçilemez kuvvetini arıyorsun; kendi içinde dalgalanarak en sert taşları aşındırıp engin kanyonlar yapabilen, savaşçıları alıp sürükleyebilen o kuvveti. İşte Sheilun tam da bu olgunun vücut bulmuş hâlidir.”

– Efendi Xunsu, Ebedi Bahar Taraçası’nın Sisdokuyanı

Bu asa Pandarya üzerinde birçok savaş görmüştü. Bir köle efendilerini alt ettiği zaman oradaydı. Bir imparator bütün kıtayı ölümden kurtardığında da.

Sheilun kadim günlerin ve ruhların mirasını barındırır. Bu asa, muhtaç olanlara yardım etmek isteyenlerin elinde gerçekten büyük bir güce kavuşmaktadır.


Sheilun, Sisler Asası, Bölüm İki

Büyük Bölünme yaşanmadan, Azeroth’un en güney toprakları Pandarya olarak isimlerindirilmeden çok önceleri buradaki bir vadide hayat patlaması oldu. Dört hayvan ruhu, oluşan çekimi hissederek Ebedi Çiçekler Vadisi olarak isimlendirilen bu bölgeye gittiler ve karşılaştıkları gizli güce karşı korkuyla karışık bir hayranlık duydular. Bu dönemde bazı karanlık güçler, vadinin gizemlerine göz koymuşlardı. Bir titan-yapımı Bekçi ile beraberindeki mogu ordusu, bölgeyi mantidlere ve diğer dış tehditlere karşı savundular; ancak içlerinde büyümekte olan şeye karşı hiçbiri hazırlıklı değildi.

Dört ruh, bölgeyi yuvaları olarak seçtiler. Bunlar Ak Kaplan Xuen, Yeşim Ejder Yu’lon, Kızıl Turna Chi-ji ve Siyah Öküz Niuzao idi. Daha sonraki dönemlerde Aziz Semaviler olarak bilineceklerdi.

Ebedi Çiçekler Vadisi’nde bu dört ruhun gözetimi altında çeşitli canlılar hayat buldu. Bunlar arasında bilge jinyular, haylaz hozenlar ve barışçıl pandarenler vardı. Bu ırklar Aziz Semaviler’e taptılar ve karşılığında ruhlar da onlara ilim öğretip rehberlik ettiler. Bir süre barış dolu bir ortam sağlandı.


Sheilun, Sisler Asası, Bölüm Üç

Vadideki barış ortamı uzun sürmedi. Gök Gürültüsü Kralı’nın dehşeti her şeyi bozdu.

Lei Shen adındaki bir mogu savaş efendisi, ustası Bekçi Ra-den’e karşı ayaklanmış, onun gücüne el koyarak kendisini tüm moguların ve aynı zamanda hükmü altında bulunan topraklarda yaşayan herkesin imparatoru ilan etmişti. Boyun eğenleri köleleştirdi, karşı çıkanları ise öldürdü. Önce deneyimsiz jinyu imparatorluğunu ve onların rakipleri olan hozenları fethetti. Pandarenler ise kuzeye, kendilerini himaye edebileceğini düşündükleri Ak Kaplan Xuen’in bulunduğu ancak zor mevsim şartları altındaki soğuk Kun-Lai Zirvesi’ne kaçtılar.

Xuen onlara bir süreliğine ihtiyaçları olan sığınağı sağladı. Ancak kısa süre sonra Lei Shen, Kun-Lai’nin eteklerine bir orduyla yanaştı. Hemen saldırmak yerine meydan okudu: Xuen saklandığı yerden çıkacak ve Gök Gürültüsü Kralı ile çarpışacaktı. Xuen’in kazanması, pandarenlerin özgür kalacakları anlamına geliyordu. Ancak yenilgiye uğraması ise hepsinin köleleştirilmesi demekti. Reddetmek ise yargısız infaz demek oluyordu.

Xuen bu meydan okumayı kabul etti. Gücün semavisi ile Gök Gürültüsü Kralı arasındaki çarpışma günler boyunca gökyüzünü sarstı. En sonunda ise Xuen düşmüştü. Lei Shen onu öldürmedi; onun yerine pandarenlerin bin yıl sürecek kölelik dönemini izlemeye zorlamak için en yüksek tepe olan Neverest Dağı’na götürüp oraya zincirledi.

Xuen hapsedilmiş olsa bile boş durmayacaktı. İşte bu asanın asıl hikâyesi de bu andan itibaren başlıyor.


Sheilun, Sisler Asası, Bölüm Dört

Xuen, bin yıl boyunca yalnızdı ve mogu imparatorluğunun kölelerine uyguladığı affedilemez zulmü izlemekten başka çaresi yoktu. Ve sonra ihtilal tohumlarının atılışını gördü.

Her şey, mogu imparatorluğunun kölelere bu kadar ihtiyaç duymasının bir zayıflık olduğuna inanan Kang adındaki bir pandarenle başladı. Silahsız dövüşmeyi, rakibinin gücünü kendi lehine kullanmayı öğrendi ve tekniğini diğerlerine de öğretti. Bir süre sonra beraberindekilerle Kun-Lai’ye kaçtı ve orada yetenekleriyle felsefelerini gizlilik içinde ustalaştırdılar. Bir gün meditasyon yapmak isteyen Kang, Neverest Dağı’nın tepesine tırmandı ve Xuen’i buldu.

Ak Kaplan’ın tecridi onu ne kızdırmış ne de acıya boğmuştu. Sadece yardım etmek için daha hevesli hâle getirmişti. Kang ve diğer acemi keşişlere gücün yolunu gösterdi –ancak saf beden gücünün değil, dayanma gücünün de. “Bu kadar yüksekte yaşayan küçük canlılara bakın,” dedi. “İşte o zaman gücün ne olduğunu anlayacaksınız.”

Kang etrafına baktı ve Kun-Lai sırtlarında yükselen, birbirinden ayrı tek tük ağacı gördü. Bükülmüşlerdi ve boğumlulardı; ancak Kang, böyle olmaya ihtiyaç duyduklarını hemen anladı. Sert rüzgârlara ve sulu sepken yağan kara karşı dayanabilmeleri gerekiyordu. Gövdeleri dayanıklı ve güçlü olmalıydı, kökleri derinlere ulaşmalıydı.

Keşişlerin manastırlarının duvarlarını oluşturan ve onlara ilk silahlarını yapmak için gereken ahşabı sağlayan bu ağaçlar oldu –ancak hayır, düşmanları gibi kılıçlar değil, asalar yaptılar. Kang kendi asasını Xuen’e götürdü ve Kaplan da onu kutsadı. Kang ona “Sheilun” dedi; yıllar önce moguların zulmü yüzünden ölen oğlunun adını verdi.

Kang, Sheilun’u yıllarca, Pandaren İhtilali boyunca taşıdı. Savaşı kazandıran bu asa değildi. Moguların kölelerini harekete geçiren Kang’ın sözleriydi. Her şey kaybedilmiş gibi gözüktüğü zamanlarda ilerlemesini sağlayan da Kang’ın kendi iradesiydi. Bazı günlerde Sheilun, sadece bir bastondan ibaretti. Bazı günlerde ise moguların kılıçlarının ve baltalarının göğsünü yarıp kalbine saplanmasını engelleyen tek şeydi.

Sheilun, Kang’ın son mogu imparatorunu devirmek için öldüğü gün oradaydı. Eski köle, bu fedakârlığı ile tüm Pandarya’yı özgürlüğüne kavuşturdu.


Sheilun, Sisler Asası, Bölüm Beş

Sheilun, iç dengeyi bularak neler başarılabileceğinin sessiz bir sembolü olabilmesi için dağlardaki manastıra geri götürüldü. Manastırın kendisi ise hiç de öyle sessiz filan değildi. Hatta daha önce hiç bu kadar yoğun olmamıştı.

Xuen pandarenleri uyardı: Artık serbest olabilirlerdi ancak Pandarya’yı fethetmek isteyecek kötücül zihinlere karşı toprakları koruma görevi de artık onlardaydı. Tehlikeli böceğimsi yaratıklar olan mantidler her yüzyılda bir saldırmaya devam edeceklerdi. Onları engelleyen tek şey, mantidlerin bu yıkıcı kargaşasını engellemek için dikilmiş olan Ejderin Omurgası isimli devasa duvarın üzerinde onlarla savaşan cesur yürekli pandarenlerdi.

Kun-Lai’de kalmayı tercih eden keşişler, kendilerini bu tehdide karşı hazırlıklı olmaya adıyorlardı. Ve pandaren keşişleri her yüzyılda bir Ejderin Omurgası üzerinde diziliyor, kuvvetli dalgalar hâlinde gelen mantidlerle yüzleşip topraklarını koruyabilmek için hayatlarını tehlikeye atıyorlardı. Xuen ise bu asırlık savaşlarda bir sisdokuyanın Sheilun’u taşımasına izin veriyordu.

Bu asayı taşıyanların kaç hayat kurtardıklarını söylemek imkânsız. Kaç tanesinin Pandarya’yı korumak için çabalarken hayatını kaybettiğini söylemek de. Ancak fedakârlıkları bir hiç uğruna değildi. Duvar günümüzde bile sapasağlam ayakta durmakta.


Sheilun, Sisler Asası, Bölüm Altı

Yaklaşık on bin yıl önce bu asa, Pandarya’nın son imparatorunun eline geçti. Onun hikâyesini muhtemelen duymuşsunuzdur. Ancak şunu bilin: İmparator Shaohao bir efsane olmadan önce deneyimsiz, kuşku dolu, taşıyacağı yük hakkında hiçbir fikri olmayan genç bir pandarendi.

Kun-Lai’den gelen bir keşiş, Shaohao’nun taç giyme gününde ona Sheilun’u hediye etti. Taze imparator bu asanın önemini bilmiyordu. Keşişi gönderenin Ak Kaplan Xuen olduğunu bile anlamamıştı; hediye edilenin yalnızca güzel bir aksesuar olduğunu düşünüyordu. Shaohao, rahat ve kolay bir hayatı olacağına inanıyordu. Pandarya nesillerdir barış içinde yaşayan bir topraktı. Değişeceğine neden inansındı ki?

Bir jinyu suyakonuşan kâhini, gelecek ile ilgili Shaohao’nun güvenini sarsacak bir görü gördü: Yakında, hem de çok yakında bir iblis ordusu Azeroth’u işgal edecek ve verecekleri zarar, felaket getirecekti.

Pandarya, ardından gelecek olan yıkımdan kurtulamayacaktı.

Shaohao ciddi anlamda endişelenmişti. Yeşim Ejder Yu’lon’a danıştı; o ise imparatora kontrol altında tutamadığı tehlikeli duygularını dizginlemezse hiç kimseyi kurataramayacağını söyledi.

Shaohao, topraklarını kurtarması için gereken bilgeliği bulabilmek için Pandarya boyunca dolaşacaktı. Xuen’in hediyesi olan asası da ona eşlik edecekti. Bu yolculuk, Pandarya’ı sonsuza kadar değiştirecekti.


Sheilun, Sisler Asası, Bölüm Yedi

Shaohao yolculuğuna, haylaz ve şakacı arkadaşı Maymun Kral ile birlikte çıktı. Henüz çok ilerleyememişlerdi ki korkunç bir rüzgâr onları sarmaladı. Maymun Kral rüzgârla birlikte savruldu ve gözden kayboldu. Başlarına gelen, Shaohao’nun daha önce hiç karşılaşmadığı bir olaydı; bir süre sonra ayakta durmakta güçlük çekmeye başladı.

Şüphe ve ümitsizlik imparatorun zihninde uyanmaya başladı…ve ardından dışarı taşıp canavarımsı varlıklar olarak vücut buldular. Yeşim Ejder kendisine duygularının tehlikeli olduğunu söylediğinde aslında düşmüş bir Eski Tanrı’nın kadim gölgeleri olan shaları kastetmişti. Korkunç Şüphe Shası ve Ümitsizlik Shası, Shaohao’nun karşısına çıktılar. Onları yok etmek isteyen Shaohao, duygularından arınmak ve yüklerinden kurtulmak için Kızıl Turna Chi-Ji’nin sözlerini dinlemek zorunda kaldı.

Dostunun ardından ilerlemeye devam etti ve onu Ejderin Omurgası’nın ötesindeki mantid topraklarına kadar izledi.


Sheilun, Sisler Asası, Bölüm Sekiz

Shaohao, Ejderin Omurgası üzerinden mantid topraklarına baktığında korkudan olduğu yere çakılmıştı. Onların bölgesine girmek kaçınılmaz bir ölümle neredeyse aynı anlama geliyordu. Korku Shası, düşüncelerini adeta felç ederek onu olduğu yere mıhladı. Orada bulunan Siyah Öküz Niuzao ise korkunun onun sadece zihnini kontrol ettiğini ancak ayaklarına hükmetmediğini hatırlattı. Shaohao anlamıştı; kendisini korkunun kıskacından sıyırdı ve ilerlemeye devam etti.

Shaohao, Maymun Kral’ı mantidlerin elinden kurtardı ve birlikte güvenli bir yere gittiler. Artık korkusu, şüphesi ve ümitsizliğinden kurtulmuş olan Shaohao, kendisini Yakan Lejyon’un kudretinin karşısında durmaya hazır hissediyordu.

Ancak onların karşısında tek başına durmasına gerek yoktu. Hükmedebileceği bir ordu istiyordu. Bu yüzden Kun-Lai’ye tırmandı…ve nihayetinde Xuen ile yüz yüze geldi.


Sheilun, Sisler Asası, Bölüm Dokuz

Kun-Lai’nin tepesindeki manastır, geçen yıllar boyunca değişmişti. Bir zamanlar tüm özgür fikirlilerin sığınağı iken şimdi sadece bölgenin en adanmış savaşçılarının antrenman sahasıydı. Bu kişiler, mantidlerle ve Pandaria’nın tüm diğer düşmanlarıyla savaşmak için eğitilmişlerdi.

Shaohao kendinden emin bir şekilde geldi ve onlardan otoriteye boyun eğmelerin talep etti. Xuen, onun taç giyme töreninde hediye edilen asayı, Sheilun’u taşıdığını ancak imparator için bunun bir bastondan öte olmadığını gördü. Ak Kaplan aynı zamanda imparatorun kendisini birçok tehlikeli duygudan arındırmış olduğunu da fark etti…öfke hariç. Yo, Shaohao’nun Lejyon’a karşı hissettiği öfke onu küstah ve dikkatsiz yapmıştı.

“Neden savaşıyorsun?” diye sordu Xuen.

“İblis ordularını yok etmek için! Bana karşı koyanları ezmek için!” diye haykırdı Shaohao.

Xuen basit bir meydan okumayla karşılık verdi: “Bu keşişlerden bir tanesine bile vurabilirsen ancak o zaman hepsine hükmedebilirsin.” Shaohao kabul etti. Sheilun’u tekrar ve tekrar savurdu ancak tek bir darbe indiremedi. Keşişler oldukça yeteneklilerdi. Ondan kolaylıkla kaçıyorlardı.

Shaohao’nun utancı ve öfkesi gittikçe arttı ve en sonunda patlak verdi. Korkunç bir karanlık içinden fırladı ve Shaohao, bir anlık öfkeyle Sheilun’u dizleri üstinde kırdı ve Öfke Shası’nın gücüyle saldırıya geçti. Kendine geldiğinde kontrol altına alamadığı saldırganlığının kurbanı olan bir keşişin cansız bedeni yerde yatıyordu.

Xuen, imparatorun kalbinin, hayatını aldığı kişi için paramparça oluşunu izledi. Ardından Shaohao, hatasını kabullenmiş bir şekilde kendisini sonsuza dek öfkeden arındırarak alçakgönüllülükle diz çöktü.

“Tekrar soruyorum, neden savaşıyorsun?” diye sordu Xuen.

“Koruduğum halkım için,” diye yanıtladı Shaohoa. “Onlar için son nefesimi veririm.”

Shaohao artık kaderini yaşamak için hazırdı. Kırılmış olan asanın bir parçasını aldı ve Pandarya’yı kurtarmaya hazır bir şekilde Ebedi Çiçekler Vadisi’ne geri döndü.


Sheilun, Sisler Asası, Bölüm On

Lejyon, kuzeydeki toprakları işgal etmişti. Ebediyet Pınarı’nın bulunduğu yerde korkunç bir savaş veriliyordu. Ve yakında, çok yakında, her şey bitecekti.

Shaohao halkının arasına döndü ve onlara güven aşılamaya çalıştı; ancak güvenden eser yoktu. Büyük Bölünme kapıdaydı ve hiddeti tüm Azeroth’u sonsuza kadar değiştirecekti. Bunu engellemek için yapılabilecek hiçbir şey yoktu.

Shaohao’nun tüm yapabileceği onları yok olmaktan kurtarmaktı. Elinde Sheilun’u tutan Shaohao, son nefesini topraklarını ve üzerinde yaşayan her şeyi korumak için verdi. Asa daha önce sayısız hayat kurtarmıştı –ve o anda da daha fazlasını kurtardı.

Tüm yüklerinden ve karanlık duygularından arınmış olan Shaohao, toprakla bütün oldu. Sheilun sayesinde ruhu biçim değiştirdi ve Pandarya’yı çevreleyecek yoğun bir sise dönüştü.

Pandarya, dünyanın geri kalanını sarmalayan kaostan etkilenmemiş bir biçimde sürüklendi. Büyük Bölünme bu topraklara dokunmadı; sisler ise takip eden binlerce yıl boyunca Pandarya’yı korumaya devam edecekti.

Shaohao o gün kaybedilmiş olsa da Sheilun var olmaya devam etti.


Sheilun, Sisler Asası, Bölüm On Bir

Sheilun, Shaohao’nun miracından kısa bir süre sonra bulundu. Keşişler onu bin yıl boyunca güvenle saklanacağı Ebedi Bahar Taraçası’na götürdüler.

Birkaç nesil önce bir sisdokuyan, asanın tarihi ve anlamı hakkında uzun yazılar yazdı.

“Shaohao’yu o fedakârlığı yapması için teşvik eden Sheilun değildi. Kang’ı, halkını özgürleştiren ihtilali başlatması için yüreklendiren Sheilun değildi. Sayısız mantid döngüsü boyunca Ejderin Omurgası’nı ayakta tutan Sheilun değildi. Ancak tüm bu olaylar yaşanırken oradaydı, harekete geçebilecek yüreğe sahip kişilerin elindeydi. Başkalarını kurtarmak için her şeyi feda etmeye hazır olanların en harikulade yoldaşıydı. Ve sanıyorum ki henüz son sahibini bulmadı.”

– Efendi Xunsu, Ebedi Bahar Taraçası Sisdokuyanı